Türk Milletini Tarih Sahnesinden Silmek Mümkün Değildir

İNGİLİZ stratejisi:
Devlet de toprak da senin olsun fakat ruhun ve zihnin benim olsun.

Lozan Antlaşmasına gönderilen heyetin içinde Hahambaşı “Haim Nahum” da vardı. Haim Nahum’un Lozan’a gönderdiğimiz heyetin içinde yer alması gerçekten şaşırtıcıdır. Haim Nahum, İngiliz Dışişleri Bakanı ve Lozan’da başkanlık eden Lord Curzon’a Osmanlı’nın tasfiye edilip İslam’dan uzak, İslam alemi ile bağlantısını kesmiş bir ülke kurdurmasına yardımcı olacaktı.

Zatenyahudi Haim Nahum keferesi 1923 senesinde Lozan öncesinde Avrupalı dostlarına ve mason loca şeflerine kendi stratejisini şöyle anlatmıştı: “Yanlış yapıyorsunuz; Anadolu’yu işgal etmekle Müslüman Türkleri sindireceğinizi mi sanıyorsunuz? Hayır, bir kaç yıl içinde bu milletin yeniden dirileceğini, toparlanıp derleneceğini hesaba katmıyorsunuz! Öyleyse yapılacak şey; Lozan Antlaşmasıyla bunlara bir fırsat tanıyıp, bu zaman içinde İslamiyetten uzaklaştıracak, din ve tarih şuurunu unutturacaksınız. Müslüman Türkler bir iman ve ahlak tahribatı süreci geçirmelidirler. Ekonomileri çökertilmeli, siyasi partilerden gazetecilere, hepsi ele geçirilmelidir. Onlar ülkelerini parsel parsel satacak hale getirilmelidirler. Yumuşak ve kolay lokma yapıldıktan sonra ise, Türkiye parçalanıp Büyük İsrail’e katılmalıdır. Bu şartları yerine getirmeden Türk milletini tarih sahnesinden silmek mümkün değildir. Bu şartlar tekâmül etmeden savaşırsanız, kazanamaz yenilirsiniz.” demiştir. Dahası da var dikkatli okuyun.

Türkiye’yi Lozan’da temsil edecek heyete müşavir sıfatıyla dâhil olan Yahudi Haim Nahum da Lord Curzon’a şöyle diyordu: “Siz Türkiye’nin mülki tamamiyetini kabul ediniz. Onlara ben İslamiyeti ve İslami temsilcilikleri ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüt ediyorum.” demiştir. Bitmedi.

Lozan Konferansı sürerken Haim Nahum bir ara Lozan’dan ayrılıp başka bazı ülkelere gitmiş ve muhtevası bilinmeyen görüşmeler yapmıştır. Haim Nahum bu günlerde Paris gazetelerinin birine verdiği beyanatta; “…Merak edilmesin İsmet Paşa benim ahbabımdır. Benim sözümden dışarı çıkmaz. Lozan’a gider işleri düzeltirim.” demiştir. Haim Nahum, Yüksek İstihkâm ve Topçu Mektebi’nde okurken İsmet Paşa’ya Fransızca öğretmenliği yapmış.

Ve artık Lozan’da yapılan anlaşmalar sonunda İngiltere Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasına onay vermiş tanımıştır.

Lozan Antlaşması’ndan sonra İngiltere Avam Kamarası’nda “Türkiye’nin istiklalini niçin tanıdınız?” diye itiraz edenlere karşı Lord Curzon şu cevabı veriyordu: “İşte asıl bundan sonraki Türkler bir daha eski servet ve şevklerine kavuşamayacaklardır. Zira biz onları, maneviyat ve ruh cephelerinden öldürmüş bulunuyoruz.” Asıl mesele buydu. İngiltere’nin son 150 yılda uyguladığı bir strateji vardı: Devlet de toprak da senin olsun fakat ruhun ve zihnin benim olsun stratejisiydi. Bize de bunu uygulayacaklardı. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra yaşananlar bunu gösteriyordu.

Haim Nahum’un Lozan’dan sonra şöyle demiştir: “Türklere öyle bir iş ettim ki, bundan sonra Türkiye’de kalmam doğru olmaz.” Bundan sonra Türkiye’ye gelmeden Mısır’a geçmiştir. Çünkü yeni görevi Mısır’daydı. Peki Mısır ne alakaydı? İşte ipin koptuğu yere geldik. Dikkatli okuyun.

Mısır’ı Lozan’da vermiştik. Lozan Antlaşması’nın 17. Maddesini okuyalım beraber:

“Türkiye’nin Mısır ile Sudan devletleri üzerindeki bütün hukukundan ve sıfatlarından vazgeçiş hükmü 5 Kasım 1914 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiş olacaktır.” Evet 17. madde buydu, yanlış okumadınız.

Kâğıt üzerinde de olsa Mısır, 1923’te bizimmiş ki, Lozan Antlaşması ile İsmet Paşa gönül rahatlığı ile İngilizlerin eline tam teslim etmiştir. Ne yani? Mısır, 1923 yılına kadar bizim miymiş? Kâğıt üzerinde de olsa bizimmiş ki, Lozan’da anlı şanlı İsmet Paşa’mız onu gönül rahatlığı ile İngilizlerin eline teslim edebilmiş. Diyeceksiniz ki, Mısır çok önceden 2.Abdulhamit zamanında 1882’de işgal edilmişti. Onu İngiltere’den alacak gücümüz mü vardı ki? Doğru, ancak Kemal Tahir’in “Yol Ayrımı” romanında dediği gibi topraklarınız işgal altında olabilir, ancak imzalamasaydık günün birinde geri alabilme umut ve hakkımız korunacaktı. Ya da bir başka hususla pazarlık konusu yapabilirdik onu. Velhasıl Türkiye, Mısır, Sudan ve Libya üzerindeki tüm ayrıcalıklarından vazgeçti. Bu ülkelerle bağını tamamen kesmesi için imzayı çoktan atmıştı bile.

Haim Nahum, Türkiye’yi İslam’dan uzaklaştırma görevini bitirdikten sonra yeni bir vazife verilmiştir. Bilindiği gibi Mısır 1982’de İngilizler tarafından işgal edilmiş ve Mısır’da İngiliz güdümlü idarecilerle yönetilir olmuştur. Birinci Dünya Savaşı ile Mısır Sultanlığı kurulmuştur. Bu devlet de tam manasıyla bir İngiliz kolonisi olmaya devam etmiştir. Mısır’daki bazı ayaklanmalar yüzünden İngilizler 1922’de mecburen Mısır’a kısmi bir bağımsızlık verdiler ve krallık koltuğunda ise 1.Fuad bulunmaktaydı. Şubat 1922’de kurulan Mısır Krallığı, gerçek manasıyla bağımsız bir devlet olmamıştır. İngilizler istihbaratlarıyla Mısır’ı kontrol etmeye devam etmişlerdir. İngilizler Mısır’daki otoriteleri azalmaması için Lozan’da Hilafet mevzusunda kendilerinden çok faydalandıkları Haim Nahum’u devreye sokmuşlardır. Haim Nahum, Türkiye’nin ayağına pranga vurduktan sonra sıra İngiltere’nin kontrol altında tutmak istediği Mısır’a gitmiştir. Bilinmeli ki İslam dünyasının liderliğine oynayacak iki ülke bulunmaktadır. Bunlar Türkiye ve Mısır’dır. Bir ülkenin ordusunun güçlü olması lider olma hususunda kritik ehemmiyete sahiptir. Müslüman ülkeler arasında en güçlü orduya sahip birinci ülke Türkiye, ikincisi ise Mısır’dır. Osmanlı Devleti, Hilafet müessesesini Memlük Devleti’nden almıştır. Yani Osmanlı Devleti, Hilafeti almadan önce İslam dünyasının lideri Mısır idi. Velhasıl Mısır ve Türkiye, ideolojilerle, fitneyle, iç çatışmayla kontrol altında tutulmalıydı. Mısır ve Türkiye’nin tekrar İslam Birliği birlik halinde iş yapmaları İngiltere ve Amerika için büyük tehlike.

Mısır’da Haim Nahum, Suriye’de Mişel Eflak Arap milliyetçiliğini pompalamışlardır. Haim Nahum Türkiye’de iken ise Arap düşmanı Türk milliyetçiliğini yaymış ve pompalamıştır, yani Kemalizmi pompalayıp oluşturmak için çabaladı. Arap ülkelerinde ise Türk düşmanı Arap milliyetçiliğini yani Baas’ın alt yapısını hazırlamıştır. Baas, Arap milliyetçiliğidir. Seküler bir yapıdır. Mısır milliyetçiliğinin en meşhur sloganlarından biri “Mısır Mısırlılarındır” sloganıdır. Dikkat edilirse ülkemizde de “Türkiye Türklerindir” sloganı vardır. İki ülkede de aynı ideolojiye sahip insanlar bu sloganları atar. Seküler Arap milliyetçileri ve seküler Türk milliyetçileri. Böylece Haim Nahum Osmanlı’dan bölünen ve kurulan yeni ülkelerde ayrıştırıcı, bölücü yeni ideolojiler kurup büyüterek Müslümanların birleşmesini engellemiştir

Cemal Abdunnasır iktidara geldikten sonra Haim Nahum’u kendine müşavir yapmıştır. Haim Nahum, Cemal Abdunnasır’a İbranice öğretme bahanesiyle Mısır siyasetinde etkili olmaya devam etmiştir.

Lozan Antlaşması ile Türkiye’nin özellikle Mısır’la olan bağını kestiriyorlardı. Çünkü Mısır ve Türkiye birleşirse önünde kimse duramazdı. Bunu çok iyi biliyorlardı. Türkiye’nin Mısır ile olan bağını kesip, bir daha bağ kurmaması için Lozan Antlaşması’nın 17. Maddesine bu şartı koymuşlardı. Olur da bir gün birleşirlerse diye her iki devlete de farklı ideolojileri hâkim kılmışlardı. Araya birçok engel koymuşlardı. Bu yüzdendir ki Türkiye ve Mısır’ın ümmetçi bir potada birleşmesini engellemek için seçimi kazanıp başa gelen “MURSİ’Yİ” darbe ile indirttiler. Erdoğan ve Mursi Lozan’ın 17. maddesini deldiler. Sözde emperyalist güçler Mısır’da Mursi’yi indirip Türkiye’de olaylar isyanlar çıkararak terbiye ediyorlardı.

Lozan Antlaşması sadece Türkiye’yi ilgilendiren bir anlaşma değildi. Yanıldık. Tüm İslam âlemini ilgilendiren bir anlaşmaydı.

28 Şubat Darbesi’ni de aynı amaçla yaptılar. Erbakan Hoca, İslam Birliği kurup bağımsız ekonomik modelini uygulamaya kalkınca Lozan’ı delik deşik etmiş oldu. Emperyalist güçler Lozan’dan asla taviz vermiyorlardı. Dedik ya, Lozan elimizi kolumuzu bağlayan bir kelepçedir. Bu kelepçeyi kırmadan ne İslam ülkelerinde ne dünyada etkin olabiliriz. Ne de bağımsız bir ekonomiye geçebiliriz. Sadece Mursi geldiğinde Mısır ile hukuki ilişki-bağ kurup planlar yaptık diye ceza kestiler. Çünkü Lozan’ın 17. maddesini deldik.

Ama bilsinler ki daha henüz bir şey delmedik! Zamanı gelince koyduğunuz tüm kuralları delik deşik edip elinize vereceğiz! İşte o vakit özgürlüğün kapısı dünya halklarına açılmış olacak.

Yazan: Saim Tunç


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir