Şeyhlik Nedir? Mürşide Teslimiyet Nasıl Olmalıdır ?

İmamı Azam resimleriBismillâhirrahmânirrahîm

Mutlak itaat Allah’a ve Rasulü Muhammed aleyhis-selamadır.

– “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan Emir sahibi(manevi terbiyeciniz mürşid-i kâmillere ve vaaz veren alimlere ve ülke idarecisi sultanlara) itaat edin.
Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz(yani bunlar Kuran ve Sünnetin dışına çıkarlarsa); Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne (şeriate) arz edin. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.”  (Nisa/59)

Konuyu büyük veli ve mutasavvıf Mevlana Celaleddin Rumî’nin şu veciz sözleri ile açalım:
Teslim olduğun ne ise, Teselli bulduğun da odur. Teslimiyet yalnızca Allahadır.
Allaha teslim ol ki teselli bulasın!…
(Hz. Mevlana)

Şeyh Ne Demektir?
Şeyh kelimesi Arapçada ihtiyar erkek, lider, başkan anlamlarına gelmektedir. Tasavvuf ıstılahında ise, kâmil ve mükemmil mürşid, manen ve ahlaken olgun ve olgunlaştıran irşad vesilesi kimse demektir.

Şeyhler Üç Türlüdür:

1. Sahte şeyhler. Bunlar ne şeriatten ne tarikatten haberi olmayan zındıklardır. Bunlar veya bunların yardakçıları cahilleri yalan kerametlerle kandırıp, okun yaydan çıktığı gibi insanları islamdan uzaklaştırırlar. Bu münafıklar paragöz kimseler olup, müridlerinin malına ve namusuna göz dikecek kadar alçaktır.
2. Samimi fakat nâkıs şeyhlerdir. Bunlar da yolda kalmış, şeytanın aldattığı kimselerdir. Şeytan bunları bazı keşif ve rüyalarla yanıltarak kendilerini olgun insan gösterir. Hatta kendilerini peygamberlerin seviyesinde görenler de vardır. Bunlara tabi olanlar da helak olurlar. Bunları anlamak için şeriati(Kur’an ve Sünneti) iyi bilmek yeterlidir.
3. Gerçek Şeyhler: Bunların sayıları azdan azdır. Bunlar ehli sünnet inancında samimi mü’minlerdir. Bunların tek gayeleri, Allah rızası için Kur’an ve sünneti ve Peygamberimizin ahlakını yaşamak ve yaşatmaktır. Bunlara göre keramet asla ölçü değildir. Ölçü Kur’an ve sünneti yaşamaktır. Kur’an’da ve sünnette olmayan tasavvuf, Hinduizm ve Budizm tasavvufudur. Bir kimse bir şeyhe bağlansın veya bağlanmasın, Kur’an ve sünneti yaşıyorsa, o muvahhidtir. Yani tevhid ehlidir. Din kimsenin tekelinde değildir. Ancak ehil bir rehberle yol daha çabuk kat edilir ve adres daha kolay bulunur.

SORU: Gerçek bir mürşide bağlanmak farz mıdır?

CEVAP: Hayır farz değildir ama, ihlası elde etmek için çok elzemdir. Farz demiyoruz , zira ihlas mürşitsiz de elde edilebilir ama çok zordur. O halde tasavvufa girmenin ve mürşide bağlanmanın yararı; nefsi tezkiye ve ruhu tasfiye ederek gerçek ihlasa ermeyi kolaylaştırmak içindir…

GERÇEK ŞEYHDE ARANACAK VASIFLAR:

Birinci olarak itikatta, Ehli Sünnet İnancında olup, amelde ise dört hak mezhebten biri olan Hanefi, Şafii, Maliki ve Hanbeli Mezheblerinden birine tabi olmalıdır.
İkinci olarak; aranacak vasıf, Peygamber(s.a.v.) efendimizin ahlakı ile ahlaklanmış olmalıdır.
Üçüncü olarak; Ehli Sünnet İtikadını çok iyi bilmekle birlikte, haramları bilip herkesten daha çok sakınmalı ve farzları yapmakta çok titiz olmalıdır. Vacib ve sünnetleri bilmekte ve uygulamakta herkesten önde olmalıdır. Bid’atleri çok iyi bilmeli ve onlardan, herkesten daha çok sakınmalıdır.
Dördüncü olarak; mürşitler silsilesi Rasulullah (s.a.v.) efendimize kadar uzanan kâmil ve mükemmil bir mürşitten icazet almalıdır. Zira ehliyetsiz bir şöforun arabasına binmekten daha tehlikelidir icazetsiz bir şeyhin manevi otobüsüne binmek. Zira birinci de canından olmak var, öbüründe imanı kaybedip, ebediyen cehennemlik olmak vardır.
Bu konu da daha fazla bilgi için tasavvuf kategorimizdeki “Mürşidlerin Vasıfları” adlı yazımıza bakabilirsiniz.

