Namaz Kılmak Olgun Mümine Zor Gelmez

Namaz, müminin miracıdır. Olgun mümine ayet- ey mutmeinne olmuş nefis
namaz kılmak sevinçtir, aşktır muhabbettir.

SORU: Namazda huşuyu yakalamak için nelere dikkat etmeli?
CEVAP:
Namazda huşuyu yakalamak için şunlara dikkat etmelidir:
Huzuru kalb: Okuduğunu düşünmek.
Tefehhüm: Okuduğunu anlamak.
Tazim: Saygı.
Heybet: Saygı ile korkmak.
Reca: Ümit.
Hayâ: Utanma.

Şimdi Bunları Açıklayalım:
Huzuru kalb: Meşgul olduğunu, okuduğunu düşünmek, dünya işlerinden kalbi ayırmak, tamamen meşgul olduğu işe, okuduğu Kur’an’a kalbini bağlamaktır. Gönül başka düşüncelerden ayrılır, yaptığı işten gaflet etmez ve yalnız onu düşünürse, o zaman huzuru kalb hasıl olur.
Tefehhüm: Okuduğunu düşünüp anlamaktır. Çok kere kalb, söz ile hazır olur, fakat manasını düşünmez. Büyük zatların namaz esnasında anladığı öyle latif manalar olur ki, başka zaman hatırlarına bile gelmez, işte böyle kılınan namaz, her çeşit kötülükten alıkoyar. [Namaz kılarken okuduğunu anlamak lazım değildir. Ancak manasını biliyorsa, anlamaya çalışmalı. Yahut manasını bildiği sure ve âyetleri okumak daha uygun olur.]
Tazim: Bir âmir, mahiyetindekine bir şey emreder, o da, kalbi huzur içinde emredileni anlayıp yapsa da saygı duymayabilir. Onun için saygı tefehhümden sonra gelir. Yani Allahü teâlânın emrini saygı duyarak yapmak gerekir.
Heybet: Bu da tazimden sonra meydana gelen bir korkudur. Bu korku, yılandan, çıyandan korkmaktan farklıdır. Bu Allahü teâlânın sevgisini kaybetmekten meydana gelen bir korkudur.
Reca: Sevap beklemek demektir. Allahü teâlânın nimetlerini, rahmetinin bolluğunu, namaz kılanlara Cenneti söz verdiğini ve verdiği sözde durduğunu bilmektir. İnsan padişaha saygı gösterip korksa da bir mükafat beklemez. Halbuki Allah’ın azabından korktuğu halde, kıldığı namazdan sevap umar.
Hayâ: Kusurunu bilip, Allah’tan utanarak, namazı kusursuz kılmaya çalışmak gerekir. Namazda Allahü teâlâya karşı saygılı olabilmek için, Onun azamet ve celalini bilmesi, kendisini de, hakir, zelil ve Allahü teâlânın emrine boyun eğen adi bir kul olduğunu düşünmesi gerekir. Onun azametini bilmeyen veya inanmayan kimse Ona gerekli saygıyı gösteremez. Allah’a imanı daha parlak, daha kuvvetli olanın huşuu da kuvvetli olur. Hazret-i Âişe validemiz, (Resulullah bizimle konuşur, gülerdi. Ama namaz vakti gelince adeta bizi tanımazdı) buyurmuştur.
Namaz kılarken eğer kalbin namazda değilse, boş durmuyor; mutlaka dünyalık bir şey düşünüyordur. İnsan sevdiği şeyi çok düşünür. Bunun için Allah’tan başkasını seven kimse, namazda sevdiklerini düşünür, Allah’ı hatırlaması zor olur, namazda bile gaflet içinde olur.
Allahü teâlâ ne kadar iyi bilinirse, haşyet ve heybeti de o nispette artar. Hak teâlâ, Musa aleyhisselama, (Ya Musa! Beni andığın zaman vücudun titresin, huşu ve itminan içinde bulun. Dilin beni anarken kalbin başka yerde olmasın, aciz bir kulun efendisinin huzurunda durduğu gibi dur) diye vahyetmiştir.
Demek ki namaz kılarken gafletten uzak durmaya çalışmalıdır. Büyük zatlardan bazıları o derece huzur içinde namaz kılardı ki, safta dururken sağ ve solundakilerin kim olduğunu bilmezdi. [Hazret-i Ali’nin ayağına ok batınca, namazda çıkartılması hadisesi meşhurdur.]
Eshab-ı kiram, (İnsanlar kıyamette dünyadaki namazlarında gösterdikleri huzur, sükun ve namazdan aldıkları lezzet ölçüsünde haşr olurlar) buyururlardı.
SORU: “Bazı kimseler namaz kılmalarına karşın namazdan haz alamadıklarını söylerler.
Bunun sebebi nedir?

