NAKŞİBENDİ TARİKATI MÜRŞİTLER SİLSİLESİ, HİNDUİZM ve BUDİZM

 Elhamdulillâhi Rabbil âlemin Vessalâtü vesselâmü alâ Rasûlinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve eshâbihi ecA-ALLAH LAFZImeîn.
Bismillâhirrâhmânirrahîm
Her hayrın ve şerrin yegane yaratıcısı kendisinden başka İlah olmayan Allahu Tealadır. O’nun eşi ve benzeri ve dengi yoktur. Herkese kuvvet ve hayat veren O’dur.  

ÖNSÖZ: Bu yazımızda Hinduizm ve Budizm felsefeleri hakkında söz etmemizin maksadı; İslam düşmanı ateist, mezhepsiz ve reformist sapkınların İslami Tarikatların  Hint ve Budist felsefelerden kaynaklandığı yalan ve iftiralarının asılsız olduğunu belgelemek içindir

NOT: HATME-İ HACEGAN DUASINI ORJİNALİNDEN OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ:
Hatme Duası (Arabça-Türkçe)

SORU: Tarikat Nedir?
CEVAP
: Tarikat kâmil ve mükemmil bir rehberin gözetiminde, nefsi kötülüklerden, ruhu masiva sevgisinden temizleyerek, kalbi İlahi isimlerin nurunu algılayacak saf ayna haline getirmek ve imanı taklitten kurtarıp ilmel yakîn, aynel yakîn ve hakkal yakîn derecesine kavuşturarak, dinde ihlası elde etmektir tarikat. 
      İslami tarikatlardan olan Nakşibendî tarikatı ve gerekse Kâdirî ve sair tarikatlar ancak; sufinin yaşamına Kur’an ve Sünneti uygulatmak için var olmuşlardır.. Bugüne dek hak tarikatlardan hiç birisi itikatta ehli sünnet inancı ile amelde  dört hak mezhepten başkasına tabi olmamışlardır.  Şayet varsa bunların dışında bir yol, o yol sapkınların yoldur. O sapıkların tarikatları bu güzide yolun erbablarına asla mal edilemez.
Eğer; ”Madem siz Kur’an ve Sünnetlere göre amel ediyorsanız, şu halde tarikata ve mürşide ne gerek var?” denilirse, onlara şu soru ile cevap verilir; “Sizler gideceğiniz bir adrese, yolu bilen kimse ile mi, yoksa kendi kendinize mi daha çabuk ve kolay ulaşabilirsiniz? ” denilir.
      Öğretmensiz ve ustasız kasap dahi olunamazken, ebedi hayatın istikbali nasıl ihmal edilebilir?
Velhasıl şu bir gerçektir ki, gerek Nakşibendi ve gerekse Kadiri ,Halveti, Gülşeni ve isimlerini burada sayamadığımız diğer itikatta ehli sünnet tarikatları, durumları itibari ile geçmişten günümüze dek Ehli Sünnetin kalesi ve muhafızı olmuşlardır. Bu sebepledir ki dinde reformcuların ve selefiyeci mezhepsizlerin karalama hedef tahtaları olmuşlardır.

SORU: Bazı münkirler Tasavvufun Hinduizm, Budizm ve eski Yunan felsefesinden alındığını iddia etmekteler. Bu iddiaları doğru mudur?

CEVAP: Bu sorunun cevabı yukarıda; “.. gerek Nakşibendi ve gerekse Kadiri ve diğer İslami tarikatların hiç birisi Kur’an ve Sünneti hayata tatbik etmekten başka bir yol değildir.” şeklinde verilmişti. İslam Tasavvufunun uyduruk dinlerle asla bir bağlantısı yoktur. İmanda aynel yakîn, hakkel yakîn mertebelerine ulaşarak Allah’ın emirleri ve O’nun Rasulünün sünnetlerini severek yapmanın tarikat olduğundan haberi olmayan tasavvuf cahili kimseler, putperestlik ve reenkarnasyon inancı üzerine kurulu olan Budizm ve Hinduizm ile İslami tarikatları birbirine karıştırmak çukuruna düşmüş bulunmaktadır. Gerek Budizm ve gerekse Yunan felsefesi ve Hinduizm de, Allah, Peygamber ve vahiy inancı yoktur. Ahiret, cennet, cehennem ve hesap vermek inancıda yoktur. Budistlerin “Nirvana” dedikleri, maddede yok olma mertebesinden başka bir amaçları da yoktur. Onun amacıda kişinin şu fani dünyada acı çekmesinden kurtulması için yapılır. İmamı Rabbani hazretlerinin buyurduğu gibi; onlar sadece nefsin sefasına kavuşurlar. Ahirette ise hüsran ve cehennemdedirler.
        Kur’an’ın emir ve yasaklarına riayet edip, Peygamber aleyhissalatü vessalam Efendimizin sünnetlerini yaşayarak O’nun ahlakı ile ahlaklanma yolu olan İslam Tasavvufu, Tasavvuf inkarcılarının sözettiği gibi adı geçen batıl inançlarla uzaktan ve yakından bir alakası mevcut değildir. Hatta onlardan herhangi bir alıntı yapanlara “Bid’at Ehli” denilerek dışlanmışlardır.
        Hakiki tasavvuf; sapık tarikatçıların ihdas ettikleri yanlış tasavvuftan da, bunlara bakarak hüküm çıkaran ve gerçek tasavvuftan bihaber mezhebsiz ve reformist yazar ve ilahiyatçıların iftiralarından da tamamen arı ve durudur.  Budizm felsefesinde nirvana denilen “fena filmadde“(madde de yok oluş) vardır. İneklere ve böceklere tapmak itikadı olan Hinduizm’de ise, reenkarnasyondenilen, ahireti inkar inancı vardır. Bu batıl dinlerde doğal güçleri olduğu sanılan putlara tapınmak vardır. Gerçek tasavvufta ise, Allah’tan başkasını ilah edinmek ve onların hakikatlerin de kuvvet ve kudret olduğuna inanmak şirktir. Kur’an ve sünnetin dışında ihdas edilen bir amelle amel etmek bid’attir. Bid’at ise büyük günahlardandır. İnançta bid’at ise, küfürdür. Gerçek tasavvuf,  Kur’an ve sünnetin sınırları dışına  asla çıkamaz. Çıkan olursa, o İslam tasavvufu değil, sapık bir tarikat olarak addedilir.
Gerçek imandan ve izandan uzak tasavvuf münkiri mezhebsizlerde bu işin gerçeğini biliyorlar ama; amaçaları çamur atmak olduğu için çamurdan bir türlü uzak kalamıyorlar. Çamurla uğraşanlara yaptıkları iş, bir süre sonra doğalarının gereği gibi gözükmeye başladığı için asla kendilerinin dışındaki hakikati göremezler. 

 

       B U D İ Z M :


       Budizm’in dört kolu; Hiyana ve Mahayana, Vajrayana ve Karuna :
Hinayana; “(küçük taşıt) adı da verilen Theravada Budizmi (eskilerin yolu), bireyleri bu Dünya’nın sıkıntı ve ızdı­raplarından kurtarmayı amaçlar.  Buna göre, acı çekmekten kurtulmanın tek yolu, yaşamdan el etek çekerek, Nirvana‘ya ulaşmakla elde edilebilecek olan ahlak yetkinliğidir.”
       Mahayana Budizmi; (büyük taşıt),” bireyden çok tüm insanlığı, yani bütünü dikkate alır. Bu anlayışa göre, büyük borç gerçekte tüm insanlığa hizmet ettikten sonra ödenmiş olacaktır ve bireyin yalnızca kendisini kurtarmasının hiçbir önemi yoktur.”
       Vajrayana; “üçüncü büyük mezhep olan Vajrayana, Mahayana’dan türemiş tantrik bir okuldur. Felsefî açıdan Mahayana’dan çok farklı değildir ancak uygulamada yepyeni yöntemler ekler.”
       Karuna; “adı verilen Budist merhamet anlayışı da tüm okullarda ortaktır.
       Bütün Budist mezhepler “yeniden doğum” (reankarnasyon) ve karma inançlarını kabul eder. Bundan başka bütün Budist mezhepleri ve okulları Dört Yüce Gerçek, Sekiz Aşamalı Asil Yol, 12 halkalı nedensellik yasası gibi temel Budist öğretileri kabul eder.”

      İslam Tasavvufu; tamamen Kur’an ve sünnete dayalı, Allah’ın rızası ve sevgisi tek amaç edinilmiş olup, kalbi Allah sevgisi ile süslemek yoludur. Gerçek tasavvufta Kur’an’a ve sünnete dayanmayan hiç bir amel ve inanç yoktur. Aksini iddia edenler bazı sapık tarikatları ve şeyhlerini ölçü göstererek mü’minleri Allah’ın rızasına ve muhabbetine götüren yoldan alıkoyup kendilerine kul etmeye çalışın kimselerdir.

      Allah’ı Zikir
:

      Şeyhlerin taliblere zikir telkin etmesi Kur’an, Sünnet ve İcma ile sabittir. İşte delili: Kur’an’da zikir, mealen:
-“Ne ticaret ne de alışveriş onları Allah’ı zikirden, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkor
.” (Nur s.ayet 37)  Hadis-i şeriflerde zikir; İmam-ı Ahmed İbn-i Hanbel hz.leri meşhur Müsned’inde (Rasulullahın hadislerini ihtiva eden sahih bir hadis kaynağıdır.) şu rivayete yer verir:

-”Rasulullah(s.a.v.) eshabına hem tek olarak, hemde toplu olarak zikir taliminde bulunmuştur. Hz. Ali’den sahih bir senedle şöyle nakledilir:
-“Hz.Ali(r.a.) kulları Allah’a en kestirmeden götüren yolu peygamber(s.a.v.) efendimize sorunca, O şöyle cevap verdi:”
Ey Ali yalnızken ve tenhada iken, Allah’ı zikret diye buyurdu
.

 

      NAKŞİBENDİLİĞİN KÖKÜ:

Nakşibendi Tarikat-ı Âliyesinin temeli şu üç mürşidler silsilesi ile Peygamber (s.a.v.) Efendimize dayanır:

    Birinci Silsile:
1- Allahın Rasulü Muhammed Mustafa(s.a.v.)efendimiz.
2- Hz.Ali (r.a),
3- Hz.Hüseyin(r.a.)
4- İmam Zeynel Abidin(k.s.),   
5- İmam Muhammed Bakır(k.s.),
6- İmam Cafer sadık(k.s.),
7- Musa Kazım(k.s.)
8- İmam Ali Rıza(k.s.)
9- Maruf-u Kerhi(k.s.)

    İkinci silsile:
1- Hz.Ali
2- Hasan-ı Basri
3- Habib-i Acemi
4- Davud-i Tai hz.
5- Marufi Kerhi hazretleri hem davudi Tai hz.den ve hem İmam Ali Rıza hz.den icazetini alarak iki yolun feyzi kendinden sonraki velilere intikal etmiştir.
6- Sırrı Sekati(k.s.)

7- Cüneydi Bağdadi(k.s.),
8- Ebu Ali Ruzbari(k.s.)
9- Ebu Ali Katib(k.s)
10- Ebu Osman Mağribi(k.s.)
11- Ebul-Kasım Gürgani(k.s.)
12- Ebu Ali Farmidi(k.s.)

     Üçüncü silsile(Altın Silsile):
1-  Rasulullah(s.a.v.) efendimiz
2-  Ebu Bekir Sıddık (r.a.) efendimiz
3-  Selman-ı Farisi(r.a.) efendimiz
4-  Ebu Bekir Sıddık ‘ın torunu Kasım(k.s.)
5-  İmam Cafer-i Sadık efendimize, (Cafer-i Sadık’tan da üveysi olarak Beyazid-i Bistami’ye)
6-  Beyazidi Bistami (k.s.) hazretlerine, (Ondanda üveysi olarak Ebul Hasan Harkani’ye)
7-  Ebul Hasan Harkani (k.s.) hazretlerine,
8-  Ebu Ali Farmidi (k.s.) hz.lerine intikal etmiştir. (Vefatı: 1084 miladi yılı)

      Dikkat edilirse birinci silsilenin mürşidi İmam Ali Rıza hz.leri ile, ikinci silsilenin mürşidi Davud-u Tai hazretlerinden Marufu Kerhi hz.leri irşad icazetini aldıktan sonra, her iki yol kendisinde birleşerek sonraki mürşidlere silsile yolu ile  Ebul-Kasım Gürgani(k.s.) hz.lerine ve Ondan da    Ebu Ali Farmidi hazretlerine intikal ediyor. Ebu Ali Farimidi hz.leri  ise 3. Silsilenin mürşidi Ebul Hasan Harkani hz.lerinden de o yolun icazetini alarak her üç silsilenin feyzi  cem olarak kendinden sonraki mürşidlere intikal ediyor.    
Bu silsilenin hiçbir kopukluğa uğramadan Rasulullah(s.a.v.) Efendimize kadar uzanmakta olduğu görülmekle bu iftiracıların iddialarının asılsız olduğu açığa çıkmaktadır.

     Bundan sonra silsile şöyle devâm eder:

9- Yûsuf Hemedânî                         (ö. 535/1140-41)
10-Abdulhâlik Gücduvânî …….. (ö. 617/1220-21)
11-Hoca Ârif Rivgerî                       (ö. 649/1251)
12-Mahmud İncir Faşnevî …….. (ö. 670/1271)
13-Ali Râmitenî (Azizan) ……. .  (ö. 705/1305, 715/1315)
14-Muhammed Baba Semmâsî .(ö. 740/1339)
15-Seyyid Emir Külâl                      (ö. 777/1375)
16-Bahaeddin Buhari Nakşibend (ö. 791/1389)
17-Muhammed Alâeddin Attâr.  (ö. 802/1399)
18-Mevlânâ Ya’kub Çerhî ……..  (ö. 847/1443)
19-Ubeydullah Taşkendî ………. (ö. 895/1490)
20-Muhammed Parsa ….. …….. (ö. 922/1516-17)
21-Derviş Muhammed                   (ö. 970/1562)
22-Hacegî Emkenegi                      (ö. 1008/1599)
23-Muhammed Baki Billah …… (ö. 1014/1605)
24-İmam Rabbânî …                       (ö. 1034/1625)
25-Muhammed Ma’sum ……….. (ö. 1098/1687)
26-M. Seyfeddin Fârukî ……….. (ö.1100/ 1689)
27-Muhammed Bedvânî ……….. (ö. 1135/1723)
28-Şemseddin Habibullah ……..   (ö. 1195/1781)

29-Abdullah Dehlevî ….. ………   (ö. 1240/1824-25)
30-Mevlânâ Hâlid Bağdâdî ……. (ö. 1242/1826)

Mevlana Halit hazretlerinden sonra Nakşibendiye tarikatı bir kaç kola ayrılmaktadır. Bunlardan birisi de Menzil Koludur.

NAKŞİBENDÎ HALİDÎ MENZİL KOLU:  (Şeyh Ahmedül-Haznevi Kolu Menzil kolu ile Şeyh Ahmedül Haznevi hazretlerinde birleşirler)
30- Şeyh Mevlana Halid Bağdadi (ö. 1242/1826)
31- Şeyh Seyyid Abdullah
32- Şeyh Seyyid Tâhâ Hakkâri
(18641918
33- Şeyh Seyyid Sıbğatullahi Arvasi
34- Şeyh Abdurrahmani Tagi
35- Şeyh Fethullah Verkanisi
36- Şeyh Muhammed Diyauddin
37- Şeyh Ahmed’ul Haznevi (
Buradan Şeyh Muhammed Masum el-Haznevî kolu devam eder. Listesi altta belirtilmiştir.)
38- Şeyh Seyyid Abdulhakim Hüseyni
39- Şeyh Seyyid Muhammed Raşid
40- Şeyh Seyyid Abdulbaki Gavsi Sani 
(Kaddes Allâhu esrârahum ilâ ervâh)


 NAKŞİBENDİ HALİDİ ŞEYH AHMED EL-HAZNEVİ KOLU:
(Menzil Kolu ile Şeyh Ahmedül-Haznevi Hazretlerinde birleşirler)
30. Şeyh Mevlânâ Halid el-Bağdâdî [kuddise sırruhû]
31. Şeyh Seyyid Abdullah Hakkârî [kuddise sırruhû]
32. Şeyh Seyyid Tâhâ Hakkârî [kuddise sırruhû]
33. Şeyh Seyyid Sıbgatullah Arvâsî [kuddise sırruhû]
34. Şeyh Abdurrahman Tâhî [kuddise sırruhû]
35. Şeyh Fethullah Verkânisî [kuddise sırruhû]
36. Şeyh Muhammed Diyâeddin Nurşînî [kuddise sırruhû]
37. Şeyh Ahmed el-Haznevî [kuddise sırruhû]
38. Şeyh Muhammed Masum el-Haznevî [kuddise sırruhû]
39. Şeyh Alaaddin el-Haznevî [kuddise sırruhû]
40. Şeyh İzzeddin el-Haznevî [kuddise sırruhû]
41. Şeyh Muhammed el-Haznevî [kuddise sırruhû] ŞU ANDA BULUNAN HAZNEVİ MÜRŞİDİ
ŞEYH MUHAMMED MUTA EL HAZNEVİ K.S HAZRETLERİDİR

42. Şeyh Muhammed Muta’ el-Haznevî [kuddise sırruhû]

ŞEYHU’L MEŞAYIH MUHAMMED ES’AD ERBİLÎ (k.s.) HAZRETLERİ KOLU

Allah’ın Rasulü Muhammed Mustafa Efendimiz (S.A.V.)
1. Seyyidinâ Hz. Ebû Bekir Sıddîk (r.a.)                                       12. Hz. Alî Râmitenî (k.s.)

2. Hz. Selmân-ı Fârisî (r.a.)                                                             13. Hz. Muhammed Baba Semmasî (k.s.)
3. Hz. Kâsım bin Muhammed (r.a.)                                               14. Hz. Seyyid Emir Külâl (k.s.)
4. Hz. Cafer-i Sâdık (r.a.)                                                                 15. Hz. Şah-ı Nakşibend Muhammed Bahâüddin (k.s.)
5. Beyazid-i Bistâmî (k.s.)                                                                16. Hz. Alâaddin Attâr (k.s.)
6. Hz. Ebü l-Hasan Harkânî (k.s.)                                                  17. Hz. Yakub-ı Çerhî (k.s.)
7. Hz. Ebû Alî Farmedî (k.s.)                                                           18. Hz. Ubeydullah Ahrâr (k.s.)
8. Hz. Yûsuf Hemedânî (k.s.)                                                          19. Kadı Muhammed Zâhid (k.s.)
9. Hz. Abdulhâlık Gocdüvânî (k.s.)                                                20. Derviş Muhammed (k.s.)
10. Hz. Ârif-i Rivgirî (k.s.)                                                                21. Hâcegî Muhammed Emkenegî (k.s.)
11. Hz. Mahmûd Fağnevî (k.s.)                                                        22. Muhammed Bâkî-billâh (k.s.)
——————————————————————————————————————–
23. Müceddid-i Elf-i Sânî İmam-ı Rabbânî                                 30. Tâhâ’l-Hakkârî (k.s.)
24. Urvetül Vüskâ Muhammed Ma’sum Fârûkî (k.s.)               31. Tâhâ’l-Harîrî (k.s.)
25. Şeyh Seyfüddîn-i Fârûkî (k.s.)                                                 32. Şeyhu’l Meşâyîh Muhammed Es’ad Erbilî (k.s.)
26. Seyyid Nûr Muhammed Bedâyûnî (k.s.)                               33. Hz. Mahmûd Sâmî Ramazanoğlu (k.s.)
27. Hz. Mazhar-ı Cân-ı Cânân Şemsüddîn (k.s.)                        34. Musa Topbaş (k.s.)
28. Hz. Abdullah Pîr Dehlevî (k.s.)                                               35. Osman Nuri Topbaş hoca efendi
29. Şemsü ş Şümûs Hz. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî (k.s.)                  ……………………………………………………………………….

 

Nakşibendi Şeyhi Mahmud Efendi(k.s.) Hazretleri Kolu


Allah’ın Rasulü Muhammed Mustafa Efendimiz (S.A.V.)
1. Seyyidinâ Hz. Ebû Bekir Sıddîk (r.a.)                                       12. Hz. Alî Râmitenî (k.s.)

2. Hz. Selmân-ı Fârisî (r.a.)                                                             13. Hz. Muhammed Baba Semmasî (k.s.)
3. Hz. Kâsım bin Muhammed (r.a.)                                               14. Hz. Seyyid Emir Külâl (k.s.)
4. Hz. Cafer-i Sâdık (r.a.)                                                                 15. Hz. Şah-ı Nakşibend Muhammed Bahâüddin (k.s.)
5. Beyazid-i Bistâmî (k.s.)                                                                16. Hz. Alâaddin Attâr (k.s.)
6. Hz. Ebü l-Hasan Harkânî (k.s.)                                                  17. Hz. Yakub-ı Çerhî (k.s.)
7. Hz. Ebû Alî Farmedî (k.s.)                                                           18. Hz. Ubeydullah Ahrâr (k.s.)
8. Hz. Yûsuf Hemedânî (k.s.)                                                          19. Kadı Muhammed Zâhid (k.s.)
9. Hz. Abdulhâlık Gocdüvânî (k.s.)                                                20. Derviş Muhammed (k.s.)
10. Hz. Ârif-i Rivgirî (k.s.)                                                                21. Hâcegî Muhammed Emkenegî (k.s.)
11. Hz. Mahmûd Fağnevî (k.s.)                                                        22. Muhammed Bâkî-billâh (k.s.)
——————————————————————————————————————–
23. Müceddid-i Elf-i Sânî İmam-ı Rabbânî
24. Urvetül Vüskâ Muhammed Ma’sum Fârûkî (k.s.)               

25. Şeyh Seyfüddîn-i Fârûkî (k.s.)                                                 
26. Seyyid Nûr Muhammed Bedâyûnî (k.s.)                               
27. Hz. Mazhar-ı Cân-ı Cânân Şemsüddîn (k.s.)                       
28. Hz. Abdullah Pîr Dehlevî (k.s.)                                               
 29-
Muhammed Halid Ziyaüddin (Kuddise sirrahu)
30-Abdullah el Mücaviru fi Beledillah (Kuddise sirrahu)
31- Muahmmed Musatafa İsmet Garibullah (Kuddise sirrahu)
32- Halil Nurullah el Zağravi (Kuddise sirrahu)
33- Ali Rıza el Bezzaz (Kuddise sirrahu)
34- Ali Haydar El Ehishevi (Kuddise sirrahu)
35- Şeyhuna MAHMUD EL OFİ (KaddessAllahu Teala Esrarahum)

 

KADDES ALLÂHU TEÂLÂ ESRÂRAHUM İLÂ ERVÂH (Allahu Teala Onların (Tüm Sâdâtların) ruhlarının sırrını mukaddes eylesin.)

 

Not: Seyyid Abdullah hazretlerinin bu silsilede okunması, yeğeni Seyyid Taha Hz.leri tarafından silsileye dahil edilmesi iledir.
SORU: Bir kimse; “ALLAH, ALLAH” diye yapılan zikrin bid’at olduğunu iddia etmektedir. Doğrusu nedir?

 CEVAP:
-“O akıl sahipleri) öyle kimselerdir ki, ayakta, oturdukları halde ve yanları üzere (yaslanmış) oldukları halde Allahu Teâlâyı zikrederler ve göklerin, yerlerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler.” (Âl-i İmran S. Ayet: 191)
Ahmed bin Hanbelin Müsned’indeki bir Hadis-i Şerifte mealen:
-”Yeryüzünde “Allah, Allah” diye zikredenler yaşadıkları sürece kıyamet kopmaz.”

        
Allah’ın Rasulu  (salat ve selam üzerine olsun) Allah, Allah diye zikrin yapılacağını buyuruyor, bu şeyhlikten istifa eden adam ise; “böyle zikir yapmak bid’attir” diyor. Bu adamın bu hadisi şeriflerden galiba haberi yok. Ki, öyle olduğu durumundan belli.  Peygamber (salat ve selam ona olsun) Efendimizin hadislerinden haberi bile olmayan adamlar çıkp bir fikir atıyor meydana ve etrafında bir topluluk oluşuyor. Bu çok vahim bir durumdur. Bu durumlardan zamanımızın müslümanlarının bir çoğu dünyaya fazla dalmalarından dolayı, din ilimlerini ne kadar ihmal edip bilgisiz kaldıklarını esefle anlamaktayız.
         HATME-İ HACEGAN:
         SORU: Hatmi Haceganın sünnette yeri olmadığı söylenmektedir. Bu iddianın doğruluğu nedir? 
         CEVAP: Hatme-i Haceganın sünnetteki delili:

Hatm-i hâcegân Nakşbendiyye tarikatında toplu zikre verilen addır. Asr-ı saadette bizzat Hz. Peygamberin toplu zikir yaptırdığını gösteren rivayetler vardır. Ahmet bin Hanbel, Şeddat bin Evs’ten(r.a.) sahih bir hadis-i şerif kaydı ile şöyle rivayet eder: “Biz Rasulullah’ın (s.a.v) huzurunda idik, O:
-“Aranızda hırıstiyan, yahudi ya da şeriatın esrarına vakıf olmayan yabancı birisi varmı?” deyince , biz de:
-“Yoktur ey Allahın elçisi” dedik. Bunun üzerine efendimiz kapının kapatılmasını emretti ve :
-”Ellerinizi kaldırın ve Lâ ilahe illallah deyin.” buyurdular.
Bunun üzerine ellerimizi kaldırdık ve “Lâ ilâhe illallah” dedik.
Sonra Hz. Peygamber Efendimiz:
-”Allah’a hamdolsun. Ya Rabbi, Sen Beni bu kelime ile gönderdin, Bana bunu emrettin ve onda bana cenneti vaad ettin. Sen vaadinden dönmezsin.” dedi.
Sonra da şöyle buyurdu:
-”Sevinmez misiniz? Allah sizin hepinizi affetti.” buyurdular.  (Müsned, IV, 124)

Bu hadisi şerifte buyurulduğu gibi insanların tevhid ile veya başka ilahî isimlerle zikretmek üzere bir araya gelmeleri sünnetteki uygulamaya uygundur. Peygamber Efendimizin; “İçinizde yabancı var mı?” buyurması, aralarında yapacakları işi yadırgayacak bir kimsenin bulunup bulunmadığının kontrolü içindir. Bu da Hatme-i Hacegana ehil olmayan yabancıların içeri alınmamasının delilidir.
Toplu zikrin asr-ı saadetteki bir başka örneği Ebû Saîd el-Hudrî’den gelen bir rivayette anlatılmaktadır. Bu rivayete göre Allah’ın Rasûlü bir gün halka teşkil etmiş bulunan bir sahabe topluluğunun yanına yaklaştı. Onlara niçin böyle oturduklarını sorduğunda onlar: “Kendilerine başta İslam olmak üzere pek çok nimetler veren Allah’ı zikretmek için bir araya geldiklerini anlattılar.
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz tekrar:
-”Siz gerçekten sadece Allah’ ı zikretmek için mi toplandınız?” diye ısrarla sorunca Sahabîler:
-”Vallahi sadece bu maksatla bir araya geldik.” diye yemin ettiler.
Bunun üzerine Hz. Peygamber:
-”Israrla sormam sizi itham ettiğim için değildi. Cebrail bana: “Allah’ın sizlerle meleklerine karşı iftihar ettiğini haber verince ben de sizin tam olarak ne ile meşgul olduğunuzu anlamak istedim.” buyurdular.
(bk. Müslim, Zikir, hadis: 2701)

      H İ N D U İ Z M

         Doğru ile eğriyi birbirine karıştıran mezhepsiz felsefeciler İslamın ihlası elde etmek yolu olan Nakşibendi yolu ile çok tanrılı vahye dayanmayan Hidu dini Hinduizmi birbirne karıştırarak İslam Tarikatlerini  Hinduizme benzetmektedirler. Kedi yavrusunu yiyeceği zaman fareye benzeterek yermiş. Bu sapıklarda Hak ile batılı birbirine karıştırarak müminlerin kafasını karıştırmayı bir kazanç addediyorlar. Eğri bastonun doğru gölgesi düşmez. Bu kalbleri buzuk kimselerden de bu beklenir ancak.
       “Hinduizm, çeşitli görüşleri, dini inanışları, mitolojik davranışları ve ibadetleri içine alan ve Hindistan’da yaşayan Hinduların tâbi olduğu inançlar ve görenekler ile dini ve sosyal kurumların tamamına verilen ismdir. Tek başına bir dini inanış biçimi olmaktan ziyade sosyal bir sistem olarak yaşayan Hinduizmin dini temelleri Veda dinine ve Brahmanizme dayanmaktadır. Bu sebeple zamanımızda Brahmanizmle Hinduizmin birbirinin yerine kullanıldıkları görülmektedir.          Tarih bakımından M.Ö 2000 yılın son yüzyıllarında Hindistan’a yerleşen Hintlilerin kutsal saydıkları “Vedalar” adlı İlkçağ metinlerine dayanan Hinduizm, M.Ö. 1200-500 yılları arasında Hint yarımadasını işgal eden Ârilerin dini inanışı hâline geldi. Daha sonraki zamanlarda bazı değişiklikler göstererek zamanımıza kadar ulaştı.          Hinduizmde iki temel inanç esası vardır:
          Birincisi; tenasüh (reenkarnasyon), yani ruhun bir bedenden başka bir bedene geçmesi inanışıdır. Hinduizme göre varlıkların ruhları, öldükten sonra başka bir varlığın bedenine dönebilirler. Tenasüh yoluyla ruhların yükselmeleri düşünüldüğü gibi, yaptıkları işlere göre aşağı derecelere indikleri de kabul edilir.          İkinci temel inanış ise kast sistemidir. Halkı birbirinden ayrı dört sınıfa ayıran bu sistemin birinci sınıfı, Brahmanlardır. Bunlar Brahma inanışının kudsi rahipleri ve âlimleridir. Mukaddes Veda kitabını okumak, açıklamak ve diğer Brahma mensuplarına yol göstermek vazifeleridir. İkinci sınıf, Krişnalardır. Bu sınıfa hükümdarlar, racalar ve büyük devlet adamları ve askerler girerler. Üçüncü sınıf Vayansalardır. Bu sınıfa da tüccarlar ve çiftçiler girerler. Dördüncü sınıf Çudralardır. Bu sınıfa işçiler, sanatkârlar vb. girerler. Bu dört sınıftan çıkarılanlara ise parya ismi verilir. Bu zavallıların insan gibi yaşamak hakkı yoktur. Hayvan muamelesi görürler. Dört sınıfa giren insanların haklarına malik değildirler.          Hinduizmde yaratıcı Brahma adı verilen tanrıdır. Ayrıca Krişna, Vişnu ve Siva (Şiva) dan teşekkül eden üçlü tanrı inancı vardır. Hinduizmin bu üçlü tanrı inancına Trimurti denir. Bu üçlü inanışın dışında Hinduizmde sayısız denecek kadar tanrılar da vardır. Ayrıca dağlar, ırmaklar ve hayvanlar mukaddes ilahi varlıklar olarak kabul edilir. Hele inek Hindistan’ın en mukaddes hayvanıdır. Çünkü o bütün insan olmayan mahlukların sembolüdür. Onu öldürmek demek, bir Brahmanı öldürmek demektir ki affedilmez. Diğer mukaddes yerler Ganj Nehri ve Benares şehridir. Onlara göre, Ganj Nehri insanın günahlarını temizler. Benares’te ölen, Siva (Şiva) nın inayetine kavuşur.          Hinduizmde dini inanış emir ve yasaklar Manava Dharina Şastra ismindeki mukaddes kitaplarında yazılıdır. Bu mukaddes kitaptan başka Brahmanalar, Upanişadlar, Puranalar, Mahabharatalar ve Ramayanalar adlı mukaddes kitaplar da vardır.          Hinduizmde insanı tanrılara ulaştıran birçok yol vardır. Bunlardan biri yoga’dır. Birlik anlamına gelen yoga hem psikolojik bir disiplin, hem de değer verilen şeyle kaynaşmak gayesiyle teneffüsü kontrol etme faaliyetidir. Tanrılara ulaştıran ikinci önemli yol Tantrizm’dir.           İbadetlerin mühim kısmı kurtuluşu temin eden üç esasta toplanmıştır.
          Birincisi; güzel amellerdir. (Mesela, ölenler için kurban kesmek, güneşe hürmet etmek, evde devamlı ateş yakmak, doğum, ölüm ve düğünlerde ibadet etmek, mukaddes kitapları okumak.)

İkincisi
, hakikat bilgisidir. Bütün varlıkların aslı tek hakikattir. Bu hakikate ulaşabilmek için dini bilgileri öğrenmek, rahip olmak ve dünyayı terk etmek lazımdır.


Üçüncüsü
, tanrı ile beraber olmaktır. Bu da ibadetle olur. Hinduizmde tapınma kişisel olabilir. Buna puja adı verilir. Kurban törenlerine jajna denir. Her kişi için doğumundan ölümüne kadar 12 tören yapılır.
            Hinduizmde temel ahlak kaidesi nefse hakimiyet ve feragatkâr olmaktır. Kast sistemine bağlı kalmak için azami gayret sarf etmek, Brahmanların kanunlarına uymak, kadınlara hiçbir hak tanımamak ve paryaları kurbanlık hayvanlar gibi telakki etmek Hinduizmin sosyal idealini ortaya koymaktadır.             Kurucusunun bulunmayışı, tenasüh inancının bulunması ve hayvan etinin yenmemesi gibi özelliklerle diğer bâtıl dinlerden ayrılan Hinduizm İslamiyet’ten sonra bazı değişiklikler geçirdi. Tevhid inancını savunanlar oldu. Yakınçağda Batıyla ilişkilerin neticesinde Hinduizm içinde çeşitli reform hareketleri gelişti. 1828’de Rommohan Ray’ın kurduğu Brahmo Samac (Brahma’nın Cemiyeti) ile 1875’te Dayananda Sarvasti’nin kurduğu Arya Somal (Soylular Derneği) Hinduizmi çok tanrıcılıktan ve tasvire tapınmadan arındırarak yeni bir şekil vermeye çalıştılar. Mohandos Gandhi şiddet kullanmamak, evlenmemek ve toplumsal hoşgörü gibi eski Hindu geleneklerini yeni sosyal ve siyasi şartlara uyarladı. (Hinduizmle ilgili yazı Dinimiz İslam Sitesi’nden alıntıdır.)
Herkese hidayet Allahu Tealadandır.
NOTSözde Şeyhlikten istifa etmiş Tasavvuf münkiri Ferit Aydın’ın
“Naksibendilik-Budizmden-Gelmistir” iddiasına reddiye.
Alttaki adresi Tıklayınız Lütfen.

        

29 soru “NAKŞİBENDİ TARİKATI MÜRŞİTLER SİLSİLESİ, HİNDUİZM ve BUDİZM

  1. Selamunaleykum Hocam,

    bu yaziniz cok güzel olmus, ama aklima su takildi: bu hindularda samadha diye güya bir makam varmis ve o makamda insan üstün bilince sahipoluyor ve o samadha denilenin farkli samadha makamlari var birtanesinde o makamdan iniyor ve zahiren her insan gibi islerini yapiyor geziyor yemek yiyiyor calisiyor ama kesintisiz kalbin derinliklerinde tanri ile beraber ve kalbi enerjiyle istila olunuyor filan diye birsey gördüm. Bana bunlar bekabillahi hatirlatti ve sasirtti?
    vesselam

    • kurban Allah razı olsun senden ama sen boşver hiduları!biz kendimize bakalım,sünneti seniyeye uyup uymadıgımızı bakalım.Resulullaha bakalım,Gavs lara bakalım.Rabbim senden razı olsun.

  2. Sayın Kulcağız, Hinduizm inacında bir Allah inancı yoktur ki, kişi kalbinin derinliklerinde Tanrı ile beraber olsun? Hinduizm bir çok tanrılı İlahi Vahye dayanmayan bir inançtır. Bu kutsal sayılan tanrıların içerisinde inekler ve kargalar ve hatta fareler de vardır. Nerde kaldı fena ve beka makamına ermek? Bekabillaha ermek için bir tek Allah’a ibadet ederek ulaşılır. Bunlar ise ineklere ve farelere taparak mı -haşa-ulaşacaklar? Bu asla mümkün olmayan bir uğraşıdır. İmamı Rabbani hz.lerinin mektubatta bildirdiğine göre bunlar açlık ve perhiz yaparak sadece Nefsin Sefası denilen yalancı bir beka makamı vardırki ona kavuşurlar. Bu bahsi geçen “NEFSİN SEFASI” İÇKİ İÇİP SARHOŞ OLAN KİMSENİN ALDANDIĞI GEÇİCİ BİR ZEVK GİBİ BİR ALDANIŞTIR. Bahsini ettiğiniz “bekabillah makamına” benzetilen şey, o nefsin sefası denilen şeyin ta kendisidir. Gerçek Bekabillah’ın onda kokusu dahi bulunmaz. Ahirette ise bunlar Allah’a şirk koştukları ve rasullerin getirdikleri ilahi mesajlara inanmadıkları için sonsuz azaba muttali olacaklardır.
    Hindistanda yaşamış büyük veli ve alim İmamı Rabbani hz.leri bunların bütün ahvallerini bilip bunlara karşı üstün mücadeleler vererek milyonlarca Hindunun müslüman olmasına vesile olmuştur.
    Günümüzde modernlik adı altında putperestliği o şekilde yaygınlaştırmak istemektedirler. Bunlardan birisi reenkarnasyon inancıdır.
    İmam-ı Rabbani, reenkarnasyon inancının sapkınlığını şu şekilde bildirmiştir:

    “Kalbleri hasta, bilgileri az olan bazı kimseler, hatta kendilerini, şeyh olarak tanıtan bazı dinsizler, tenasüh (reenkarnasyon)e inanıyor. “Ruhlar olgunlaşmadan önce, bir bedenden ayrılınca, başka bir bedene geçer. Kemale geldikten sonra, insanlara gelmez, tenasüh yolu ile olgunlaşmış olurlar” diyor ve tenasühle ilgili birçok hikayeler uyduruyorlar…Tenasüh ile ruhlar kemale gelirse, Cehennem kimler için olur, kimler azap görür? Buna inanmak, Cehennemi inkâr etmek ve hatta öldükten sonra tekrar dirilmeye inanmamak olur.”

    Karma İnancı Nedir?

    Karma inancı, Hinduizm, Budizm ve Caynizm gibi batıl Doğu felsefelerinde çok önemli bir yer tutmaktadır. Sanskritçe bir kelime olan Karma, “hareket, fiil” anlamlarına gelmektedir. Hint felsefelerinde Karma kavramı, bir “sebep-sonuç kanunu” olarak bilinmektedir. Bu nedenle Karma’ya inanan biri, öldükten sonra gerçekleşecek olan sözde yeni hayatındaki başarılarının, mevkisinin veya hayat şeklinin bir önceki hayatındaki davranışlarına ve ahlakına bağlı olduğuna inanır.

    Karma’nın temelinde ise, insanın ölümden sonra dünyaya tekrar başka bir bedenle geldiği ve bu ölüp dirilmenin sürekli devam ettiği anlamına gelen reenkarnasyon inancı bulunmaktadır.

    Karma İnancına Göre Reenkarnasyon

    •Reenkarnasyon; bir insanın öldükten sonra başka bir bedenle dünyaya tekrar gelmesi şeklinde özetlenen yanlış inanca verilen isimdir.

    •Karma felsefesinin bir sonucu olarak reenkarnasyon, -yani bir insanın öldükten sonra başka bir bedenle dünyaya tekrar geldiği- inancı Hint felsefelerinde çok köklü olarak yerleşmiştir. Karma felsefesi “Dinler Tarihi” isimli kitapta kısaca şöyle açıklanmaktadır:

    Bu inanışa göre, insan yaptıklarına göre hayvan, bitki, insan veya (sözde) tanrı şeklinde doğar (Allah’ı tenzih ederiz.).

    •Reenkarnasyonda ahiret inancı yoktur; bunun yerine sürekli ölüp, tekrar dünya hayatında aynı ruhla, fakat yeni bir bedenle dirilme inancı vardır. Ancak bu, Allah’ın Kuran’da bildirdiği hükümler ile çelişen, batıl ve sapkın bir inançtır.

    •Bu felsefede dikkat çeken bir başka sapkın inanç ise, insanın bir ilah olarak da doğabileceğine inanılmasıdır. Bu, tarih boyunca inanılan en batıl ve gerçek dışı iddiadır. Böyle bir iddia açıkça Allah’a şirk koşmak anlamına gelmektedir. Oysa açıktır ki, hiçbir insan ilah olamaz; tek bir İlah vardır, O da Yüce Allah’tır ve O, doğurmamış ve doğurulmamıştır. Tüm kainatın ve canlıların sahibi, Yaratıcısı, koruyucusu ve İlahı Allah’tır. O’nun eşi ve benzeri yoktur. Rabbimiz olan Allah, bu gerçeği Kuran’ın İhlas Suresi’nde şöyle bildirir:

    “De ki: O Allah, birdir. Allah, Samed’dir (herşey O’na muhtaçtır, daimdir, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır). O, doğurmamıştır ve doğurulmamıştır. Ve hiçbir şey O’nun dengi değildir.” (İhlas Suresi, 1- 4)

  3. tarikat esastır,esas iş devamlı zikirdir başka bişey değildir bu sağlandımıydı halis olursun her vesveseyi bırakta boş zamanlarında durma hemen zikre başla kalbini tamir et sen zikir ettikçe hak seni anıcaktır seni hatırlayanda sana hidayetini verecektir sana hidayetini verende seni en yüce makamlara çıkarıp insanlara faydalı yapıcaktır bekle acele etme isteme sadece bekle ve sus hiç biryerde konuşma zira sana emir gelmeden kapıları zorlama sonra kapıdanda kovulursun izinsiz hiç bireve girilmez sen kapıyı zikirle çaldın zikre devam et bende varım de buradayım de seni görüyolar merak etme sen gaflettesn nefsin seni kimse görmüyor diyor buna kanma devam et sadece bekle zamanı gelince yediğin toktlar seni olgunlaştıracak bu aşamada sabırlı olman gerek çok sabırlı namazlarını kıl sakın bırakma riyakarsın diyenlere aldanma sana nur geldi ve gitti nurada aldanma sen istikamete bak nice nurlular namazı kılmadan yatar nefs nurdan anlamaz şiddetten anlar hak seni tokatlar merak etme eğer onu istediysen bu tokatlara ses çıkarma sakın,yoksa hem isteyip hemde belalara katlanmayarak yalancı çıkmış olursun sana kendinide gösterirşler iki yüzlü olduğunuda gösterirler sen bekle sabret gözünün önünde çocuğunu parçalasalarda bekle sabret içlenme ağlama cesaretli ol korkma nefsinden şeytandan dosdoğru ol içini dışını zikir cilasıyla bir et sabret sabredenlere mukafatları hesapsız verilecektir bu dediklerimi yap zzırt pırt kapıyı çalma sen istediğin istedin sıra imtihanında bu nefs ve şeytanın musallatıda olur tüm arkadaş ve akrabalarının musallatıda olur onlar insanlardan ve şeytanlardanda olur ayetini düşün sığınmaya çalış hakka,içten olmasanda sığın sığınmanında mertebesi vardır ,sonrada ben yalancıyım de,sakın ben oldum deme olmamışlığın alametidir oldum demek sen gerçekten hakkı arıyorsan onu bulursun dünyayı boşa,kalpten çıkar putlarını yalnız ALLAHA dön şeriatı terketme gözlerini çok iyi koru dalaverelere aldanma ,sadece ruhunda olup olmadığını kontrol et sen olduğunda sana bunu bildirirler sen oldum deme,olunca mutevazilikten oldum demessin olmadım dersin kibirden sakın riyadan kaç insan içinde kıldığın namazı evdede kıl evde günah işleyip sokakta ilim anlatma 2 yüzlülükten kurtulmadan ilimde anlatma hz isa a.s ey isa önce kendi nefsine nasihat et kabul ederse başkalarına et dedi yoksa ALLAHTAN utan yoluna devam et sağa sola dalma elbiselere arabalara çeşit çeşit eşyaları at kalbinden ailen için nafaka ayır nefsin dünyalık istedimi bu nafakayı ona göster arada bir bak birikimlere ,nefsi bu tokmakla döv yoksa seni helaka götürür kendin olmadan başkasına nasihat etme sen pişmeden yenmessin önce kendin piş,yoksa nasihat ettiklerini islamdanda soğutursun önce sen islamı anlatabilecek kibrini yen sana karşı çıktıklarında çıkmayanlara nasıl davrandıysan onlarada öyle davranınca nasihat et yoksa helak olursun bu dediklerimi yap bunlar dinimizin emirleridir inceliktir ferasettir nurdur

    • Muhammed aleyhisselamın tarikatı olan şeriate uymayan her tarikat, bid’at ve dalalet yoludur…

  4. zaten hakiki tasavvuf tarikatları peygambere hizmet etmektir tasavvuf peygamber zamanında yaşanılan islamiyeti bu zamanda zor zamanda islamiyeti yaşatmaktır yüce ALLAH kuranda bildirdigi gibi her şey çift yaratılmış dolayısıyla şeytan VAR yaşıyor ve kötülgü yaşatıyor vesvesesiyle hatta peygamberimiz şeytan insanın damarlarına kadar girebiliyor buyurmuşlardır ve buna karşı digeride iyiyi emredenler ALLAHIN KİTABIYLA PEYGAMBERİN SÜNNETİYLE İNSANLARA ALLAHIN DİNİNİ YASAKLARINI ANLATAN KÖTÜLÜKTEN SAKINDIRAN KIYAMETE KADAR …YAŞAYAN BİRİLERİNDE BULUMASI LAZIM BU SÜNNETULLAHDIR ALLAHIN BUYRUGUDUR YANİ MÜRŞİDİ KAMİL İLİMİYLE AMİL ZATLAR ONLAR BU GÖREVİ ÜSTLENMİŞLER bu bir gerçek inkar edilmez VE GÜNÜMÜZDE İNSANLIGIN İLMİNDEN İSTİFADE ETTİGİ ALİM İLMİYLE AMİL EHLULLAH FERASET SAHİBİ NAKŞİBENDİ HALİDİYYE HAZNEVİ MÜRŞİDİ ŞEYH MUHAMMED MUTA HAZRETLERİ BİR ÖRNEKTİR KENDİLERİ PEYGAMBERİN BIRAKTIGI İLMİ HAKKIYLA OKUMUŞ AMİL VE BUNUN YANIINDA İLİM TALEBELERİ YETİŞTİRİYOR İNSANLARA VAAZ U NASİHATLARDA BULUNUYOR EN ÖNEMLSİ SİYASETLE UGRAŞMAZLAR VE İNSANLARDA MADDİYAT TALEP ETMİYOR ÇÜNKÜ TEK GAYELERİ PEYGAMBER EFENDİMİZİN TEMİZ PAK ŞERİİATINA HİZMET ETMEKTİR BU UGURDA GECE GÜNDÜZ ÇALIŞMAKTA PEYGAMBERİMİZİN TEBLİĞ GÖREVİNİ ÜSTLENMİŞLERDİR DETAYLI BİLGİ http://www.ilimirfanhaznevi.com http://www.ilimveirfan.com.tr

  5. s.a. hocam biraz konuyla alakasız olacak ama şu an merkezi istanbulda olan nakşibend şeyhi Osman Nuri TOPBAŞ Eefendinin silsilesi Şemsü ş Şümûs Hz. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî (k.s.) tan sonra – Tâhâ’l-Hakkârî (k.s.) – Tâhâ’l-Harîrî (k.s.) -Şeyhu’l Meşâyîh Muhammed Es’ad Erbilî (k.s.) – Hz. Mahmûd Sâmî Ramazanoğlu (k.s.) – Musa TOPBAŞ ve şu anki Osman Nuri TOPBAŞ diye devam ediyor peki doğruluğu nedir sizin silsileye göre yok hocam bilgiglendirirseniz çok sevinirim kafam çok karıştı çünki şimdiden ALLAH razı olsun

    • Aleykümselam muhterem Halit. Kafanız karışmasın onların silsileleri de doğrudur. Bir ağacın gövdesini düşünürsek o gövde Nakşibendiliktir. Kökü Rasulullaha dayanır. O ağacın dalları bugünki Nakşibendi Tarikatının kollarıdır. Hülasa o ağaç bugüne tek dal olarak uzamamış bilakis bir çok dalları ile vücut bulmuştur.
      Eğer o silsileler de bir liste hazırlayıp gönderirlerse buraya ilave ederiz. Bunu biz yapmak isterdik ancak elimizdeki mevcut bilgi bu kadardır. Vesselam.

      • ALLAH razı olsun hocam teşekkür ederim

        ALLAHIN RASULÜ MUHAMMED MUSTAFA (S.A.V.)efendimiz.

        1. Seyyidinâ Hz. Ebû Bekir Sıddîk (r.a.)
        2. Hz. Selmân-ı Fârisî (r.a.)
        3. Hz. Kâsım bin Muhammed (r.a.)
        4. Hz. Cafer-i Sâdık (r.a.)
        5. Beyazid-i Bistâmî (k.s.)
        6. Hz. Ebü l-Hasan Harkânî (k.s.)
        7. Hz. Ebû Alî Farmedî (k.s.)
        8. Hz. Yûsuf Hemedânî (k.s.)
        9. Hz. Abdulhâlık Gocdüvânî (k.s.)
        10. Hz. Ârif-i Rivgirî (k.s.)
        11. Hz. Mahmûd Fağnevî (k.s.)
        12. Hz. Alî Râmitenî (k.s.)
        13. Hz. Muhammed Baba Semmasî (k.s.)
        14. Hz. Seyyid Emir Külâl (k.s.)
        15. Hz. Şah-ı Nakşibend Muhammed Bahâüddin (k.s.)
        16. Hz. Alâaddin Attâr (k.s.)
        17. Hz. Yakub-ı Çerhî (k.s.)
        18. Hz. Ubeydullah Ahrâr (k.s.)
        19. Kadı Muhammed Zâhid (k.s.)
        20. Derviş Muhammed (k.s.)
        21. Hâcegî Muhammed Emkenegî (k.s.)
        22. Muhammed Bâkî-billâh (k.s.)
        23. Müceddid-i Elf-i Sânî İmam-ı Rabbânî (k.s.)
        24. Urvetül Vüskâ Muhammed Ma’sum Fârûkî (k.s.)
        25. Şeyh Seyfüddîn-i Fârûkî (k.s.)
        26. Seyyid Nûr Muhammed Bedâyûnî (k.s.)
        27. Hz. Mazhar-ı Cân-ı Cânân Şemsüddîn (k.s.)
        28. Hz. Abdullah Pîr Dehlevî (k.s.)
        29. Şemsü ş Şümûs Hz. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî (k.s.)
        30. Tâhâ’l-Hakkârî (k.s.)
        31. Tâhâ’l-Harîrî (k.s.)
        32. Şeyhu’l Meşâyîh Muhammed Es’ad Erbilî (k.s.)
        33. Hz. Mahmûd Sâmî Ramazanoğlu (k.s.)
        34. Musa Topbaş (k.s.)
        35. Osman Nuri Topbaş hoca efendi

  6. Muhterem Halit. Gönderdiğiniz Sadatların listesini Nakşibendi mürşitler silsilesine kaydettim.

  7. Allah razı olsun. Video şeklinde yapsanız daha iyi olmaz mıydı? Elinize sağlık, doğru geldi batıl zail oldu…

  8. allah razı olsun çok güzel olmuş. bende bu kollardan birindeyim bilgilerinizde gerçekten çok doğru …

  9. Sayın Selahaddin Bey. Bu tür itirazları ve inkarları çok işittik ve okuduk. Siz Tasavvuf büyüklerini eleştireceğiniz yerde önce nefsinizi terbiye etmenizi salık veririz. Zira sizin için bu daha elzemdir.
    Kalbiniz tasfiye, nefsiniz tezkiye olduktan sonra ancak imanınız taklitten kurtulup tahkike erer. Buna seyir ve süluk denir ki bu da tasavvufla mümkündür. Elhasıl bu işin başka lamı cimi yoktur.
    O sebeple Tasavvuf büyükleri ilimde ve güzel ahlakta sizleri ve bizleri bin kez cebinden çıkarırlar. Onlar İslamiyeti sizden de bizden de çok daha iyi bilen alimlerdir…
    İlla bir kaynak istiyorsanız Tarikatlar ve Fetvalar kitabını okumanızı tavsiye ederim.

  10. allah razı olsun.butur itirazları ben yapmıyorum.ben bunları okudum kurban.bır gun bana bu suallle gelirseler ne cevap verebılırım dıye size bırınci agızdan soyluyormuşum gibi sordum.hakkını helal et.ama cevap alaMADIM ADMİN.lutfen fetvalarla degil,ayet ve hadislerle ve peygamber efendimizin sav.sunnetleriyle cvplayınız.ben nakşibendi tahrikatını bılmesem şimdi bu yoldan cıkmıştım.sultanımız tovbe alacak varsaa hemen iştirak edınız ve tovbesini alınız.aksı takdırde tovbe alacak kişi olurse veya peygamber efendimize nasıl hesap veririm buyurmuştur.siz sorulara cvp vermek için burda degilmisiniz yoksa.

    • Sofi, Allah razı olsun. Sizin soru sorma şekliniz nasılsa, cevabınızın öyle olacağını sofiler size hiç söylemedi mi? Sorduğunuz o sorular bir hayli uzundur. O sebeple cevapları önümüzdeki pazartesine kadar inşallah yetiştirmeye çalışacağım… Dua ediniz.

  11. Vahap Gökçek :Danyal(as) Sivas ta

    Tarih : 2014.02.03 23:06:17

    Halid bin Velid Sivas ta mı?

    Sayın Hocam kısaca sizi tanıyabilir miyiz?

    Sözüme başlarken Allah’ın rahmeti ve bereketi hepinizin üzerine olsun.Ben 1958 Zara doğumluyum.Halen Zara da ikamet etmekteyim.Baba mesleği olan terzilik ve konfeksiyon işiyle uğraşmaktayım.Ayrıca arıcılıkta yapmaktayım.

    Bizim doğumumuzda bile büyük veli olan Törnüklü Salih efendinin himmetleri vardır.

    Babamın erkek çocukları durmazmış.Annemin hamilelik döneminde Salih efendinin yanına giderler.Salih efendi Abdulvahabi gazi türbesine ve makamına gidilmesini söyler.Bizimkiler o makam çıkarlar.Orada birileri babaannemin kucağına bir erkek çocuk verirler.

    Dönüşte Salih efendinin yanına tekrar uğrarlar.Bizimkiler bir şey demeden Salih efendi gördünüz ya erkek çocuğu kucağınıza verildi ,adını Abdulvahap koyun der.

    Hocam duanın ve vesilenin inancımızdaki yeri nedir?

    İnsanların daima duaya ihtiyacı vardır.Onun için daima ümmeti Muhammed’e dua etmek gerekmektedir.Ağzı dualı ve Allah’a yakın kulların duaları Cenabı Allah tarafından red olmaz.Bu dünyada bile bir çok kurumda bir tanıdığın olursa işin daha hızlı ve daha kolay olmaktadır.

    Maneviyatta da böyledir.Allah kendisine yakın olan kullarının dualarını kabul etmektedir.

    Allah ne büyük vekildir.

    Yolunuzun incelikleri nedir?Yol büyükleriniz hakkında bilgiler verebilir misiniz?

    Yolumuza gelince yolumuz takva yoludur.Olgunluk yoludur.Yunus Emre’nin dediği gibi’ ham idik piştik elhamdülillah’ sırrına erebilme yoludur.

    Bizlerde pişmeye geldik.

    Tariki müstakim yolumuz da babam Abdulmüttalip efendimin önceki şeyhi Törnüklü Salih Efendidir.

    Salih efendi yerine vekil tayin etmemiştir.Sağlığında bizden sonra Samsun Basra Tos köyünde Hacı Hasan Baba hazretleri var .Orada iki tane Hacı Hasan var.Biri alim diğeri ümmi.Siz ümmi olana biat edin,Ona bağlanın diyor.Babamgilin buraya gitmesi iki sene sonra nasip olur.

    Sülaleyi Resulullahtan olan Ümmi Hacı Hasan baba hazretlerinden yapmaları gereken görevlerini alır ve dönerler.Dergahımızda iki ekol birden vardır.Hem kadiri hem de Nakşi.

    Babam Hacı Hasan Babaya silsileyi sorduğunda şöyle cevap alır.

    Peygamber efendimiz Hz Ebu Bekir Efendimizi huzuruna çağırarak ya Ebu Bekir sen yaşlısın sessiz olan bu dersi yaptıracaksın der.

    Hz Ebubekir efendimizden sonra Selmanı Farisi hazretlerine, Ondan sonra pirimiz olan Hacı Mahmut Sami hazretlerine (Ahmet el Hamadani-Urfa da ),Dürrüzade Hacı Mahmut Sami hazretlerine( aynı zamanda Mekke’nin şerifidir),Basra’nın Toz Köyünden Hacı Hasan Baba hazretlerine daha sonra Abdulmuttalip efendi hazretlerine geldi.

    Abdulmuttalip efendiden sonra 3,5 sene bir boşluk oldu.Babam sağlığında bu görev senin hazırlan oğlum derdi.Ben almak istemezdim.Allah’ın takdiri her şeyden üstedir.

    Şarkışla da Bekir Baba’yı tanıdık.Gönül gözü açık , yaşlı ve büyük bir zattı. Yanına gittiğimizde bana babanın vazifesine neden bakmıyorsun ,o vazife senindir dedi.

    Bekir baba Hızır ( as) den ders almış bir veliydi.Hızır (as)’a devamlı hocam derdi.Bende siz ve Hızır (as) bana yardım ederse ölene kadar bu hizmeti yaparım dedim.Böylece aynı zamanda Hızır (as) benimde şeyhim olmuştur.

    Ve bizim bu dergahımız kıyamete kadar baki kalacaktır.

    Başka yerlerde talebeleriniz var mı?

    Yurdun her tarafında arkadaşlarımız ve talebelerimiz vardır.Bunlar tabiî ki gelir ve bizleri ziyarette bulunurlar.Bizim gönül dostlarımızdır.Zikir ehlidirler.

    Hocam insanımızın çoğunluğu yaptığı ibadetten zevk almadığını söylüyor.Bunun nedeni nedir?

    İnsanlarımız buhrandadır.Yapılan ibadetler çoğunlukla işin özünden uzak göstermeliktir.Bu nedenle yapılan ibadet huzur vermemektedir.Bunun nedeni sünneti seniyye ve Allah’ın hükümlerine hakkıyla uymadığımızdan olmaktadır.Helal ve haram çizgisini kaybettik.Yalan söylemek ,dedikodu yapmak ibadetlerden zevk almamızı ve huzur bulmamızı engellemektedir.Böyle olunca da huşu içinde olamıyoruz.

    Sivas’ta ki evliyalardan bahseder misiniz?

    Sivas’ımızda ve kazalarında oldukça büyük veliler vardır.Zara da şeyh Merzubani Veli hazretleri( Mahmudu Rayi hazretleri) Bağdat tan gelmedir.Şeyhi Tacül arifin Ebul Vefa hazretleridir.

    Şey Çoban Veli (Hüseyin rayi) hazretleri var.Şeyhi Tacül arifin Ebul Vefa hazretleridir.

    Zara da Abdulmuttalip efendi var.Sürekli zikirle meşgul olurdu.Günlük 2 saat uyku bana yetiyor derdi.

    Abdulvahabi gazi hazretleri var.Sahabeden olduğu söylenmektedir.

    Halifelikte Törnüklü Salih Efendi ,hacı Şakir Efendi ,Aziz Baba var.

    Murdar Irmağının bulunduğu alana Danyal peygamberin Tarsus’ta ki kabrinden çıkarılıp defnedildiği söylenmektedir.

    Danyal peygamberin bulunduğu bölgede kıtlık olmayacağı bilinmektedir.Babam da zamanında bunları tasdik etmiştir.

    Sivas İşhan’da Halit Bin Velid hazretlerinin şehit düştüğü söylenmektedir.Şeyh Törnüklü İbrahim Efendimin rüyasına Halit Bin Velid girer.Ve ona derki:Benim üstüm filanca mevkide açıldı.Gel beni defnet.

    Şey İbrahim efendi denilen yere gelir ve şehidi kağnı arabasına koyar.Mübarek babayiğitmiş.Çürümemiş olduğu görülmüş.

    Cenabı Allah ‘ın sözü var.Şehitlerimi ve evliyalarımı toprağı haram kıldım.Toprak onları çürütmez.Daima sapa sağlamdırlar.

    Türbeleri ziyaret etmemiz bize ne kazandırır?

    Bu zatları ziyaret ettiğimizde bir isteğimiz olduğunda onlardan isteyebiliriz.Onlar aracıdır.Onlar yüce Mevla’nın dostudur.Dost dostu kırmaz.

    Sivas’ımızın ve Zara’mızın manevi atmosferi bu yönden oldukça zengindir.

    Allah bunların sayısını çoğaltsın.

    Egri Köprü Dergisi hakkında ne söylemek istersiniz?

    Bu dergiyi hazırlayan ve katkı sunan arkadaşlara Allah kolaylık versin.Büyük hizmet ediyorsunuz.Destek olunmalı diye düşünüyorum.Allah yardımcınız olsun ,maddi ve manevi yönden gönüllerinize huzur ,hastalarınıza şifa versin.Amin.

    • Selamunaleyküm muhterem Salih Bey. Bizi tanımak istiyorsunuz. İslam Dergisinin sahibi olarak bizim memleketimiz Tokat’tır. Uzun yıllar bir kamu kurumunda çalıştım. Ayrıca 30 yıla yakın dini bilgileri tahsi etmekle iştigal ettim.. Şu an burada Allah rızası için ehli sünnet yolu üzere bilgi paylaşıyoruz. Bizimle birlikte 6-7 yazar arkadaşımız daha bulunmaktadır.
      Halid Bin Velid’in kabri Suriye’de Humus’tadır. Şayet Sivas’ta bir türbesi varsa orası makamıdır. Eğri KKöprü Dergisi için aşağıdaki adresi tıklayınız.

      http://www.egrikoprudergisi.com/347-tornuklu-salih-efendi.html

      Yazdığınız güzel şeyler için teşekkür ederim. İnşaallah onları sahifemizde paylaşacağım.
      Dua müminin silahıdır. hadisi şerifle sabittir. Vesile Kur’an’da geçmektedir.

  12. Selamın aleyküm ben nakşibendi tarikatindan Şeyh Kasım zilan hz. İn. Hz.Muhammad sav. Soyundan geldigini biliyorum ve ayrica babamin dedesi de Şeyh mustafa bitlis esrafindan. peygamber efendimizin soyundan mi geliyor

    • Muhterem Naci Efendi. Baba tarafınız Seyyidlerden ise, Hz. Hüseyin (r.a.) tarafından soyunuz Peygamberimize (s.a.v.) ulaşmaktadır. Eğer ki, Baba tarafınız Şeriflerden ise, Hz. Hasan (r.a.) tarafından soyunuz Peygamberimize (s.a.v.) ulaşmaktadır.
      Anne tarafından bunlardan birisi ile soyunuz alakalı ise, biyolojik olarak Peygamberimizin (s.a.v.) torunu oluyorsunuz ancak; örfi olarak seyyid veya şerif sayılmıyorsunuz.
      Baki selamlar.

  13. Selamun aleykum yazılanları , yorumları okudum. Nakişibendi silsile lerini inceledim… Ama benim çok sevdiğim Mahmut Hoca efendimizin isminin geçtiği silsileyi göremedim.. Sebebini çok merak ediyorum..

    • Aziz kardeşim. Biz Nakşibendi Tarikatının gövdesini teşkil eden Mevlana Halid Zülcenaheyn’e kadar olan kısmını yazdık. Ondan sonra ki kollarını da müntesiplerin göndermelerine göre ek yaptık. Sizin ki Mevlana Halidden sonra nasıl devam ediyorsa gönderirsiniz biz ekleriz inşallah.
      Sebebini soruyorsunuz madem sebebi şu; Nakşibendi Tarikatının tüm kollarına ait bilgi bize henüz ulaşmadı sebep bu.

      • Selamun aleyküm. Mahmud Efendi Hz. (k.s) ne kadar uzanan altın sinsilenin yazılı olmaması bugün ehli sünnet denilince dünyada ilk akla gelen bu tarikatı ahaliyeye yapılmış çok büyük bir haksızlık değilmi.

        • Aleykümselam muhterem Mehmet Efendi kardeşim. Mahmut Efendi hazretlerine kadar altın silsilenin olmamasından söz ediyorsunuz. Sanırım bunda yanılıyorsunuz. Zira o zat-ı muhteremin mutlaka bir silsilesi olmalı. Ve bu silsileyi yazacak olanlarda Mahmut Efendi hazretlerinin kendi şeyhleridir. Başka şeyhler neden onun silsilesini kayıt etsinler bunu anlamak mümkün değil..?
          Hele sizin diğer meşayihi kirama haksızlık yaptıklarına dair söz etmenize eminim ki Mahmut Efendi hazretleri kızacaktır.
          NOT: Mahmut Efendi hazretlerinin silsile-i aliyesini ekledim siteye oradan bakabilirsiniz.

  14. sevgili hocam bu silsilelerin içinde şeyh said-i palevi’nin olduğu silsileyi göremedim merakımı maruz görün neden yayınlarınızda görülmüyor

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>