Yukarıda özet olarak belirttiğimiz mürşitlik vasıflarını taşıdığı sanılan bir kimseye intisab eden bir kimse hiç bir zaman bir peygambere bağlanır gibi bağlanamaz.  Bir mürşit kendisine vahy gelen bir kimse değildir. Mürşidin kendisi dahi, Peygamber (salat ve selam üzerine olsun) Efendimize tabi olduğu için, İslam şeriatine tabi olmak mecburiyetindedir.

Bir kimsenin mürşidine bağlılığı, Kur’an ve Sünnet dairesi içinde olmalıdır. Aksi durumda böyle birinin dünya ve ahireti helak olur. Bir deyim vardır: “Çarşıya pirince giderken evdeki bulgurdan olmakta vardır.” Günümüzde ki şeyhlere bağlılığın bir kısmı bu türdendir. İşi şirke kadar götürüp kendini Müslüman sanan zavallılar hiçte az değildir. Adam evliya olmak için kapıya gelmiş, kapıdaki insan suretinde bulunan şeytanlar bu adamı güya irşad etmek niyeti ile dininden imanından ediyorlar. İstismarcılar bu teslimiyet işinde başarılı olmak için, Musa(a.s.) ile Hızır’ın(a.s.) Kur’an’da geçen kıssalarını kullanarak, güya şeyhlerinin; “her dediğinin doğru olduğu” anlayışı ile bağlı olan taliblerin iradelerini yok etmeye çalışıyorlar. Şeyhin her sözüne ve her dediğine teslim olunması gerektiğini söyleyen bu istismarcılara:
-“ Hızır ve Musa’nın (aleyhimüsselam) sadık birer kul ve Musa’nın bir Rasul olduğunu ve Hızır’a verilen ledünni ilimin Allah(c.c.) tarafından  Kur’an’da teyit edildiğini, halbuki teslim olunan şeyhin sadakati hakkında ise böyle bir İlahi mesajın olmadığı” hususu sorulursa buna cevapları nasıl olacaktır? 

Rasulullah(sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz bir gün, bir gurup sahabeyi (Allah Onlardan razı olsun) bir sefer için görevlendirir. Bunların başlarına da içlerinden birini komutan tayin eder. Bu gurup geceyi çölde geçirirler ve üşüdükleri için de, ateş yakarlar. Başlarındaki komutan tayin edilen şahıs buna karşı çıkar ve;” siz bana itaatsizlik ettiniz, size emrediyorum kendinizi bu ateşe atın!” diye emreder. Onlar bu emre karşı çıkarlar ve: “Biz bu dine kendimizi ateşe atmak için girmedik ” derler. Bu durum Rasulullah’a intikal eder. Rasulullah(s.a.v.):

-” Eğer bu adama itaat edip kendinizi ateşe atsaydınız ebediyen bu ateşten çıkamazdınız.” diye beyan eder.
Rasulullah(s.a.v.) efendimiz:
-“
 Allah’a isyanda kula itaat yokturdiye buyurmaktadır .
Kuran ve Sünnet yolundan ayrılmadan gerçek bir rehbere teslim olmak, dünya ve ahiretin kurtuluş vesilesi olur.  Bir mürşide bağlanmaktaki maksat,  Allah rızası için,  nefsi emmare ve şeytanla mücadele etmek için olmalıdır. Bu mücadele ancak, Kur’an ve sünnet yolundan ayrılmadan olur. Yoksa kendine taptırmak isteyen şeyh müsveddelerine taparak, ebediyyen cehennemlik olmak değildir.

İsmail Hakkı Bursevî hazretleri Ruhu’l-beyan isimli eserinde bu konuyu, şöyle ifade ediyorlar:
-” