NEFSİN YEDİ DERECESİ

ŞEYTAN CEHENNEMDENefis Nedir?
İnsanın imtihanı için yaratılan nefis, Kur’an-ı Kerimin Fecr suresinde belirtildiği gibi Kur’an’ın ; “İrciî” hitabının mazharı olan nefistir. Bu nefis, Müslüman olmadan önce emmare, Müslüman olunca levvâme ve mülhime, inancı kemale erince  mutmeinne, Allah’tan razı olunca râziye, Allah kendisinden razı olduğunda ise merzıye ve sâfiye derecelerine yükselen nefistir. Bu nefis insana, insanın kemale ermesi için imtihan aracı olarak verilmiştir. Nefis verilmemiş olsaydı insan melekler gibi yaratıldığı seviyede kalır asla yükseleme olmaz, düşüş de olmazdı. Bu sebepledir ki Hak Teala Zariyat suresinde “Ben cinleri ve insanları ancak; bana kulluk yapsınlar diye yarattım.”  buyurmuştur. Bu hitabın içinde meleklerin ve hayvanların geçmemesi onların imtihan edilmediğini göstermektedir. İş bu nefsin 7 derecesi bulunmaktadır:

1. Nefs-i Emmare: Nefsi bu mertebede olan kimsenin nefsi Hakk’ı inkar eden, sürekli kötülüğü arzulama konumundadır. Bu emmare nefis, kâfir ve münafıkların nefsidir. Emmare mertebesi nefsin zulmette yani; karanlıkta bulunduğu makamıdır ki, o makam sırf kötü ahlakın menbaıdır. Kur’an’da  Yusuf Sûresi’nde;
“Şüphesiz ki nefs, kötülüğü son derece emredicidir.” (Yusuf, 53) şeklinde izah edilmiştir.
Bu makamda olan kimselerde vesvese bulunmaz. Nefsi bu makamda olanlarda cehennem korkusu yoktur. Bu tür kimseler Allah’tan başka her şeyden korkarlar. En büyük korku ve nefretleri ölümdür. Sevgileri nefisleri içindir.

2. Nefs-i Levvame: Pişman olup kendini kötüleyen nefis demektir. Nefs-i natıkanın, Nur ile zulmetin karışık olduğu durumudur ki, o makamda Nefs Levvamedir. Kur’an’da :
“Pişmanlık duyan nefse (nefs-i Levvâmeye) yemin ederim ki, “ (el-Kıyame, 75/ 2).
Nefsi bu aşamada olan kimselerde az da olsa ahirette hesap verme korkusu vardır. Bu gibi kimseler ölüye gider ağlar düğüne gider köçek çalarlar. Kâh bir Müslüman, kâh bir münkir gibi olurlar. Müslümanların büyük günah işleyenlerin nefsi bu türdendir. Bunlarda da ölüm korkusu çok, hesap verme korkusu çok azdır.

3. Nefs-i Mülhime: Esrar (sırlar) makamı olup nefs-i natıka, o makamda Mülhimedir. Kur’an’da:
-“Fe elhemehâ fucûrehâ ve takvâhâ.” ve
Sonra ona (nefse) fücurunu ve takvasını ilham etti.” (91/ŞEMS-8:)
Nefsi bu aşamada olanlar Müslümanların Salihleridir. Bunlardaki ölüm korkusu hesap zor vermek korkusudur. Bunlar helale ve harama dikkat eden kimselerdir.

4. Nefs-i Mutmeinne: Olgunluk makamı olup nefs-i natıka, o makamda Mutmeinnedir. Kur’an’da Cenab-ı Hak buyuruyor ki, mealen : “Ya eyyetühen-nefsül-mutmainne…” “Ey itminana ermiş nefs!”

5. Nefs-i Razıye: Vuslat (kavuşma) makamı olup nefs-i natıka,   o makamda  RAZİYYE adını alır. Kur’an’da:
“İrciî ilâ rabbiki râdıyeteh” 

Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak” (89/FECR-28)
Bu aşamada Allahu teala henüz nefisten razı olmamış, sadece nefis Allah’tan razı olmuştur.

6. Nefs-i Merdıye: Fiillerin tecelli ediş makamı olup nefs-i natıka, o makamda MARZİYYE adını alır. Kur’an’da: “İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).
Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!” (89/FECR-28)
İşte bu mertebe peygamber olmayan kulların yükselebileceği en ulvi mertebelerdendir. Bu makam İlahi İsim ve sıfat nurlarının görüldüğü ve Zat-ı İlahinin nurlarının tecelli şimşek gibi çakıp kaybolduğu makamdır.  Bu mertebede nefis, Allah’tan razıdır Allahu teala da o nefisten razıdır.
Bu mertebenin büyüklerine ölüm bir yok oluş değil bir vuslattır, bir şeb-i aruzdur.

7. Nefs-i Kâmile veya Safiye: Bu nefis, Peygamberlerden her birinin ve Evliyanın en seçkinlerinin nefsi olup nefs-i natıka, o makamda SAFİYYE adını alır. Bu mertebede bulunan büyüklerin gönlüne Zat-ı İlahinin nurları şimşek gibi çakıp sönmez, her an tecelli eder…
Kur’an’da:
Ve yük taşıyan birisi (bir günahkâr) başka birinin yükünü (günahını) yüklenmez. Eğer ağır yüklü kimse, onu (günahlarını) yüklenmeye (başkasını) çağırsa bile ondan hiçbir şey yükletilmez, onun yakını olsa dahi. Sen ancak gaybte Rabbine huşû duyanları ve namazı ikame edenleri uyarırsın. Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş Allah’adır.  (35/FÂTIR-18)

N E F İ S   T E R B İ Y E S İ :

Muhbiri Sadıktan yani; Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimizden rivayet edildiğine göre,  Allahu Teala nefsi yarattığında nefse:
-” Ben kimim” diye sorar. Nefs:
-” Ya ben kimim” diye cevap verir. Bunun üzerine Allah meleklerine emreder, nefse bin yıl azab ederler. Nefs, daha sonra  aynı soruya aynı cevabı verince, Allah nefsi bin yıl aç bırakır. Bundan sonra Allahu Teala aynı soruyu tekrar sorar:
– “Ben kimim? diye sorduğunda , nefis: “Entellezî lâ ilâhe illâ ente” (Sen ki, Senden başka ilah olmayan bir Zâtsın) der. Nefs böylece açlığa dayanamayarak Rabbini tanır.

Büyük mutasavvıf İmamı Rabbani hazretlerine göre burada kast edilen açlık bazı cahil mutasavvıfların anladığı gibi yalnızca yeme ve içmeyi kesmek değildir. İmamı Rabbani hazretleri Hindu ve Budist rahiplerinin de çok uzun süreli aç ve susuz kalmakta olduklarını ve onların eline geçen sadece nefsin sefası olduğunu belirtmektedir. Hazreti İmam Mektubat’ta nefsi aç bırakmakta kast edilen şeyin, nefsin istediklerini yapmamak ve istemediklerini yapmak olduğunu ve nefsi dize getirmenin en bariz yolun ise, sünnete uygun yaşamak ve kalbi masivadan (mahlukat sevgisinden) temizlemekle olacağını belirtmişlerdir.

Tasavvuf ehli zatların her birinin kendilerine göre nefsi terbiye metotları vardır. Bunlardan nefis yolu tarikat şeyhleri nefsi aç, susuz ve çeşitli zevklerden mahrum bırakmak olan terbiye yolunu seçmişlerdir.  Ruh yolu tarikat pirleri ise, nefsi terbiyede sünnetlere tam ittiba ile birlikte kalbi Allah sevgisinden başkasının sevgisinden temizleme yolunu seçmişlerdir.. Her iki yolda da gaye ve maksut Nefsi merzıye derecesine ermektir. Yani; Allah’ın razı olduğu kul olabilmektir.

 

 


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

7 soru “NEFSİN YEDİ DERECESİ

  1. üstad bediüzzamanın ifadesiyle şah ı nakşibend gibi zatların lisanı ve tad alma duygusu sadece mideye bakmıyor.kalbe ruha bakan bir makamı var.lezzeti şükür için isterler ve tadarlar.zaten o zaman problem yok.rabbimin nimetlerini israf etmeden tadalım tartalım ki esmayı kalben daha iyi zevk edelim tanıyalım ve şükredelim inşaallah

  2. “İmamı Rabbani hazretleri Hindu ve Budist rahiplerinin de çok uzun süreli aç ve susuz kalmakta olduklarını ve onların eline geçen sadece nefsin sefası olduğunu belirtmektedir.”

    İmamı Rabbani darılmasın da, biraz cahilmiş.

    • Bay Ernosto! Siz hangi ilminizle İmamı Rabbani hazretlerinin biraz cahil olduğu kanısına vardınız? Siz bu zavallı çıkışınızla, İmamı Rabbani hazretlerini değil anlamak, onun yazdıklarını dahi anlayamayacak kadar zır cahil olduğunuzu ifade etmişsiniz..

    • Bu işler derin mesele Ernesto.! Senin gibi kıroların kafası almaz.. Zayıflamak için diyet yapanlar cahil olmuyorda senin gibi adamlar böyle adamlara cahil diyor. Asıl cahil sizsiniz, siz bunu anlayamazsınız!!!

    • İmamı Rabbani hazretleri doğru söylemiş. İslamda ölçü niyettir. Mümin Allah rızası için niyetini düzgün tutmalı. Bugün siz bir iki ay bir süreyle kendinizi bir odaya kapatsanız ve o süre içerisinde çok az yiyip, çok az uyusanız ve kendinizi çevreden izole etseniz bir takım haller yaşamaya başlarsınız (halisünasyon başlar sizde) ama bu halin ne size ne de başkasına hayrı olur. Bir de nefisle olan mücadelede yine nefis kendisine pay çıkarıp kişiyi ucuba düşürebilir. Ruh yalnızca zikirle terakki eder. Kişi çok defa kendi durumunun ayırdında bile olmayabilir. Bir kişinin kendi kendine nefsini tezkiye etmesi mümkün değil. Kişi kendini ameliyat yapabilir mi kişi ? Kamil bir mürşid gerekir.