CEVAP:
Bir kere her mümin şunu bilmesi gerekir ki, hiç bir ibadet zevk almak için yapılmaz. İbadetlerden zevk alamamak ibadetlerin kabul edilmediğini de göstermez. Kılınan namazlarda huşu ve hudu yok ise bunun tek sebebi vardır. O da nefsi emmaredir(kötülüğü emreden nefis). .  Namaz ve sair ibadetlerin insana ağır gelmesi, insanın içindeki “BEN” sandığı ama, kendisinin dışında bir başka “BEN” olan nefsi emmaredir.

Nefsi emmare çok ağır bir hastaya benzer. Çok ağır hastaya en güzel yiyecekler ve içecekler verilse dahi onun midesi yine de bunu kaldıramaz. Ne yese, ne içse fayda değil, sadece zarar verir. Hasta olan bir kimsenin önce hastalığından kurtulması lazımdır ki sonra ona yedikleri içtikleri yarar sağlayabilsin. Bunun gibi hasta olan nefsi emareyi de ancak, Allah rızası için yapılan ibadetler tedavi eder.
İnsanın hasta olan nefsi emmaresi ancak; tedavi gördükten sonra kişi ibadetlerden haz almaya başlar. Nefsi emarenin tedavisi ise ilim, amel ve ihlas ile yapılan ibadetlerle mümkündür.
Müminleri irşad eden bir kimsenin tedavisinin içinde ilim, amel ve ihlas yoksa diğer yan tedaviler olan zikir ve diğer nafile ibadetler fayda sağlamaz hatta hastalığı arttırır.
Bunlar olmadan nefsi emmarenin tedavisi ancak oyalanmadır.

N O T :
İlimden maksat; Ehli sünnet itikadını öğrenmek ve onun kolları olan dört hak mezhepten birisine tabi olmaktır. Zira Peygamberimizin(salat ve selam olsun ona) ve eshabının(radıyallahu anhum) yolu olan Ehli Sünnet yoluna tabi olmadan velilik mertebesine yükselen hiç bir veliye tarih şahit olmamıştır.
Amel; öğrendiği bu ilme uygun amel etmektir.
İhlas; bütün bunları maddi ve manevi bir çıkar için değil, sırf Allah rızası için yapmaktır.
Abdullah Bekir (İslam Dergisi Yönetmeni).

Allahu Tealanın, “Muhakkak ki namaz en büyük zikirdir” diye buyurduğu, Rasulullahın da, “Namaz müminin miracıdır”  diye buyurduğu namaz, bir kimseye niçin zor gelir?
Miraç, cennetleri temaşa edip Hakkın huzuruna çıkmaktır.
Namazın müminin miracı olması ise, Allah rızası için kılınan bir namaz kişiye Allah’ın İlahi huzurunda olduğu hissini verir ve tüm sıkıntılarından sıyrılmasını sağlar.. Zira namaz kılan bir kimsenin iç alemini İlahi ışık olan nur kaplar. Mümin olan kimse ise Hakkın nuru ile nurlanmaktan imtina edebilir mi?
Elbette ki normal olan bir kimse bunlardan kaçınmaz. Bilakis miraç yapmak için yapılması gereken her şeyi aşkla yapar.
Şu durumda bir kimseye namaz kılmak zor geliyorsa o kimse gerçekten manen hastadır. Acilen onun manevi tedaviye ihtiyacı vardır.
Onun tedavisi ise nefsin isteklerini yapmamaya ve farzları ve sünnetleri yapıp, kaçındığı namazı dosdoğru kılmaya, Allah’ı çokça anmaya çalışmalıdır.


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir