Nefis ile Ruhun Çatışması ve İç Barış

     Logo-Ramazan Bayramı 2İnsanı yaratan sonsuz kudret sahibi Allah, insanı şu unsurlardan yaratmıştır: Hep kötülüğü isteyen nefis,  hep iyiliği isteyen ruh, hava, ateş, su ve toprak maddelerinden oluşan bir beden ve bunların hepsinin yöneticisi konumundaki Allah’ın kendisine (görmek, işitmek, irade, bilinç gibi) emanetleri verdiği İNSAN. Yani; yokluk veya hiçlik. Bu dünya aleminde sınavda olan insanın yükselip alçalması, bunlar sebebiyle olmaktadır. Bunlardan ruh ve nefis insanın iç aleminin hizmetçileridir. Bunların her ikisinin sevgi ve nefretleri ve istekleri de birbirine zıttır. Bu sebepledir ki her ikisi de sürekli bir iç çatışma halindedir ve bunların her birisi insanı kendi tarafına çekmek ister.
Yokluk ve hiçlik mertebesinde olan insan ise, Allah’ın kendisine verdiği irade ile, bunlardan hangisini destekler ve onu ibadet veya günahlarla beslerse, insan o yönde müsbet (iyi) veya menfi(kötü) bir kimse oluverir.

     Ruhun Nefisle Mücadelesi: Yücelik duygulara sahip olan ruh, insanı kendi alemi olan alemi ervaha çekmek ister. Cenab-ı Hakkın yardımı ile irade emanetinin sahibi olan adem(hiçlik), ruhun isteklerini yerine getirirse, insan süfli mertebedeki nefisle birlikte yücelik evine birlikte yükselirler. Ruhun asıl evi olan alem-i emre insanla birlikte yükselen süfli nefis, oradaki ilahi isimlerin zıllı mertebesinde bulunan letaiflerin nurlarıyla kaba necaset konumunda olan manevi kirlerinden temizlenir.
NOT: “Bu mertebeden inişe geçen kimseler kendini kâmil ve mükemmil bir mürşit sanarak insanları irşat etmeye kalkanlardır. Şeytan bir süre sonra bu kimseleri bazı hileler yoluyla sırat-ı müstekimden çıkarır. Hatta bunlardan bir nicelerini küfre dahi düşürür.”
Alem-i Emrin latif nurlarından aldığı zevk ve şevkle nefsin kirlerinden bir nebze temizlenen insan, letaif alemlerinin  ötelerine geçer. Orada, bir üst mertebe olan İlahi ismin nurunun mest edici güzelliği ile şaşkına dönen nefis, ince necaset hükmündeki manevi kirlerinden de arınır ve insana yaraşır bir sıfat olur.  İnsan bu mertebede mutmeinne nefis ünvanına layık görülür ve o isimle anılarak Kur’an’da ki; İRCİΔ (DÖN RABBİNE EY MUTMEİNNE OLMUŞ NEFİSİlahi hitabına erer.  Levvame  mertebesinde insanla birlikte bulunan dinsiz nefis, mülhime mertebesinde iken münafık olur.  Mutmeinne mertebesin de ise tam anlamıyla Müslüman olur. Bu mertebeye yükselen nefsin daha önceki iç muhalefetinden hiç bir iz kalmaz…

     Nefsin ruhla mücadelesi; aşağılık duyguların tecelli yeri olan kötülüğü isteyen nefis, yüce duyguların tecelligahı olan ruhu aşağıların aşağısı olan firavunluk derecesine düşürmeye çalışır. Emanetleri yüklenen insan bu nefsin kötü isteklerine eğilim gösterir de yerine getirirse, onun paralelinde iyiliği isteyen ruh da aşağıların aşağısına düşer. Bu iniş nefsin karanlık çukuruna kadar indiğinde ise, bir daha asla iflah olmaz ve kalp mühürlenir ve onların durumları; “Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerinin üzerinde     bir de perde vardır. Ve büyük azab onlaradır.” (Bakara Suresi- 7)  ve; “(Onlar) sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık (hakka) dönmezler.” (Bakara-18) ayetlerinin manasına uygun düşerek tam bir firavunluk çukuruna düşüverirler. O vakit ise, içerideki olumlu muhalefet biter. Artık o kimsenin içinde iman ışığı asla yanmaz. Böylece insan Rabbinin kendisine verdiği emanetlere ihanet etmiş olur.
    Eğer ki insan ruhun istekleri olan Allah’ın rızasını gerektiren işleri yaparsa ruh güçlenir ve nefis cılızlaşır. Kul artık yaptığı ibadetlerden zevk almaya başlar ve ibadetleri yapmak zevk haline gelir. Daha önce var olan iç kargaşa yerini iç barış denilen sonsuz huzura terk eder…

     Hak gelir batıl zaile düşer.

 

GÖREMEMEK :Balıklar bazen suda kafa kafaya gelir ve biri diğerine sorarmış:
– Sen ne arıyorsun? der.
Öbürü:
-” Su arıyorum, ya sen ne arıyorsun?  der.
O da:
-“su” dermiş.
Hepsi birden;
-“O halde tekrar su arayalım “derler ve ömürleri su aramakla bitermiş.
İnsanların bir çoğu aradığı şeyin burnunun ucunda olduğunu göremez. Çünkü onun gözünde küçük görme perdesi vardır.
İnsanların bir çoğu da, çok şeylerin değerini onlardan uzak olduğunda anlayabilmektedir. Babanın ananın değeri öldüklerinde, dostlar kaybedildiğinde, servet elden gittiğinde, ömür bittiğinde ancak onların değeri gereği gibi anlaşılmaktadır. İnsanlarımızın yabancı hayranlığı acaip derecededir. Avrupalılaşma hastalığı da denebilir buna. Futbolcu olsun yabancı olsun, bilim adamı olsun yabancı olsun, alim olsun Arabistanlı olsun.  Bunlar kendi değerlerine kör kalan hasta adamlardır. “Evde yetişen çiçeğin kokusu hissedilmez.” sözü bu hastalara göredir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2 soru “Nefis ile Ruhun Çatışması ve İç Barış

  1. selamin aleyküm bekir bey insan insan içinden gelen içgüdü ses adı her neyse bu ruhunmu nefsinmi sesi nasıl ayırabilir ayırmazsak nefse nasıl muhalefet edecez

    • Aleykümselam Nuh bey.
      İnsanın içine gelen iki manevi telefon vardır. Birisi iyiliği terke, kötülüğü yapmaya çağrı, diğeri ise İlahi emirleri yapmaya ve kötülükten kaçınmaya çağrıdır.
      İnsan bu ikisinden birisine tabi olup beğenip yapan veya beğenmeyip yapmama gayreti gösteren kimsedir.