NAKŞİBENDİ TARİKATI MÜRŞİTLER SİLSİLESİ, HİNDUİZM ve BUDİZM

 Elhamdulillâhi Rabbil âlemin Vessalâtü vesselâmü alâ Rasûlinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve eshâbihi ecA-ALLAH LAFZImeîn.
Bismillâhirrâhmânirrahîm
Her hayrın ve şerrin yegane yaratıcısı kendisinden başka İlah olmayan Allahu Tealadır. O’nun eşi ve benzeri ve dengi yoktur. Herkese kuvvet ve hayat veren O’dur.  

ÖNSÖZ: Bu yazımızda Hinduizm ve Budizm felsefeleri hakkında söz etmemizin maksadı; İslam düşmanı ateist, mezhepsiz ve reformist sapkınların İslami Tarikatların  Hint ve Budist felsefelerden kaynaklandığı yalan ve iftiralarının asılsız olduğunu belgelemek içindir

NOT: HATME-İ HACEGAN DUASINI ORJİNALİNDEN OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ:
Hatme Duası (Arabça-Türkçe)

SORU: Tarikat Nedir?
CEVAP
: Tarikat kâmil ve mükemmil bir rehberin gözetiminde, nefsi kötülüklerden, ruhu masiva sevgisinden temizleyerek, kalbi İlahi isimlerin nurunu algılayacak saf ayna haline getirmek ve imanı taklitten kurtarıp ilmel yakîn, aynel yakîn ve hakkal yakîn derecesine kavuşturarak, dinde ihlası elde etmektir tarikat. 
      İslami tarikatlardan olan Nakşibendî tarikatı ve gerekse Kâdirî ve sair tarikatlar ancak; sufinin yaşamına Kur’an ve Sünneti uygulatmak için var olmuşlardır.. Bugüne dek hak tarikatlardan hiç birisi itikatta ehli sünnet inancı ile amelde  dört hak mezhepten başkasına tabi olmamışlardır.  Şayet varsa bunların dışında bir yol, o yol sapkınların yoldur. O sapıkların tarikatları bu güzide yolun erbablarına asla mal edilemez.
Eğer; ”Madem siz Kur’an ve Sünnetlere göre amel ediyorsanız, şu halde tarikata ve mürşide ne gerek var?” denilirse, onlara şu soru ile cevap verilir; “Sizler gideceğiniz bir adrese, yolu bilen kimse ile mi, yoksa kendi kendinize mi daha çabuk ve kolay ulaşabilirsiniz? ” denilir.
      Öğretmensiz ve ustasız kasap dahi olunamazken, ebedi hayatın istikbali nasıl ihmal edilebilir?
Velhasıl şu bir gerçektir ki, gerek Nakşibendi ve gerekse Kadiri ,Halveti, Gülşeni ve isimlerini burada sayamadığımız diğer itikatta ehli sünnet tarikatları, durumları itibari ile geçmişten günümüze dek Ehli Sünnetin kalesi ve muhafızı olmuşlardır. Bu sebepledir ki dinde reformcuların ve selefiyeci mezhepsizlerin karalama hedef tahtaları olmuşlardır.

SORU: Bazı münkirler Tasavvufun Hinduizm, Budizm ve eski Yunan felsefesinden alındığını iddia etmekteler. Bu iddiaları doğru mudur?

CEVAP: Bu sorunun cevabı yukarıda; “.. gerek Nakşibendi ve gerekse Kadiri ve diğer İslami tarikatların hiç birisi Kur’an ve Sünneti hayata tatbik etmekten başka bir yol değildir.” şeklinde verilmişti. İslam Tasavvufunun uyduruk dinlerle asla bir bağlantısı yoktur. İmanda aynel yakîn, hakkel yakîn mertebelerine ulaşarak Allah’ın emirleri ve O’nun Rasulünün sünnetlerini severek yapmanın tarikat olduğundan haberi olmayan tasavvuf cahili kimseler, putperestlik ve reenkarnasyon inancı üzerine kurulu olan Budizm ve Hinduizm ile İslami tarikatları birbirine karıştırmak çukuruna düşmüş bulunmaktadır. Gerek Budizm ve gerekse Yunan felsefesi ve Hinduizm de, Allah, Peygamber ve vahiy inancı yoktur. Ahiret, cennet, cehennem ve hesap vermek inancıda yoktur. Budistlerin “Nirvana” dedikleri, maddede yok olma mertebesinden başka bir amaçları da yoktur. Onun amacıda kişinin şu fani dünyada acı çekmesinden kurtulması için yapılır. İmamı Rabbani hazretlerinin buyurduğu gibi; onlar sadece nefsin sefasına kavuşurlar. Ahirette ise hüsran ve cehennemdedirler.
        Kur’an’ın emir ve yasaklarına riayet edip, Peygamber aleyhissalatü vessalam Efendimizin sünnetlerini yaşayarak O’nun ahlakı ile ahlaklanma yolu olan İslam Tasavvufu, Tasavvuf inkarcılarının sözettiği gibi adı geçen batıl inançlarla uzaktan ve yakından bir alakası mevcut değildir. Hatta onlardan herhangi bir alıntı yapanlara “Bid’at Ehli” denilerek dışlanmışlardır.
        Hakiki tasavvuf; sapık tarikatçıların ihdas ettikleri yanlış tasavvuftan da, bunlara bakarak hüküm çıkaran ve gerçek tasavvuftan bihaber mezhebsiz ve reformist yazar ve ilahiyatçıların iftiralarından da tamamen arı ve durudur.  Budizm felsefesinde nirvana denilen “fena filmadde“(madde de yok oluş) vardır. İneklere ve böceklere tapmak itikadı olan Hinduizm’de ise, reenkarnasyondenilen, ahireti inkar inancı vardır. Bu batıl dinlerde doğal güçleri olduğu sanılan putlara tapınmak vardır. Gerçek tasavvufta ise, Allah’tan başkasını ilah edinmek ve onların hakikatlerin de kuvvet ve kudret olduğuna inanmak şirktir. Kur’an ve sünnetin dışında ihdas edilen bir amelle amel etmek bid’attir. Bid’at ise büyük günahlardandır. İnançta bid’at ise, küfürdür. Gerçek tasavvuf,  Kur’an ve sünnetin sınırları dışına  asla çıkamaz. Çıkan olursa, o İslam tasavvufu değil, sapık bir tarikat olarak addedilir.
Gerçek imandan ve izandan uzak tasavvuf münkiri mezhebsizlerde bu işin gerçeğini biliyorlar ama; amaçaları çamur atmak olduğu için çamurdan bir türlü uzak kalamıyorlar. Çamurla uğraşanlara yaptıkları iş, bir süre sonra doğalarının gereği gibi gözükmeye başladığı için asla kendilerinin dışındaki hakikati göremezler. 

 

       B U D İ Z M :


       Budizm’in dört kolu; Hiyana ve Mahayana, Vajrayana ve Karuna :
Hinayana; “(küçük taşıt) adı da verilen Theravada Budizmi (eskilerin yolu), bireyleri bu Dünya’nın sıkıntı ve ızdı­raplarından kurtarmayı amaçlar.  Buna göre, acı çekmekten kurtulmanın tek yolu, yaşamdan el etek çekerek, Nirvana‘ya ulaşmakla elde edilebilecek olan ahlak yetkinliğidir.”
       Mahayana Budizmi; (büyük taşıt),” bireyden çok tüm insanlığı, yani bütünü dikkate alır. Bu anlayışa göre, büyük borç gerçekte tüm insanlığa hizmet ettikten sonra ödenmiş olacaktır ve bireyin yalnızca kendisini kurtarmasının hiçbir önemi yoktur.”
       Vajrayana; “üçüncü büyük mezhep olan Vajrayana, Mahayana’dan türemiş tantrik bir okuldur. Felsefî açıdan Mahayana’dan çok farklı değildir ancak uygulamada yepyeni yöntemler ekler.”
       Karuna; “adı verilen Budist merhamet anlayışı da tüm okullarda ortaktır.
       Bütün Budist mezhepler “yeniden doğum” (reankarnasyon) ve karma inançlarını kabul eder. Bundan başka bütün Budist mezhepleri ve okulları Dört Yüce Gerçek, Sekiz Aşamalı Asil Yol, 12 halkalı nedensellik yasası gibi temel Budist öğretileri kabul eder.”

      İslam Tasavvufu; tamamen Kur’an ve sünnete dayalı, Allah’ın rızası ve sevgisi tek amaç edinilmiş olup, kalbi Allah sevgisi ile süslemek yoludur. Gerçek tasavvufta Kur’an’a ve sünnete dayanmayan hiç bir amel ve inanç yoktur. Aksini iddia edenler bazı sapık tarikatları ve şeyhlerini ölçü göstererek mü’minleri Allah’ın rızasına ve muhabbetine götüren yoldan alıkoyup kendilerine kul etmeye çalışın kimselerdir.

      Allah’ı Zikir
:

      Şeyhlerin taliblere zikir telkin etmesi Kur’an, Sünnet ve İcma ile sabittir. İşte delili: Kur’an’da zikir, mealen:
-“Ne ticaret ne de alışveriş onları Allah’ı zikirden, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkor
.” (Nur s.ayet 37)  Hadis-i şeriflerde zikir; İmam-ı Ahmed İbn-i Hanbel hz.leri meşhur Müsned’inde (Rasulullahın hadislerini ihtiva eden sahih bir hadis kaynağıdır.) şu rivayete yer verir:

-”Rasulullah(s.a.v.) eshabına hem tek olarak, hemde toplu olarak zikir taliminde bulunmuştur. Hz. Ali’den sahih bir senedle şöyle nakledilir:
-“Hz.Ali(r.a.) kulları Allah’a en kestirmeden götüren yolu peygamber(s.a.v.) efendimize sorunca, O şöyle cevap verdi:”
Ey Ali yalnızken ve tenhada iken, Allah’ı zikret diye buyurdu
.

