Rabıta Şirk midir?

A- Hallac-ı Mansur Hz.SORU: Bazı kimseler rabatanın şirk olduğunu, bu rabıta işinin  sufiler tarafından uydurulduğunu ifade etmekteler. İslamda rabıtanın yeri nedir?
CEVAP: Soruya soru ile cevap verelim. Bu tür nâhoş sözleri söyleyen kimseler sevdiği kimseleri veya kadın ve çocuklarını düşündükleri zaman müşrik mi oluyorlar?
Bu kimseler kadın ve çocuklarını veya mallarını düşündükleri zaman müşrik olmuyorlarsa,
Allah’ın dostu bir alimi hatırlamak neden şirk olsun?
Rabıtanın şirk olduğu iddiası, diplomalı cahillerin uydurduğu boş sözlerdir. Mimari, resim ve benzeri sanat dallarında uzman olmayan bir kimsenin iddiaları ne kadar abes ise, tasavvufun içinde yer alan rabıta hakkında tasavvufla alakası olamayan diplomalı cahillerin olumsuz iddiaları ondan daha beter abestir…

Rabıta Nedir?
RABITA: Ruhunu ve nefsini her türlü kötülükten arındırmış Allah dostu kamil ve mükemmil bir zâtın gönül aynasına yansıtılan marifetullahı ve İlahi nurları, baş gözünü kapayarak gönül gözü ile gözler kapalı olarak seyretmek için kurulan manevi bağlantıya RABITA denir.
Rabıta demek, düşünce bağı demektir. Her insanın yaşam süreci içinde her an gönlü, aklı ve düşüncesi bir şeylere rabıtalıdır. Allah’ın Rasulü’ne (s.a.v.), Eshab-ı Kiramdan (Allah Onlardan razı olsun) bazıları;
-”Ey Allah’ın Rasulü bizim aklımıza bazen öyle kötü şeyler geliyor ki bunları size söylemekten haya ediyoruz. Bu durum hakkın da ne buyurursunuz?” diye sorduklarında, Allah’ın Rasulü onlara şu mealde cevap verir:
– “Aklınıza gelen kötü düşünceleri kötü bilmeniz imandandır.”
    Bu da şu demek oluyor ki, Sahabelerin dahi akıllarına kötü düşünceler gelmektedir. O halde insanın gönlü bir havuz mesabesindedir. Ona her türlü düşünce akmaktadır. Peygamber aleyhisselam Efendimiz yukarıda geçen hadisi şerifte, kalbe gelen kötü şeyleri akıl gücü ile temyiz edip, kötü düşünceleri kötü bilmeyi imandan olduğunu bildirerek konuya açıklık getirmektedir. Her insanın rabıtası, ilminin seviyesi ile orantılıdır.
Kişinin aklı, inancı,  sevdiği veya korktuğu şeyler her ne ise,  bağlantısı, yani; rabıtası da onunla ilgilidir.

Peygamber(s.a.v.) Efendimiz alimler hakkında buyurdular ki:
-“Alim ölse bile diridir, cahil diri olsa bile ölüdür.”
 -“İlim ibadetten üstündür.” 
Peygamber (s.a.v) Efendimiz; (Zikrü’s-sàlihîne keffâretü’z-zünûb) (Deylemi)
-” Salihlerin anılması günahlara keffarettir. “diye buyurdu.
-” Peygamberleri anmak, hatırlamak ibadettir. (Deylemi)”
-” Âlimin yüzüne bakmak ibadettir.” (Ebu Davud)
-” Âlim ile oturmak, yüzüne bakmak ibadettir.” (Hâkim)
İmam Caferi Sadık (k.s.) hazretlerine; “Âlimin yüzüne bakmak ibadettir.” hadisi şerifi sorulduğunda şöyle açıklamada bulunmuşlardır: “Bundan maksat, kendisine bakıldığında sana Allah’ı ve ahireti hatırlatan alimdir. Bunun tersi olan kimseye bakmak fitne ve sapıklıktır.” 
    Kişi sevdiğini çok hatırlar” hadisi şerifince bir kimse, neyi çok seviyorsa veya nelerden aşırı korkuyorsa, onlara gönlünü daha çok rabtetmektedir. Veysel Karani (k.s.) hazretleri o yüksek mertebeye Rasulullahı çokca düşünerek yani rabıta ederek gelmiştir.  Çocuklarını seven bir anne baba onların geleceğine dair hayaller kurarak yaşamaktadır. Kişinin  sevgilisine olan rabıtası  onu,  sevgilisinin  hayalini daha çok düşünmeye ve onu gözünde dahada değerli kılmaya sevk edecektir. Allah’ı çok seven bir kimse de, O’nun sevdiği kimseler olan peygamberleri, evliyaları, Allah’ın emirlerini yapmayı, yasaklarından kaçınmayı rabıta edecektir.   Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim’i daha çok okuyup, buna göre yaşamını düzenleyecektir.

Rabıtanın ne durumda zararlı olacağı o kimsenin düştüğü düşünce durumuna bağlıdır.  Eğerki bir kimseye hased edilir veya kin beslenirse, bu haset ve kin o kimsenin gönlünde büyüyerek büyük bir düşmanlığa sebep olacaktır. İşte bu tür rabıtalar o kimseyi helake götürür. Allahın Rasulü şöyle haber verdiler:
-”Ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi hasette bir insandaki iyiliği yer yok eder.” (Buhari) Nihayet bu zararlı düşünceler,  o kimseyi kötü eylem yapmaya sevk eder.
Başkalarının malının felaketine ve namusuna taarruz etmeye rabıtalanan kimse, onlara sahib olmak  yolunda eyleme geçmek için fırsatlar kollayacaktır.

Sevgide aşırı gitmekte kişiyi helake götürür. Misal:
Tasavvuf yolunda şeyhini çok sevdiğini sanan nice kimseler, şeyhini övgüde haddi aşarak  şeyhine: “Benim şeyhim peygamberdir, hatta onlardan da üstündür. “derler veya,  haşa;” Allah benim şeyhimde tecelli etti, Ona tapıyorum artık.”  diyerek şirke düştüğünde, sonsuz azaba mazhar kalırlar.

       SORU: Bazı tarikatcılar; “Gavsımız elini üzerimizden çekse, bir saniye bile ayakta duramayız” gibi sözler ederler. Bu tür sözlerin doğruluğu nedir?

       CEVAP: Bu tür sözler, tasavvuf münkirlerinin ekmeğine yağ sürmekten, onlara malzeme vermekten  ve onların inkarını artırmaktan başka hiç bir şeye yaramaz. Allah bu tür sözleri söyleyen kimseleri islah etsin. Bunlar şeyhlerini övmekle ruhen yükselecekleri inancına saplanmış kimselerdir. Oysa ki, ruhani yükseliş İslam dinini doğru anlayıp öğrenmeye ve onun gereklerini ihlasla yapmaya bağlıdır. Bu gibi kimseler bilmeliler ki Alem ancak, Allahu Tealanın tasarrufundadır. Gavs veya Kutup ise, sadece vesiledir. Bu durumdan durum çıkarmaya çalışan bazı sefihler ise, kısa akılları ile bu tür sözlerden cesaret alarak gavs veya kutubların vesile olacağını inkar ederek tepinirler. Yüce Allah’ın her şeyi bir sebebe bağlı olarak yarattığından bihaberdir bu gafiller. Allahu Teala bizleri, vesileleri inkar eden aklı kıt bu sapıklardan muhafaza kılsın.

Rabıta, Allah’ın rızasına kalbi rabtetmektir. Büyük Nakşibendi mürşidlerinin beyanına göre RABITA üç aşamada gerçekleşmesi mümkün görülmektedir.

 1- Ölüm Rabıtası Yapmak:  Kalbi Allah’ın razı olmadığı şeylerden temizlemek için “Lezzetleri kesen ölümü çok hatırlayınız” hadis-i şerifinin gereğince, kalbi muhabbetullaha hazırlamak aşamsıdır…

2- Mürşid Rabıtasıdır: Kalbi Huzur rabıtasına hazırlamak için bir aşamadır. Bu rabıtada dikkat edilmesi gereken en önemli husus, rabıta yapılan kişinin  amaç edinilmemesidir. O bir vesiledir. İnsana her fayda Allahu Teala’dandır. Ancak vesileyi de yok saymak gaflettir. Zira, Allah susuzluğu gidermek için suyu yaratmıştır. Birileri “Susuzluğu da gideren Allah’tır. Ben şimdi ne diye su içmeliyim?” deyip su içmekten vazgeçerse, Allah onu susuzluktan öldürür. Allah’ın feyz ve nurundan yararlanmak isteyen kimse de büyük velileri vesile etmedikçe manevi susuzluğunu gideremez.
Mürşid rabıtası her “Ben mürşidim” diyen kimseye değil, nefsi merziye makamına ermiş, farz ve sünnetleri tam uygulayan haramları ve mekruhları terk etmiş, mübahların bile bazılarını terk etmiş, müşahedesi Allahu Teala’nın zati nurlarına ermiş bir kimseye yapılır. Bu zamanda böyle bir mürşid, nerede ne kadar bulunur? Böylesi bir mürşid:  “Onlar görüldüğünde Allah’ı hatırlatırlar” hadis-i şerifine uygun gelen kimselerdir.  Böyle bir Allah dostu ermiş kişiyi Allah için sevenin kalbine Allah’ın nurları tecelli eder.  Allahu Teala onun sebebiyle aşağı huyların sahibi talibin kalbindeki kötülükleri temizleyip ilahi nurların  mazharı olacak bir ayna haline getirir. Güneşin ışığının doğrudan ulaşamadığı karanlık yere,  ışığın  aynalar vasıtası ile götürülmesi gibidir. Günümüzde radyo,  televizyon ve cep telefonlarının  görüntülerini aracılar vasıtası ile alması da buna bir örnektir. Ne zaman ki bu alıcılar vericilerden doğrudan alma gücüne sahip olurlarsa işte o zaman mürşidin aracılığı aradan çıkar. Burada ismi anılan aracılıktan kasdımız şudur; mürşid-i mükemmilin Allahın,  Rasulune yansıttığı ilahi nurlarını  müride yansıtmada aynalık görevi yapmasıdır.

Şeyh Ebû Turab (k.s.) hazretleri bir müride
-”Gel Bayezid-i Bistami’yi ziyarete gidelim” dediğinde, mürid O’na :
-”Ben gelmiyorum. Var sen git. Zira ben günde Allah’ın nurlarını 70 defa müşahede ediyorum” der.
Şeyh Ebu Turab ona:
-”Beyazid’i bir kez görmen, senin 70 kez müşahedenden daha hayırlıdır”
deyince mürid ;
-”O halde hemen gidelim “der.
Her ikisi de yola çıkarlar ve yolda Bayezid’le karşılaşırlar. Mürid gerçekten Bayezid-i Bestami hazretlerinin bakışları karşısında bir haykırış kopararak vefat eder. Şeyh Ebu Turab Bayezid’e
-”Ne yaptın adamı öldürdün” der. O şöyle cevap verir:

-” O mürid daha önce kendi gözünden İlahi isimlerin nurlarının  zıllarını(Yani nurların gölgelerini) görüyordu. Bizi görünce Zat-ı İlahinin nurlarının bizim yüzümüzde yansıdığını görünce O,  buna dayanmayarak   vefat etti.”


 Sahabe efendilerimizin neden sair velilerden daha üstün olduğu hususunu buradan anlamış bulunuyoruz.. Çünki onlar İlahi nurları Rasulullah’ın tertemiz gönül aynasından yüzüne yansıtılan nurları seyrettikleri için , onların müşahedeleri ve imanlarının yakinleri başkalarınınkinden daha üstün olmuştu.

Şu da biline ki bir kimse mürşit de olsa,  zamanın ğavsül azamı da olsa,  Muhammed alehisselamın aracılığı olmadan Allahu Teala’dan feyz alamaz. Yani bir kimse Muhammed aleyhisselama tabii olmadıkça asla yol alamaz. Çünkü bu husus Kur’an’ın;”Allaha ve Rasulüne tabi olunuz” mealindeki ayetiyle belirtilmektedir.
Allahu Teala vesile hakkında buyuruyor ki, mealen:
-”Ey inananlar, Allah’tan korkun, O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz.” (Maide-35)
Saadeti Ebediye ilmihali’nde bu ayeti kerimenin açıklaması şöyledir:
“Etkisi kesin olan sebeplere yapışmak farzdır. Mesela, Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavuşmak için, dine uymak ve dua etmek emrolundu. Diğer sebepler ve tesirleri açıkça bildirilmediği için, bunlara uymak sünnet oldu.

Peygamberlerin ve Evliyanın ruhlarından ve ilaçlardan şifa beklemek ve dertlerden, belalardan kurtulmak için bunları vesile yapmak sünnet oldu. Mezhepsizler, bu sünnete şirk, küfür diyerek, âyet-i kerimeye zıt konuşuyorlar. Evliya, enbiya yaratıcı değildir. Allahü teâlâ, istenilen şeyi onların hürmetine yaratır. Yani onlar vesiledir, sebeptir.

Cenab-ı Hak, her şeyi yoktan yarattığı halde, yaratmasına bazı şeyleri sebep kılmıştır. Mesela Hazret-i Âdem’i ana-babasız yaratmış; fakat çamuru vesile kılmıştır. Bütün çocukları yaratan da Allahü teâlâdır. Fakat çocukların yaratılması için, ana-babayı vesile kılmıştır. Hazret-i Âdem’i yarattığı gibi, bütün insanları da ana-babasız yaratabilirdi. Fakat ana-babayı vesile kılmıştır. Onun âdeti böyledir. “

Mürşid rabıtasının faydalarına gelince; bir kimse çok güzel bir tatil yerini hayal etse, bir şekilde orada yaşamışcasına rahatlar. Aynı kişi cezaevini tefekkür etse veya çok sıkıntılı bir yeri tahayyül etse o vakitte ruhen o sıkıntının içerisine girmişcesine bunalmaya başlar. Bir kimse aç olduğu zaman çok sevdiği yemekleri düşününce karnı doymaz, ancak iştahı artar. Mürşid rabıtası yapmakla  ibadet yapma sorumluluğundan kurtulunmaz, ancak ibadet yapma şevkinin  artmasına sebep olur.

3- Huzur Rabıtası: Allahu Teala’nın “Her nerede olursanız olun, Allah daima sizinledir.” beyanaı ile Allah’ın Rasulü Muhammed aleyhisselamın “Her nerde olursan ol, amellerin en faziletlisinin seninle beraber  olduğunu bilmendir.” beyanına göre kişinin rabıtası yani gönül bağı, kusursuz bir muhabbetle kalbinin Allah sevgisi ile dolması ve Allahu Tealayı kalbinde daimi olarak hatırlaması için  bu seviyeye gelmesidir. Diğer iki rabıtadan maksatta bu rabıtayı elde etmektir. Eğer ki neden ilk başta bu rabıta tavsiye edilmiyor denilirse, buna verilecek cevab şudur; Bidayette yani işin başında bulunan mürid aşağılık sıfatlarla dolu olduğu için istensede bu rabıtaya yatkınlık gösteremez. Bir işin çırağını ele alırsak, çırak başlangıçta ne kadar yetenekli olursa olsun, o yapacağı iş hususunda oldukça beceriksizdir. Dolaysı ile eline verilen çok kıymetli bir elmastan bir süs eşyası yapması ne kadar mümkündür? Hatta bu çırağın  o ham maddeyi telef etme durumuda söz konusu olabilir.

Kısacası şu iyi bilinmeli ki, insanın kurtuluşunun sebebi  olan, daimi zikir hali olan huzur rabıtasına ölüm ve mürşid rabıtaları, sporda ısındırma hareketleri gibidir ki amaç değil, Allah’ı daimi zikir olan Huzur Rabıtasına ermek için araçtır. Allahu Teala “Elâ bizikrillahi  tetmeinnil kulûb.” ayeti ile kalblerin ancak ve ancak Allahu Teala’yı çok hatırlaması ile tatmin olacağını ve huzura ereceğini beyan etmiştir.

Her rabıta masum değil, her yapılan rabıtada şirk değildir. Eğer bir kimsenin amacı Allah İçin,  Allah’ı sevenleri Allah için sevmek ise,  Rasullullah(s.a.v.) efendimizin;
- “Hubbi fillah buğdi fillah” hadis-i şeriflerinin manasını anlamış demektir.
Bir nasipsiz bu yapılanlara şirk, bunu yapanlara da müşrik diyorsa, Rasulullah’ın;
- “La ilahe illlallah ehlini tekfir etmeyiniz, aksi durumda tekfir edilen kimsede o sıfat yoksa, tekfir eden kise kafir olur. “ mealindeki hadis-i şeriflerine bilerek veya bilmeyerek muhalefet etmiş demektir.

Allah’tan başakasını düşünmek, yani rabıta etmek  şirk olsaydı, bu tür sözleri ve fetvaları veren kimseler de  müşrik olmaktan kendilerini kurtaramazlardı. Çünkü  bunlarda kadınlarını, çocuklarını, dostlarını seviyorlar ve günde bir çok kez bunları hatırlıyorlardır. Şu halde her rabıta, yani düşünce şirk ise, bu kimselerde müşriktir. Bunları kendilerini Allah’tan başkalarını düşünmekten nasıl koruyabiliyorlar? Bunlar da analarını babalarını karılarını ve çocuklarını en az herkes kadar sevmektedir. Bu nasipsizler sevgi konusun da Allahın Rasulünün şu ifadelerini anlamış olsalardı bu vahim duruma düşmezlerdi.

Allahın Rasulü (s.a.v.)
-“Bir kimse beni yaratılanlar içinde herkesten daha fazla sevmedikçe imanı kemale ermemiştir” diye buyurduklarında, Hazreti Ömer (r.a.);
“Ya Rasulullah ben seni kendim hariç  evladımdan ve  malımdan  daha çok seviyorum “dedi.
Bunun üzerine Allahın Rasulü;
-” Olmadı ya Ömer, imanın henüz kemale ermedi. Zira bir kimse beni kendisinden de daha fazla sevmedikçe imanı kemale ermemiştir.”  diye buyurdu.
Bunu üzerine Ömer (r.a.) hazretleri;
Seni kendi nefsimden de daha fazla sevdim ya Rasulullah” deyince, Allahın Rasulü;
- “Şimdi imanın kemale erdi ey Ömer” dedi.

Bu hadis-i Şerif sahih bir hadistir. Gerçi Allahu Tealaya sonsuz hamdü senalar olsun Ehli Sünnet Alimlerinin hiç birisi kitablarına uyduruk hadisleri yazmadıkları bir gerçektir. Bu sarsılmaz inancı bozmaya hiç bir dalalet ehlinin gücü yetmemiştir ve Allah’ın inayeti ilede yetmeyecektir de…

Konumuza gelelim. Bu hadisi şerifte ” çoluğunuzu çocuğunuzu sevmeyeceksiniz”  denilmiyor.  ” Onlardan daha fazla sevmedikçe “ deniliyor. İşte imani konuda bu mü’minler için bir ölçüdür.

Rabıtanın, yani gönül bağının  bir çok çeşidi bulunmaktadır. Bunlardan bazılarını:

1- Paraya, mala mülke yapılan rabıta:  Bu tür rabıtayı yapan insanlar amaçları çok para kazanmak olup dünyada çok lüks ve rahat yaşamaktır. Bunlardan bir kısmı hayallerine erdikleri gün hiç de huzurlu ve rahat olamazlar. Bulundukları konumu korumak için bir ömür boyu huzursuz kalırlar.

2- Sevgiliye yapılan rabıta: Bu tür rabıta çoğunlukla gençlikte yapılır. Erkek veya kadının yaptığı bu rabıta,  ya evlilikle sonlanır veya hüsranla devam eder veya biter. Devam edenlerinki, “Ah işte onunla evlenseydim bir ömür boyu mutlu olurdum.” derler. Bunun boş bir hayalden ibaret olduğu,  diğer kavuşan aşıklardan bellidir.

3- Çocuklara yapılan rabıta: Bu da çocukların büyümesi ile sonlanır. Ya hüzünle biter veya fani bir mutlulukla sonlanır.  Çocuklar kişinin umduğu gibi olamazlarsa, bu rabıta hüsranla biter. Umulan gibi veya daha da ötesi bir durum olursa, kendisini ölümün bozacağı fani bir mutluluğu yakalamış olur.

 4- Her türlü oyun,  eğlence, iş ve  çalışmaya olan rabıtadır:  Bunlar meşru sınırlar içinde kaldığı süre içerisinde sıcak havada yolculuk yapanların su kenarındaki gölgeliklerde biraz serinlemesi gibidir ki, işi fazla uzatırlarsa o durumda,  esas varılacak olan yerden mahrum kalmak gibi bir tehlike söz konusu olur.

5- Kötü alışkanlıklara olan rabıta: Bunlar içki, kumar, her türlü meşru olmayan  yollar ile mutlu olduğunu sananlardır. Bu kimseler elindeki zehiri içerken keyiflenerek ölen ve sonsuz karanlığa yavaş yavaş gömülenlerdir. Bunların kefaretleri; kötülüğün yerini iyliklerle doldurmadıkları sürece asla bu fena alışkanlıklarını yenemezler. Çivi çiviyi söker. Nitekim Allah(c.c.) Kur’an-ı Kerim’de mealen” Muhakkak iyilikler kötülükleri siler.” diye beyan etmektedir. Kişi elindeki fırsat bardağını iyiliklerle doldurmazsa, onu rüzgarın sürüklediği çer çöp kısa zamanda dolduruverir.

6- İbadette rabıta: Bu kendi içinde ikiye ayrılır. Allah’ın rızasına rabıta etmek (kalbi bağlamak) ve Allah’ın yolundan sapıldığı halde ibadet ettiğini sanarak şeytana rabıta etmektir.

RABITA NE ZAMAN ŞİRK OLUR ?
Allah korusun, bir kimse rabıta ettiği şeyhini ilahlaştırırsa veya onda ilahi bir güç olduğu inancına varır da ona dua eder ve bazı işlerinin meydana gelmesinde şeyhini -haşa- Allah’a ortak tutarsa; “şeyhim şu, şu işleri yaptı.” veya; “şeyhim bana şunları verdi” der, bu konuda şeyhini vesile bilmeyip o işin yaratanı bilirse ve öyle inanırsa, işte o zaman o kimse, şirk ve küfür bataklığına düşmüş olur.
         Ey Rabbimiz, bizi küfür ve şirkin her türlüsünden muhafaza eyle. Âmîn yâ mucibetdeavât bihurmeti seyyidil murselîn. (s.a.v.)

17 soru “Rabıta Şirk midir?

  1. Hocam, kimsenin bir eşyayı bir kadını düşünmesi şirk olmuyor. Çünkü onları düşünürken onlardan medet umulmuyor, ama düşünüp bir kişiden yardım istemek ilahi gücler olduğu için yardım etmesini ummak farklı oluyor, tabiki her düşünceye kötü, her düşünceye iyi diyemeyiz.
    Rabıta çok eski medeniyetlerde de olan bir iş,önemli olan bu işi insana faydalı nasıl kullanabilirliğimiz. Sıkıntı olmadan, malesef günümüzde rabıta şeklini uygularken kimi doğruyu yaparken kimiside yanlış yapıyor. İş bu yanlışlıkları düzeltmek, yoksa farz ve sünnet ibadeti değil ya. Keşke tarikat ritaratüllerini savunduğumuz kadar farz ve vacibe sünnete hassas olsak bu söz size değil, sakın yanlış anlama hocam, sizi biliyorum siz çok hassassınız ve önceliklerinizde önce farz, vacip, sünnettir. Başkaları için yazdım.

  2. BİR KİŞİ HER BİR İŞ YAPMADAN ÖNCE KURAN’I KERİMİ, SAYFALARI, AYETLERİ RABITA ETSE DÜŞÜNSE, KÖTÜLÜK YAPAMAZ ADALETLİ OLUR DÜŞÜNCESİYLE, RABITANIN NE OLDUĞUNU NE KADAR KUVVETLİ BİR İŞ OLDUĞUNU BİLMEKTEYİM. SADECE TARİKAT RİTUELLERİNDEN OLMADIĞINI DÜŞÜNÜYORUM. GENELDE RABITAYA TARİKATLER SAHİP ÇIKTIĞI İÇİN BAZILARI ÖN YARGILI BAKIP YANILABİLİRLER, AMA BU DEMEK DEĞİLKİ RABITA EDİLENİN SADECE MÜRŞİD OLACAĞI YOKSA FAYDA VERMİYCEĞİ,VS.GİBİ DÜŞÜNCELERİ AŞMAK LAZIM BENCE.

  3. HOCAM BU SÖZÜ MENSUP OLDUĞUMUZ TARİKAT ŞEYHİ SÖYLÜYOR DİYOR EN YAKINI,HEMDE 3 KERE VURGULAYARAK SİZE GÖNDERDİĞİM KISA VİDEODA,SİZDE ÇOK GÜZEL CEVAP VERDİNİZ YANİ ŞEYH DİYORSA BU NE DEMEK OLUYOR AŞAĞIDAKİ SORUNUN AYNISINI ŞEYH DİYOR ELİMİZİ ÇEKSEK 1 SANİYE AYAKTA DURAMAZSINIZ DEDİ DİYOR YARBAY ABİYE ANLATANDA HERHALDE ŞEMSETTİN BEKTAŞOĞLU
    SORU: Bazı tarikatcılar; “Gavsımız elini üzerimizden çekse, bir saniye bile ayakta duramayız” gibi sözler ederler. Bu tür sözlerin doğrulğu nedir?
    CEVAP: Bu tür sözler, tasavvuf münkirlerinin ekmeğine yağ sürmekten, onlara malzeme vermekten ve onların inkarını artırmaktan başka hiç bir şeye yaramaz. Allah bu tür sözleri söyleyen kimseleri islah etsin. Bunlar şeyhlerini övmekle ruhen yükselecekleri inancına saplanmış kimselerdir. Oysaki bunlar, ruhani yükselişin İslam dinini doğru anlayıp öğrenmeye ve onun gereklerini ihlasla yapmaya bağlı olduğundan bihaberdir. Bu gibi kimseler bilmeliler ki Alem ancak, Allahu Tealanın tasarrufundadır. Gavs veya Kutup ise, sadece vesiledir. Bu durumdan durum çıkarmaya çalışan bazı sefihler ise, kısa akılları ile bu tür sözlerden cesaret alarak gavs veya kutubların vesile olacağını inkar ederek tepinirler. Yüce Allah’ın her şeyi bir sebebe bağlı olarak yarattığından bihaberdir bu gafiller. Allahu Teala bizleri, vesileleri inkar eden aklı kıt bu sapıklardan muhafaza kılsın.

  4. muab bin umeyr’e cevaben:
    Bizim sitemiz de sahte tarikatlara ve sahte şeyhlere aman verilmez ve şirk içerikli yazılara da asla yer verilmez bundan müsterih olunuz. Ama birisi anlamadan bilmeden rabıtaya şirk derse o kimsenin kendisi de müşriktir. Zira insan olupta düşünmeyen var mıdır? Düşünen her insan her an birilerini rabıta ediyor demektir.

    • Sayın Mercan, rabıta yapabilmeniz için mürşitler silsilesi Peygamber Efendimize kadar kesintisiz uzanan kâmil(olgun) ve mükemmil (olgunlaştırıcı) bir mürşid bulup ona intisab etmeniz gerekir. Ondan sonra o mürşidin vereceği talimata göre rabıta yapabilirsiniz.

      • “Allah’ın feyz ve nurundan yararlanmak isteyen kimsede büyük velileri vesile etmedikçe manevi susuzluğunu gideremez.” demişsiniz.

        ..Biz ona şahdamarından daha yakınız. (Kaf, 16)

        Allah’ın bu ayetini inkar etmeyin. Kimse Allah’a ve O’nun nuruna erişmek için vesileye ihtiyaç duymaz.

        • Sezgin Bey siz bizim, RABITA ŞİRK MİDİR yazımızda; “Allah’ın feyz ve nurundan yararlanmak isteyen kimse de büyük velileri vesile etmedikçe manevi susuzluğunu gideremez.” dediğimizi demektesiniz… Evet aynen öyle demekteyiz. Vesileyi inkar etmek Maide Suresinin 35. ayetini bilmezlik demektir.
          Şu da biline ki bir kimse mürşit de olsa, zamanın ğavsül azamı da olsa, Muhammed alehisselamın aracılığı olmadan Allahu Teala’dan feyz alamaz. Yani bir kimse Muhammed aleyhisselama tabii olmadıkça asla yol alamaz. Çünkü bu husus Kur’an’ın; “Allaha ve Rasulüne tabi olunuz” mealindeki ayetiyle belirtilmektedir.
          Kur’an “vesile arayınız ” buyurmaktadır. O halde Rasulullah bu alemden göçtüğüne göre kim vesile edilecektir? Bunun cevabı Rasulullahın bir hadisi şerifinde belirtilen Kâmil ve mükemmil velilerdir. İşte o hadisi şerif: “El-Ulemâü verâsetün enbiyâ” Mealen; “Ulema peygamberlerin varisleridir” Bu durumda bir kimse mürşidi kamilleri vesile etmeden gerçek manada tasavvuf yolunda seyir ve sülük yapması imkansızdır.
          Dolaysı ile “vesile yok” diyen ve vesileyi inkar eden şu ayeti kerimeye ters düşmüş olur:
          -”Ey inananlar, Allah’tan korkun, O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz.” (Maide-35)
          Sayın Sezgin Bey siz; “Biz ona şahdamarından daha yakınız.” (Kaf-16) mealindeki ayete şu yorumu yapmaktasınız;
          “Allah’ın bu ayetini inkar etmeyin. Kimse Allah’a ve O’nun nuruna erişmek için vesileye ihtiyaç duymaz.” diyorsunuz.
          Siz kendi akıl ve mantığınıza göre Kur’an’ın bu ayetine yanlış anlam verip, vesileyi inkar ederek Maide Suresi 35. ayetine ters düşmektesiniz.
          Kaf Suersi 16. ayetine gelince, Allahu Tealanın yakınlığı manevidir. Eğer bir kimse buna mesafe olarak inanıyorsa küfre girmiştir. Zira Allah mekandan münezzehtir. Manevi yakınlığa gelince, Allah’ın rahmetine herkes aynı yakınlıkta olmadığı gibi feyz ve nuruna da herkes aynı yakınlıkta değildir.

          • Sezgin bey yanlış anlamamış, siz yanlış yazmış olmalısınız.İşte bahsedilen yazınız: ………………………………………………………..

  5. Sayın İhsan Bey, size teşekkür ederiz. İlgili yorumda oluşan hata sizin hatırlatmanız vesilesi ile düzeltildi. Arzu ederseniz; “20 Kasım 2013 – 18:36 tarihli yorumu tekrar okuyabilirsiniz.
    Herkese hidayet Allahu tealadandır. Kul kula vesiledir. Selam ve sıhhat üzere olasınız.

  6. -” Salihlerin anılması günahlara keffarettir. “diye buyurdu.
    bu hadis nerde geçiyor delil verebilirmisiniz?

  7. MAİDE SÜRESİ 3 AYET :”Ölmüş hayvan, kan, domuz eti ve Allah’tan başkasının adına boğazlanan (kesilen), boğularak, vurularak, yüksek bir yerden yuvarlanarak veya boynuzlanarak ölen ve de yırtıcı hayvan tarafından parçalanıp yenen hayvan (ölmeden kesilmesi hariç) ve putlar adına boğazlanan hayvanlar ve fal okları ile kısmet aramanız size haram kılındı. İşte bunlar fısktır. Bugün kâfirler sizi dîninizden döndüremedikleri için yeise kapıldılar. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. BUGÜN sizin dîninizi kemâle ERDİRDİM. Ve üzerinizdeki ni’metimi tamamladım. Sizin için dîn olarak İslâm’dan razı OLDUM. Artık kim açlık tehlikesiyle, günaha meyl etmeksizin zarurette (yemek zorunda) kalırsa, muhakkak ki Allah gafûrdur, rahîmdir..”
    Ayeti kerimenin bazı kelimelerini büyük harfle belirtmeye çalıştım islam bize tertemiz geldi eksiksiz geldi ve eklenilmesi gereken hiçbirşeye ihiyaçta duyulmadı çünkü… peygamber efendimiz s.a.v söyle buyuruyor: faydanıza olabilecek herşeyi sizlere bildirdim… MAİDE SÜRESİ: Allah Celle ve şöyle buyuruyor:
    “Allah a ulaşmak için vesileler arayın ve Allah yolunda cihat edinki kurtuluşa eresiniz…” bu ayetin tefsirinİ İBN KESİR ÇOK GÜZEL AÇIKLIYOR OKUMANIZI TAVSİYE EDERİM..
    rabıta da olan haller arkadaşlar kapatın gözlerinizi yani sufiler gözlerinizi sakın açmayın şeyhin ruhaniyeti gelir ona göre… bizler şeyhlere iman ediyoruz çünkü biz ehli sünnet ve-l cemaatiz ama bu bid’at çı taifelerden de uzağız elhamdülillah…

    • Sayın Ali Bey tam olarak fikrinizi açıklamamışsınız. Net fikriniz nedir onu yazınız lütfen.

  8. hayırlı günler ders veren bir cemaat ablasının ilmimizi üstazımıza emanet edelim demesi ne kadar doğru bir de herşeyde önce Rabbimizin ve Peygamber (SAV) efendimiz yerine üstazımız denilmesi doğrumu lütfen cevap verirseniz çok sevinirim kafam çok karıştı

    • Sayın Melek Hanım. “İlmimizi üstadımıza (yani; hocamıza) emanet edelim” sözü müminleri manen uyutmak manasını taşır..
      Allahu Teala kimseyi kimsenin günahı ile cezalandırmayacaktır. Herkes kendi yaptığından sorumlu olacaktır. Kur’an “etîullâhe ve etîurrasûl” (ALLAHA VE RASULÜNE İTAAT EDİNİZ” buyurmaktadır. Bu sebeple bir mümin Allah ve Rasulünden başkasına şartsız itaat edemez.. Mutlak teslimiyet bu ayet gereği Allah’a ve Rasulünedir.
      Üstad sadece bir vesiledir. Hakkı öğrettiği sürece ona itaat edilir. değilse edilmez.Allah kendi ismini ziktermemizi emretmiştir. Rasulüne ise salavat getirmeyi emretmiştir. Bunların dışındaki beyhudedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Login