Tasavvufta Vahdeti Vücut Ve Vahdeti Şühut

drps56234325       Elhamdulillâhi Rabbil âlemin Vessalâtü vesselâmü alâ Rasûlinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve eshâbihi ecmeîn.
Bismillâhirrâhmânirrahîm
Her hayrın ve şerrin yegane yaratıcısı kendisinden başka İlah olmayan Allahu Tealadır. O’nun eşi ve benzeri ve dengi yoktur. Herkese kuvvet ve hayat veren O’dur.  

Soru: Tasavvufta Vahdet-i Vücûd İnancı Şirk midir?

       Cevap: Vahdeti Vucutun kelime anlamı Varlığın Birliği anlamına gelmektedir.  Bu inancı savunan felsefeciler bu hususta yanılmaktalar. Aslında varlığın birliği fikri bir yanılmadır. Büyük Mutasavvıf İkinci Binin Müceddidi İmam-ı Rabbani hazretlerine göre varlık ikidir. Birincisi gerçek varlık Allahu tealanın varlığı, ikincisi ise mecazi varlıklar olan yaratılmışların varlıklarıdır. Mecazi varlık olan yaratılmışların varlığı her an Allahu tealanın varlığına muhtaçtırlar. O’nun El Kayyûm isminin tecelisi ile her an varlıkta durabilmektedirler.  Büyük imam, İmam-ı Rabbani Müceddid-i Elf-i Sâni (k.s.) hazretleri, bu hususu şöyle izah etmektedirler:
– “Allahu Teala bu alemi; mahlukatı, hayal ve his mertebesinde yarattı.”
Bu ifade çok derin bir manadır. Yani; bu alem,  Allahu tealanın varlığına göre yok hükmündedir ama,  Allahu tealanın kudreti ile yarattığı his ve hayal mertebesinde ki varlık alemide O’nun var kılması ile vardır… O sapık felsefeciler yaratıkların varlıklarını da, Yaratanın kadîm varlığı  saymakla küfre girmiştirler. Hiç, yaratılanlarla Yaratan bir ve aynı olabilir mi? Elbette olamaz. Onun içindir ki, mahlukları yani alemi, ezeli ve ebedi sıfatla vasıflandırmak, çok çirkin ve küfre batıran bir yanılgıdır.
İmamı Rabbani (kaddes Allahu sirrahul-akdes)hazretleri buyurdular ki:
-“Küçük alem(insan) ve büyük alem (insanın dışındaki yaratıklar),  Allahu Tealanın isimlerinin ve sıfatlarının aynalarıdır. O’nun zatında bulunan şü’ûn (şe’nler, tecelliler) ve kemallerin görünüşleridir. Bu alemler kapalı bir hazine idi, bunları icmalden(toplu halden) tafsile(ayrıntılı hale) çıkarttı. Kendisine ve sıfatlarına alamet olacak şekilde yarattı. Alemin hiçbir parçasının Allahu teala ile hiçbir nisbeti yoktur. Yalnız O’nun yaratıklarıdır. İsimlerini şü’ûnlarını göstermektedir. Alemin Allahu teala ile birleşmiş olduğunu, O’nun benzeri olduğunu, alemi ihata etmiş olduğunu, aleme sirayet edip her zerreye girmiş olduğunu, her şeyle beraber olduğunu zan etmek, O’na olan sevginin tasavvufi sarhoşluğundandır. Halleri bunların üstünde olan veliler,  Allahu tealanın hiçbir bakımdan bu aleme benzemediğini,  bu alemin sadece  O’nun yaratıkları olduklarını söylerler.  Zat-ı ilahinin bu alemle hiç bir bağlılığı ve benzerliği yoktur. Varlık ikidir: Birisi hakikatta var olan Hak tealadır. İkincisi zıl, gölge gibi olan mahluklardır. ”   (1.c.125. mktb.)

          Vahdeti Vücutcular iki kısma ayrılırlar:
          Bunların birinci kısmı Hal ehli kimseler olup, bulundukları halden dolayı özürlü  kimselerdir. Çünkü, İslam şeriatında bulüğa ermemiş kimselerle,  aklî dengesi olmayanlar mükellef değildir. Bu meczublar  cezbe halinden ayılıncaya kadar  akılları örtülmüş Allah delileridir(aşıklarıdır).  İkinci kısımda olan kimselere gelince bunlar sırf taklitçiler olup,  küfürleri barizdir. Bir örnek: Şemsi Tebrizi hazretleri Makalat’ta şöyle zikrediyor :
-” İki mukallit birbirleri ile övünerek tartışıyorlardı. Ariflerin marifetlerinden bahsederlerken biri ötekine dedi ki:” Şu eşeğe binmiş adam tanrıdır.”Öteki  ona :” Bana göre o adamın eşeği tanrıdır.” diyordu. Bu adamlar bu inanç ve görüşleri ile Cebriye bataklığına düşmüş kâfirlerdi.”

          İmam-ı Rabbani Ahmed-i Faruki  Müceddidi Elfisani(k.s.) hazretleri şöyle buyurdular:
-“Sakın tasavvufçuların boş sözlerine aldanmayınız! Hak olmayanı hak sanmayınız. Bu tasavvufçular şuursuz oldukları için özürlü sayılırlar. Yanılan müçtehidler gibi hesaba çekilmezlerse de , bunları taklid edenlere bilmem nasıl azab ederler… Keşke bunlara uyanları da, yanılan müçtehidlere uyanları affettikleri gibi affetselerdi!( yani; bunlara tövbe nasib olsa da , bu hallerine tövbe etseler.) Affetmezlerse durumları vahimdir.
Kıyas ve ictihat , şeriatın dört temelinden biridir. Buna uymakla emr olunduk, evliyanın keşif ve ilhamına değil. Tasvvufçuların bir çoğu keşif ve ilhamla anlaşılan bilgileri inandırmak için insanları zorluyorlar. Keşke inkâr etmemelerini tavsiye etselerdi. Bu bilgilere inanmak zaruri değil , fakat inkar etmektende sakınmalıdır. Ne kadar şaşılır ki, kendilerinin tasavvufçu olduğunu söyleyen bazı kimseler, ” Allah’ı bu dünyada görüyoruz .” demektedirler. Gördükleri bazı nurları,  hiç bir şeye benzemeyen Allahu Teala’ya benzetiyorlar. “Tasavvuf yolunun sonu, bu nuru görmekle biter diyorlar.” Allahu Teala bu zalimlerin dedikleri şeyden münezzehtir.”

         Burada Yüce İmam(k.s.) dinen uyulması şart olan Edille-i Şer’iyeye vurgu yapmaktadır. Edille-i Şer’iye dörttür: Kur’an,  Sünnet, İcamai ümmet(Eshabın icması), Kıyas-ı fukahadır.  Bir başka mektubunda da “Nassa uyulmalı, Fussa değil” Yani Edille-i Şer’iyeye uyulmalı, tasvvufçuların şeriata aykırı söz ve fiillerine değil.  Ahirette kurtuluşumuz buna bağlıdır.” diye uyarıda bulunmaktadır.

           Güneş balçıkla sıvanmaz. İmam-ı Rabbani Müceddid-i Elfisani hazretleri Rasulullah’ın “Sıla”(Birleştirici) ünvanı ile ümmetine müjdelediği kimsedir. O’nun eserlerini tam olarak okuyup anlamadan, İmam-ı Rabbani (k.s.) hazretlerini, sekre girmiş meczub Vahdeti Vücutçular ve taklitçi sahte Vahdeti Vücutçularla  karıştıran, kötü maksatlı art niyetli,  mezhebsiz,  reformcu  zalimlere Allahu teala hidayet ihsan etsin.