 

      NAKŞİBENDİLİĞİN KÖKÜ:

Nakşibendi Tarikat-ı Âliyesinin temeli şu üç mürşidler silsilesi ile Peygamber (s.a.v.) Efendimize dayanır:

    Birinci Silsile:
1- Allahın Rasulü Muhammed Mustafa(s.a.v.)efendimiz.
2- Hz.Ali (r.a),
3- Hz.Hüseyin(r.a.)
4- İmam Zeynel Abidin(k.s.),   
5- İmam Muhammed Bakır(k.s.),
6- İmam Cafer sadık(k.s.),
7- Musa Kazım(k.s.)
8- İmam Ali Rıza(k.s.)
9- Maruf-u Kerhi(k.s.)

    İkinci silsile:
1- Hz.Ali
2- Hasan-ı Basri
3- Habib-i Acemi
4- Davud-i Tai hz.
5- Marufi Kerhi hazretleri hem davudi Tai hz.den ve hem İmam Ali Rıza hz.den icazetini alarak iki yolun feyzi kendinden sonraki velilere intikal etmiştir.
6- Sırrı Sekati(k.s.)

7- Cüneydi Bağdadi(k.s.),
8- Ebu Ali Ruzbari(k.s.)
9- Ebu Ali Katib(k.s)
10- Ebu Osman Mağribi(k.s.)
11- Ebul-Kasım Gürgani(k.s.)
12- Ebu Ali Farmidi(k.s.)

     Üçüncü silsile(Altın Silsile):
1-  Rasulullah(s.a.v.) efendimiz
2-  Ebu Bekir Sıddık (r.a.) efendimiz
3-  Selman-ı Farisi(r.a.) efendimiz
4-  Ebu Bekir Sıddık ‘ın torunu Kasım(k.s.)
5-  İmam Cafer-i Sadık efendimize, (Cafer-i Sadık’tan da üveysi olarak Beyazid-i Bistami’ye)
6-  Beyazidi Bistami (k.s.) hazretlerine, (Ondanda üveysi olarak Ebul Hasan Harkani’ye)
7-  Ebul Hasan Harkani (k.s.) hazretlerine,
8-  Ebu Ali Farmidi (k.s.) hz.lerine intikal etmiştir. (Vefatı: 1084 miladi yılı)

      Dikkat edilirse birinci silsilenin mürşidi İmam Ali Rıza hz.leri ile, ikinci silsilenin mürşidi Davud-u Tai hazretlerinden Marufu Kerhi hz.leri irşad icazetini aldıktan sonra, her iki yol kendisinde birleşerek sonraki mürşidlere silsile yolu ile  Ebul-Kasım Gürgani(k.s.) hz.lerine ve Ondan da    Ebu Ali Farmidi hazretlerine intikal ediyor. Ebu Ali Farimidi hz.leri  ise 3. Silsilenin mürşidi Ebul Hasan Harkani hz.lerinden de o yolun icazetini alarak her üç silsilenin feyzi  cem olarak kendinden sonraki mürşidlere intikal ediyor.    
Bu silsilenin hiçbir kopukluğa uğramadan Rasulullah(s.a.v.) Efendimize kadar uzanmakta olduğu görülmekle bu iftiracıların iddialarının asılsız olduğu açığa çıkmaktadır.

     Bundan sonra silsile şöyle devâm eder:

9- Yûsuf Hemedânî                         (ö. 535/1140-41)
10-Abdulhâlik Gücduvânî …….. (ö. 617/1220-21)
11-Hoca Ârif Rivgerî                       (ö. 649/1251)
12-Mahmud İncir Faşnevî …….. (ö. 670/1271)
13-Ali Râmitenî (Azizan) ……. .  (ö. 705/1305, 715/1315)
14-Muhammed Baba Semmâsî .(ö. 740/1339)
15-Seyyid Emir Külâl                      (ö. 777/1375)
16-Bahaeddin Buhari Nakşibend (ö. 791/1389)
17-Muhammed Alâeddin Attâr.  (ö. 802/1399)
18-Mevlânâ Ya’kub Çerhî ……..  (ö. 847/1443)
19-Ubeydullah Taşkendî ………. (ö. 895/1490)
20-Muhammed Parsa ….. …….. (ö. 922/1516-17)
21-Derviş Muhammed                   (ö. 970/1562)
22-Hacegî Emkenegi                      (ö. 1008/1599)
23-Muhammed Baki Billah …… (ö. 1014/1605)
24-İmam Rabbânî …                       (ö. 1034/1625)
25-Muhammed Ma’sum ……….. (ö. 1098/1687)
26-M. Seyfeddin Fârukî ……….. (ö.1100/ 1689)
27-Muhammed Bedvânî ……….. (ö. 1135/1723)
28-Şemseddin Habibullah ……..   (ö. 1195/1781)

29-Abdullah Dehlevî ….. ………   (ö. 1240/1824-25)
30-Mevlânâ Hâlid Bağdâdî ……. (ö. 1242/1826)

Mevlana Halit hazretlerinden sonra Nakşibendiye tarikatı bir kaç kola ayrılmaktadır. Bunlardan birisi de Menzil Koludur.

NAKŞİBENDÎ HALİDÎ MENZİL KOLU:  (Şeyh Ahmedül-Haznevi Kolu Menzil kolu ile Şeyh Ahmedül Haznevi hazretlerinde birleşirler)
30- Şeyh Mevlana Halid Bağdadi (ö. 1242/1826)
31- Şeyh Seyyid Abdullah
32- Şeyh Seyyid Tâhâ Hakkâri
(18641918
33- Şeyh Seyyid Sıbğatullahi Arvasi
34- Şeyh Abdurrahmani Tagi
35- Şeyh Fethullah Verkanisi
36- Şeyh Muhammed Diyauddin
37- Şeyh Ahmed’ul Haznevi (
Buradan Şeyh Muhammed Masum el-Haznevî kolu devam eder. Listesi altta belirtilmiştir.)
38- Şeyh Seyyid Abdulhakim Hüseyni
39- Şeyh Seyyid Muhammed Raşid
40- Şeyh Seyyid Abdulbaki Gavsi Sani 
(Kaddes Allâhu esrârahum ilâ ervâh)


 NAKŞİBENDİ HALİDİ ŞEYH AHMED EL-HAZNEVİ KOLU:
(Menzil Kolu ile Şeyh Ahmedül-Haznevi Hazretlerinde birleşirler)
30. Şeyh Mevlânâ Halid el-Bağdâdî [kuddise sırruhû]
31. Şeyh Seyyid Abdullah Hakkârî [kuddise sırruhû]
32. Şeyh Seyyid Tâhâ Hakkârî [kuddise sırruhû]
33. Şeyh Seyyid Sıbgatullah Arvâsî [kuddise sırruhû]
34. Şeyh Abdurrahman Tâhî [kuddise sırruhû]
35. Şeyh Fethullah Verkânisî [kuddise sırruhû]
36. Şeyh Muhammed Diyâeddin Nurşînî [kuddise sırruhû]
37. Şeyh Ahmed el-Haznevî [kuddise sırruhû]
38. Şeyh Muhammed Masum el-Haznevî [kuddise sırruhû]
39. Şeyh Alaaddin el-Haznevî [kuddise sırruhû]
40. Şeyh İzzeddin el-Haznevî [kuddise sırruhû]
41. Şeyh Muhammed el-Haznevî [kuddise sırruhû] ŞU ANDA BULUNAN HAZNEVİ MÜRŞİDİ
ŞEYH MUHAMMED MUTA EL HAZNEVİ K.S HAZRETLERİDİR

42. Şeyh Muhammed Muta’ el-Haznevî [kuddise sırruhû]

ŞEYHU’L MEŞAYIH MUHAMMED ES’AD ERBİLÎ (k.s.) HAZRETLERİ KOLU

Allah’ın Rasulü Muhammed Mustafa Efendimiz (S.A.V.)
1. Seyyidinâ Hz. Ebû Bekir Sıddîk (r.a.)                                       12. Hz. Alî Râmitenî (k.s.)

2. Hz. Selmân-ı Fârisî (r.a.)                                                             13. Hz. Muhammed Baba Semmasî (k.s.)
3. Hz. Kâsım bin Muhammed (r.a.)                                               14. Hz. Seyyid Emir Külâl (k.s.)
4. Hz. Cafer-i Sâdık (r.a.)                                                                 15. Hz. Şah-ı Nakşibend Muhammed Bahâüddin (k.s.)
5. Beyazid-i Bistâmî (k.s.)                                                                16. Hz. Alâaddin Attâr (k.s.)
6. Hz. Ebü l-Hasan Harkânî (k.s.)                                                  17. Hz. Yakub-ı Çerhî (k.s.)
7. Hz. Ebû Alî Farmedî (k.s.)                                                           18. Hz. Ubeydullah Ahrâr (k.s.)
8. Hz. Yûsuf Hemedânî (k.s.)                                                          19. Kadı Muhammed Zâhid (k.s.)
9. Hz. Abdulhâlık Gocdüvânî (k.s.)                                                20. Derviş Muhammed (k.s.)
10. Hz. Ârif-i Rivgirî (k.s.)                                                                21. Hâcegî Muhammed Emkenegî (k.s.)
11. Hz. Mahmûd Fağnevî (k.s.)                                                        22. Muhammed Bâkî-billâh (k.s.)
——————————————————————————————————————–
23. Müceddid-i Elf-i Sânî İmam-ı Rabbânî                                 30. Tâhâ’l-Hakkârî (k.s.)
24. Urvetül Vüskâ Muhammed Ma’sum Fârûkî (k.s.)               31. Tâhâ’l-Harîrî (k.s.)
25. Şeyh Seyfüddîn-i Fârûkî (k.s.)                                                 32. Şeyhu’l Meşâyîh Muhammed Es’ad Erbilî (k.s.)
26. Seyyid Nûr Muhammed Bedâyûnî (k.s.)                               33. Hz. Mahmûd Sâmî Ramazanoğlu (k.s.)
27. Hz. Mazhar-ı Cân-ı Cânân Şemsüddîn (k.s.)                        34. Musa Topbaş (k.s.)
28. Hz. Abdullah Pîr Dehlevî (k.s.)                                               35. Osman Nuri Topbaş hoca efendi
29. Şemsü ş Şümûs Hz. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî (k.s.)                  ……………………………………………………………………….

 

Nakşibendi Şeyhi Mahmud Efendi(k.s.) Hazretleri Kolu


Allah’ın Rasulü Muhammed Mustafa Efendimiz (S.A.V.)
1. Seyyidinâ Hz. Ebû Bekir Sıddîk (r.a.)                                       12. Hz. Alî Râmitenî (k.s.)

2. Hz. Selmân-ı Fârisî (r.a.)                                                             13. Hz. Muhammed Baba Semmasî (k.s.)
3. Hz. Kâsım bin Muhammed (r.a.)                                               14. Hz. Seyyid Emir Külâl (k.s.)
4. Hz. Cafer-i Sâdık (r.a.)                                                                 15. Hz. Şah-ı Nakşibend Muhammed Bahâüddin (k.s.)
5. Beyazid-i Bistâmî (k.s.)                                                                16. Hz. Alâaddin Attâr (k.s.)
6. Hz. Ebü l-Hasan Harkânî (k.s.)                                                  17. Hz. Yakub-ı Çerhî (k.s.)
7. Hz. Ebû Alî Farmedî (k.s.)                                                           18. Hz. Ubeydullah Ahrâr (k.s.)
8. Hz. Yûsuf Hemedânî (k.s.)                                                          19. Kadı Muhammed Zâhid (k.s.)
9. Hz. Abdulhâlık Gocdüvânî (k.s.)                                                20. Derviş Muhammed (k.s.)
10. Hz. Ârif-i Rivgirî (k.s.)                                                                21. Hâcegî Muhammed Emkenegî (k.s.)
11. Hz. Mahmûd Fağnevî (k.s.)                                                        22. Muhammed Bâkî-billâh (k.s.)
——————————————————————————————————————–
23. Müceddid-i Elf-i Sânî İmam-ı Rabbânî
24. Urvetül Vüskâ Muhammed Ma’sum Fârûkî (k.s.)               

25. Şeyh Seyfüddîn-i Fârûkî (k.s.)                                                 
26. Seyyid Nûr Muhammed Bedâyûnî (k.s.)                               
27. Hz. Mazhar-ı Cân-ı Cânân Şemsüddîn (k.s.)                       
28. Hz. Abdullah Pîr Dehlevî (k.s.)                                               
 29-
Muhammed Halid Ziyaüddin (Kuddise sirrahu)
30-Abdullah el Mücaviru fi Beledillah (Kuddise sirrahu)
31- Muahmmed Musatafa İsmet Garibullah (Kuddise sirrahu)
32- Halil Nurullah el Zağravi (Kuddise sirrahu)
33- Ali Rıza el Bezzaz (Kuddise sirrahu)
34- Ali Haydar El Ehishevi (Kuddise sirrahu)
35- Şeyhuna MAHMUD EL OFİ (KaddessAllahu Teala Esrarahum)

 

KADDES ALLÂHU TEÂLÂ ESRÂRAHUM İLÂ ERVÂH (Allahu Teala Onların (Tüm Sâdâtların) ruhlarının sırrını mukaddes eylesin.)

 

Not: Seyyid Abdullah hazretlerinin bu silsilede okunması, yeğeni Seyyid Taha Hz.leri tarafından silsileye dahil edilmesi iledir.
SORU: Bir kimse; “ALLAH, ALLAH” diye yapılan zikrin bid’at olduğunu iddia etmektedir. Doğrusu nedir?

 CEVAP:
-“O akıl sahipleri) öyle kimselerdir ki, ayakta, oturdukları halde ve yanları üzere (yaslanmış) oldukları halde Allahu Teâlâyı zikrederler ve göklerin, yerlerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler.” (Âl-i İmran S. Ayet: 191)
Ahmed bin Hanbelin Müsned’indeki bir Hadis-i Şerifte mealen:
-”Yeryüzünde “Allah, Allah” diye zikredenler yaşadıkları sürece kıyamet kopmaz.”

        
Allah’ın Rasulu  (salat ve selam üzerine olsun) Allah, Allah diye zikrin yapılacağını buyuruyor, bu şeyhlikten istifa eden adam ise; “böyle zikir yapmak bid’attir” diyor. Bu adamın bu hadisi şeriflerden galiba haberi yok. Ki, öyle olduğu durumundan belli.  Peygamber (salat ve selam ona olsun) Efendimizin hadislerinden haberi bile olmayan adamlar çıkp bir fikir atıyor meydana ve etrafında bir topluluk oluşuyor. Bu çok vahim bir durumdur. Bu durumlardan zamanımızın müslümanlarının bir çoğu dünyaya fazla dalmalarından dolayı, din ilimlerini ne kadar ihmal edip bilgisiz kaldıklarını esefle anlamaktayız.
         HATME-İ HACEGAN:
         SORU: Hatmi Haceganın sünnette yeri olmadığı söylenmektedir. Bu iddianın doğruluğu nedir? 
         CEVAP: Hatme-i Haceganın sünnetteki delili:

Hatm-i hâcegân Nakşbendiyye tarikatında toplu zikre verilen addır. Asr-ı saadette bizzat Hz. Peygamberin toplu zikir yaptırdığını gösteren rivayetler vardır. Ahmet bin Hanbel, Şeddat bin Evs’ten(r.a.) sahih bir hadis-i şerif kaydı ile şöyle rivayet eder: “Biz Rasulullah’ın (s.a.v) huzurunda idik, O:
-“Aranızda hırıstiyan, yahudi ya da şeriatın esrarına vakıf olmayan yabancı birisi varmı?” deyince , biz de:
-“Yoktur ey Allahın elçisi” dedik. Bunun üzerine efendimiz kapının kapatılmasını emretti ve :
-“Ellerinizi kaldırın ve Lâ ilahe illallah deyin.” buyurdular.
Bunun üzerine ellerimizi kaldırdık ve “Lâ ilâhe illallah” dedik.
Sonra Hz. Peygamber Efendimiz:
-“Allah’a hamdolsun. Ya Rabbi, Sen Beni bu kelime ile gönderdin, Bana bunu emrettin ve onda bana cenneti vaad ettin. Sen vaadinden dönmezsin.” dedi.
Sonra da şöyle buyurdu:
-“Sevinmez misiniz? Allah sizin hepinizi affetti.” buyurdular.  (Müsned, IV, 124)

Bu hadisi şerifte buyurulduğu gibi insanların tevhid ile veya başka ilahî isimlerle zikretmek üzere bir araya gelmeleri sünnetteki uygulamaya uygundur. Peygamber Efendimizin; “İçinizde yabancı var mı?” buyurması, aralarında yapacakları işi yadırgayacak bir kimsenin bulunup bulunmadığının kontrolü içindir. Bu da Hatme-i Hacegana ehil olmayan yabancıların içeri alınmamasının delilidir.
Toplu zikrin asr-ı saadetteki bir başka örneği Ebû Saîd el-Hudrî’den gelen bir rivayette anlatılmaktadır. Bu rivayete göre Allah’ın Rasûlü bir gün halka teşkil etmiş bulunan bir sahabe topluluğunun yanına yaklaştı. Onlara niçin böyle oturduklarını sorduğunda onlar: “Kendilerine başta İslam olmak üzere pek çok nimetler veren Allah’ı zikretmek için bir araya geldiklerini anlattılar.
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz tekrar:
-“Siz gerçekten sadece Allah’ ı zikretmek için mi toplandınız?” diye ısrarla sorunca Sahabîler:
-“Vallahi sadece bu maksatla bir araya geldik.” diye yemin ettiler.
Bunun üzerine Hz. Peygamber:
-“Israrla sormam sizi itham ettiğim için değildi. Cebrail bana: “Allah’ın sizlerle meleklerine karşı iftihar ettiğini haber verince ben de sizin tam olarak ne ile meşgul olduğunuzu anlamak istedim.” buyurdular.
(bk. Müslim, Zikir, hadis: 2701)

      H İ N D U İ Z M

         Doğru ile eğriyi birbirine karıştıran mezhepsiz felsefeciler İslamın ihlası elde etmek yolu olan Nakşibendi yolu ile çok tanrılı vahye dayanmayan Hidu dini Hinduizmi birbirne karıştırarak İslam Tarikatlerini  Hinduizme benzetmektedirler. Kedi yavrusunu yiyeceği zaman fareye benzeterek yermiş. Bu sapıklarda Hak ile batılı birbirine karıştırarak müminlerin kafasını karıştırmayı bir kazanç addediyorlar. Eğri bastonun doğru gölgesi düşmez. Bu kalbleri buzuk kimselerden de bu beklenir ancak.
       “Hinduizm, çeşitli görüşleri, dini inanışları, mitolojik davranışları ve ibadetleri içine alan ve Hindistan’da yaşayan Hinduların tâbi olduğu inançlar ve görenekler ile dini ve sosyal kurumların tamamına verilen ismdir. Tek başına bir dini inanış biçimi olmaktan ziyade sosyal bir sistem olarak yaşayan Hinduizmin dini temelleri Veda dinine ve Brahmanizme dayanmaktadır. Bu sebeple zamanımızda Brahmanizmle Hinduizmin birbirinin yerine kullanıldıkları görülmektedir.          Tarih bakımından M.Ö 2000 yılın son yüzyıllarında Hindistan’a yerleşen Hintlilerin kutsal saydıkları “Vedalar” adlı İlkçağ metinlerine dayanan Hinduizm, M.Ö. 1200-500 yılları arasında Hint yarımadasını işgal eden Ârilerin dini inanışı hâline geldi. Daha sonraki zamanlarda bazı değişiklikler göstererek zamanımıza kadar ulaştı.          Hinduizmde iki temel inanç esası vardır:
          Birincisi; tenasüh (reenkarnasyon), yani ruhun bir bedenden başka bir bedene geçmesi inanışıdır. Hinduizme göre varlıkların ruhları, öldükten sonra başka bir varlığın bedenine dönebilirler. Tenasüh yoluyla ruhların yükselmeleri düşünüldüğü gibi, yaptıkları işlere göre aşağı derecelere indikleri de kabul edilir.          İkinci temel inanış ise kast sistemidir. Halkı birbirinden ayrı dört sınıfa ayıran bu sistemin birinci sınıfı, Brahmanlardır. Bunlar Brahma inanışının kudsi rahipleri ve âlimleridir. Mukaddes Veda kitabını okumak, açıklamak ve diğer Brahma mensuplarına yol göstermek vazifeleridir. İkinci sınıf, Krişnalardır. Bu sınıfa hükümdarlar, racalar ve büyük devlet adamları ve askerler girerler. Üçüncü sınıf Vayansalardır. Bu sınıfa da tüccarlar ve çiftçiler girerler. Dördüncü sınıf Çudralardır. Bu sınıfa işçiler, sanatkârlar vb. girerler. Bu dört sınıftan çıkarılanlara ise parya ismi verilir. Bu zavallıların insan gibi yaşamak hakkı yoktur. Hayvan muamelesi görürler. Dört sınıfa giren insanların haklarına malik değildirler.          Hinduizmde yaratıcı Brahma adı verilen tanrıdır. Ayrıca Krişna, Vişnu ve Siva (Şiva) dan teşekkül eden üçlü tanrı inancı vardır. Hinduizmin bu üçlü tanrı inancına Trimurti denir. Bu üçlü inanışın dışında Hinduizmde sayısız denecek kadar tanrılar da vardır. Ayrıca dağlar, ırmaklar ve hayvanlar mukaddes ilahi varlıklar olarak kabul edilir. Hele inek Hindistan’ın en mukaddes hayvanıdır. Çünkü o bütün insan olmayan mahlukların sembolüdür. Onu öldürmek demek, bir Brahmanı öldürmek demektir ki affedilmez. Diğer mukaddes yerler Ganj Nehri ve Benares şehridir. Onlara göre, Ganj Nehri insanın günahlarını temizler. Benares’te ölen, Siva (Şiva) nın inayetine kavuşur.          Hinduizmde dini inanış emir ve yasaklar Manava Dharina Şastra ismindeki mukaddes kitaplarında yazılıdır. Bu mukaddes kitaptan başka Brahmanalar, Upanişadlar, Puranalar, Mahabharatalar ve Ramayanalar adlı mukaddes kitaplar da vardır.          Hinduizmde insanı tanrılara ulaştıran birçok yol vardır. Bunlardan biri yoga’dır. Birlik anlamına gelen yoga hem psikolojik bir disiplin, hem de değer verilen şeyle kaynaşmak gayesiyle teneffüsü kontrol etme faaliyetidir. Tanrılara ulaştıran ikinci önemli yol Tantrizm’dir.           İbadetlerin mühim kısmı kurtuluşu temin eden üç esasta toplanmıştır.
          Birincisi; güzel amellerdir. (Mesela, ölenler için kurban kesmek, güneşe hürmet etmek, evde devamlı ateş yakmak, doğum, ölüm ve düğünlerde ibadet etmek, mukaddes kitapları okumak.)

İkincisi
, hakikat bilgisidir. Bütün varlıkların aslı tek hakikattir. Bu hakikate ulaşabilmek için dini bilgileri öğrenmek, rahip olmak ve dünyayı terk etmek lazımdır.


Üçüncüsü
, tanrı ile beraber olmaktır. Bu da ibadetle olur. Hinduizmde tapınma kişisel olabilir. Buna puja adı verilir. Kurban törenlerine jajna denir. Her kişi için doğumundan ölümüne kadar 12 tören yapılır.
            Hinduizmde temel ahlak kaidesi nefse hakimiyet ve feragatkâr olmaktır. Kast sistemine bağlı kalmak için azami gayret sarf etmek, Brahmanların kanunlarına uymak, kadınlara hiçbir hak tanımamak ve paryaları kurbanlık hayvanlar gibi telakki etmek Hinduizmin sosyal idealini ortaya koymaktadır.             Kurucusunun bulunmayışı, tenasüh inancının bulunması ve hayvan etinin yenmemesi gibi özelliklerle diğer bâtıl dinlerden ayrılan Hinduizm İslamiyet’ten sonra bazı değişiklikler geçirdi. Tevhid inancını savunanlar oldu. Yakınçağda Batıyla ilişkilerin neticesinde Hinduizm içinde çeşitli reform hareketleri gelişti. 1828’de Rommohan Ray’ın kurduğu Brahmo Samac (Brahma’nın Cemiyeti) ile 1875’te Dayananda Sarvasti’nin kurduğu Arya Somal (Soylular Derneği) Hinduizmi çok tanrıcılıktan ve tasvire tapınmadan arındırarak yeni bir şekil vermeye çalıştılar. Mohandos Gandhi şiddet kullanmamak, evlenmemek ve toplumsal hoşgörü gibi eski Hindu geleneklerini yeni sosyal ve siyasi şartlara uyarladı. (Hinduizmle ilgili yazı Dinimiz İslam Sitesi’nden alıntıdır.)
Herkese hidayet Allahu Tealadandır.
NOTSözde Şeyhlikten istifa etmiş Tasavvuf münkiri Ferit Aydın’ın
“Naksibendilik-Budizmden-Gelmistir” iddiasına reddiye.
Alttaki adresi Tıklayınız Lütfen.

        

30 soru “NAKŞİBENDİ TARİKATI MÜRŞİTLER SİLSİLESİ, HİNDUİZM ve BUDİZM

  1. Bismillahirrahmanirrahim
    Selamamün Aleyküm. İslam yeryüzüne hz. Adem (as) ile gelmiştir. Sonraki peygamberlerle de gelen din hep İslamdır. Hakikat tektir. Bu dinlerin tahrif edilmeleriyle isimleri değişmiş, bozulana uyanlar da batıl olmuştur. Hz Peygamber Efendimiz (sav) dünyaya teşrif ettiklerinde Hz Musa (as)’ın, Hz İsa (as)’ın, Hz İbrahim (as)’ın şeriatlerine uyanlar, hepsi islam üzeredirler, hepsi müslümandırlar, hepsi Efendimiz’in müjdelendiğini biliyorlardı ve bekliyorlardı. Kimisi sırtındaki mubarek işaretlerini gördü, kimisi şeytanların paniklemesinden anladı. Bilmeyen bunlar yahudi, bunlar hıristiyan dedi. Hayır, tahrif edilenler bu isimleri aldı.

    Din tek. Hz İbrahim (as) Hind’de yaşadı. Çok uzun zaman önce yaşadı. Oraları İslam ile şereflendirdi. Zamanla yoldan kayanlar, dinden çıkanlar oldu. Bu çıkanlar Hz. İbrahim’in şeriatını, anlattıklarını bozarak, nefislerine ve şeytanların uydurmalarını katarak bu inançları ortaya çıkardılar. İster Hindu, ister Budist, ister Cayna’cı (Jayna) olsun, tüm Hindistan’daki batıl inançlarda tenessül vardır. Çok eski devirlerde Hindistan’da Ari/Aryan’ların kazandığı büyük bir savaş olmuştu. Bu kavmin İran’dan yahut Evropa’dan geldiği söylenmekte. Zaten hepsi akraba kavimler. Bunlar yönetimi ele geçirince günümüzde de hala devam eden kast sistemini yerleştirdiler. Brahman ismi (doğrusunu Allah bilir) allah’ın Halil’i Hz ibrahim’in isminden gelmektedir diye düşünüyorum. Mağarada Efendilerimiz saklanırken örümcek ağ örmüştü. Allah isteseydi kayayla da örterdi, görünmez de yapardı. Fakat örümcek ağıyla, ufacık bir şeyle korudu. İşte, Hindistan’dakiler de her şeyi tahrif edip Hz İbrahim’in ismine dokunamadılar. Namazı yogaya çevirdiler. Tefekkürü, rabıtayı meditasyona çevirdiler. Cehennemde olacakları kast sistemine uyguladılar. Batıllaştıkları için, çokça çaba sarfedip sert riyazatlar yapmalarına rağmen nefslerinin ve şeytanın ve cinlerin köleliğinden çıkamadılar. Bu benzerlik anca böyle olmuştur. Hinduizm, Budizm vs İslam’dan gelmedir. İslam onlardan değil. Ki, tarikatlere insanlar karakterine göre girer. Belki biraz şekiller değişikse de öz aynıdır.

    Avrupa’nın kadim druidleri sanki nereden geldiler? Kızılderiler? Aborjinler? Hepsi vaktinde gelen uyarının, peygamberlerin anlattıklarının bozulmuş, tahrif edilmiş halleridir Allahualem

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>