           Gerçek Vahdeti Vücutçular, haramlardan sakınarak, farz vacip ve sünnet ibadetlerle birlikte  zikir, rabıta ve sohbetler sonucunda gönül gözleri açılır ve kalbleri İlahi nurlarla dolar. Güneşin ışığı dünyayı kaplayınca yıldızların gözden kaybolması gibi, bu kimselerinde kalbleri ilahi nurlarla dolunca her eşyada tecelli eden İlahi nurlardan başka bir şey göremez olurlar.  Bu durumda olan veliler, o İlahi nurların üstün zevklerinden sarhoş olunca, “Hem ost” derler. Yani” Her şey O’dur” derler. Bu ve bunun gibi sözleri ayık olan biri taklidle, veya bilinçli olarak söylerse, küfürleri kaçınılmazdır.  Bu meczublar Allahu Teala lutfederde  sekrden sahva geçtiklerinde, bu sözlerine tövbe ederler. Muhyiddin-i Arabi hazretleri bu velilerdendir. Sahva yani ayıklık halıne geçildiğinde ise ” Hem ez ost ” derler. Yani, “Herşey O’dandır” derler. Buna da “Vahdeti şuhut” denilir ki   İmam-ı Rabbani hazretleri de bu velilerin önde gelenlerindendir. Vahdet-i Şuhut hali: Kalb İlahi nurları her eşyada temaşa etmeye başladığında kalbin, her tecelliyi  Allahu tealadan bilmesi durumuna denir. Yani:  ”Görülen , işitilen ve hissedilen her şey Allahu tealadandır. Yani O’nun isimlerinin tecellisi ve kudreti ile oluşmaktadır.” anlamına gelen “Hem ez ost” inancına sahib bulunan velilerin bu ahvallerine Vahdet-i Şuhut denir.

           Sekre girmeden, İlahi nurların üstün zevkleri bunların akıllarını örtmeden, ”Herşey O’dur” diyen Vahdet-i Vücütcular ma’zur değillerdir. Bu kimseler o inançlara tövbe etmezlerse imansız ölmelerinden korkulur.  Bu kimseler tecellilere  ”O’dur”  demekle,  Allah’ın mahluklarını,  alemlerin  Rabbi Allah (c.c.) olarak  addetmiş bulunuyorlar… Bu kimselere göre; en aşağı mahluktan al da,  en ulvi mahluka kadar hepsine: ” O’ndandır” demeleri yerine, “O’dur” demeleri sebebi ile, inandıkları halde imansız olmaktalar.. Allah(c.c.) buyurdu ki: “Kulhu vallâhu eHad(1), Allahus-samed(2), Lem yelid ve lem yûled (3),  “Ve lem yekun lehû kufuven eHad.(4)” 
Mealen:
De ki O Allah, Zatında ve sıfatlarında bölünmeyen ve parçalanmayan tektir.(1),  Allah Samedtir. Her şey O’na muhtaç, O ise hiç bir şeye muhtaç değildir.(2),  O doğurmamış ve doğrulmamıştır. (3) Ve hiçbir mahluk O’na denk, olmadı ve olamaz da. (4)” (İhlas Suresi)

Vesselam.

Etiketler (Konular): , , ,


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

6 soru “Tasavvufta Vahdeti Vücut Ve Vahdeti Şühut

    • Vahdeti Vücut demek varlıkta birliği görmek anlamındadır. Vahdeti Vücut, eşyada yani tüm kainatta evreni yaratanın isimlerinin nurlarını görmektir.
      Gerçek Vahdeti Vücutçular, haramlardan sakınarak, farz vacip ve sünnet ibadetlerle birlikte zikir, rabıta ve sohbetler sonucunda gönül gözleri açılır ve kalbleri İlahi nurlarla dolar. Güneşin ışığı dünyayı kaplayınca yıldızların gözden kaybolması gibi, bu kimselerinde kalbleri ilahi nurlarla dolunca her eşyada tecelli eden İlahi nurlardan başka bir şey göremez olurlar. Bu durumda olan veliler, o İlahi nurların üstün zevklerinden sarhoş olunca, “Hem ost” derler. Yani” Her şey O’dur” derler. Bu ve bunun gibi sözleri ayık olan biri taklidle, veya bilinçli olarak söylerse, küfürleri kaçınılmazdır. Bu meczublar Allahu Teala lutfederde sekrden sahva geçtiklerinde, bu sözlerine tövbe ederler. Muhyiddin-i Arabi hazretleri bu velilerdendir. Sahva yani ayıklık halıne geçildiğinde ise ” Hem ez ost ” derler. Yani, “Herşey O’dandır” derler. Buna da “Vahdeti şuhut” denilir ki İmam-ı Rabbani hazretleri de bu velilerin önde gelenlerindendir. Vahdet-i Şuhut hali: Kalb İlahi nurları her eşyada temaşa etmeye başladığında kalbin, her tecelliyi Allahu tealadan bilmesi durumuna denir. Yani: ”Görülen , işitilen ve hissedilen her şey Allahu tealadandır. Yani O’nun isimlerinin tecellisi ve kudreti ile oluşmaktadır.” anlamına gelen “Hem ez ost” inancına sahib bulunan velilerin bu ahvallerine Vahdet-i Şuhut denir.

  1. Yani; bu alem, Allahu tealanın varlığına göre yok hükmündedir, cümlesi Kurana ters değilmi sizce? Tüm peygamberler, veliler nebiler, ve yaratılmışların en şereflisi nasıl olur yok hükmünde olur. Kİ ölümden sonra dirilecek ve hesap verecek olan insan nasıl yok hükmünde olabilir? Kaldı ki İnsanı yaratırken nefesinden nefes vermiş Allah. Bu söylediklerim ona muhtaç olmama manasına gelmez. Yaratılmış yaratana muhtaçtır elbette.

    • “Bu alem, Allahu tealanın varlığına göre yok hükmündedir, cümlesi Kurana ters değil mi sizce?” diyorsunuz. Kur’n’a ters olan bir şeyi Ehli sünnet ulamasının söyleyeceğini siz nasıl söyleyebilirsiniz. O söz bana ait bir ifade değil bir kere. Kur’an’a da aykırı değildir tam tersine Kur’an’a uygundur. Zira Kur’an’a göre “hiçbir şey O’nun dengi ve benzeri olamaz”.
      Allah’ın varlığı ile hiç bir kimsenin varlığı mukayese edilemez. Allah’ın varlığı karşısında alemler yok hükmündedir sözü, alemlerin ve enbiyanın ve evliyanın hiç olmaması anlamında değildir. Mahluklar, ezeli ve ebedi varlıkla mukayese edildirse ancak yok hükmündedir. Aksi halde şirk olur. Allahtan başka mutlak varlık yoktur. Allah’tan başka ezeli ve ebedi başka varlıkların olduğu inancı küfürdür.
      Allah nefes solumaktan münezzehtir. Ruhumuzdan üfürdük ifadesi mecazidir. “De ki O Allah Ehad’tir” (İhlas). Ehad demek zatının ve sıfatlarının hiç değişmemesi, parçalanma kabul etmemesidir. Bazı cahiller, -haşa- kendilerini Allah’ın parçası addetmektedir. Bu ise küfürdür. Zira Allah bir şeyin olmasını diledi mi ona sadece “kün feyekûn” (ol der o da olur)..
      Size tavsiyem, bu itikadınıza hemen tövbe ediniz.

  2. Gunumuzde tartisma konusu olan bu kavramlari dar akillariyla yorumlayip tasavvufa sirk diyenler, bazi tasavvufcularin (taklid edenler, sapkinliga dusener vs) hallerine bakarak tasavvufu inkar etmekte ve gercek mutsavviflari sirkle itham etmektelerdir.Tasavvufun dogru anlasilmasi yolunda yazdiginiz butun makalelerden dolayi Allah CC sizlerden razi olsun zira bu ve benzeri kavramlarin anlasilamamasi muslumanlarin birbirlerini tekfir etmelerine sebebiyet vermekte ve bunu iyi bilen birtakim gucler tarafindan kullanilarak huzursuzluk ve fitne ortami cikartilmaktadir

    • Muhterem Ümit Bey kardeşim, teşekkür ederim doğru anlayışınız ve bakışınızdan dolayı. Allahu teala sizi ve bizi o sırat-ı müstekîme erenlerin yolundan ayırmasın.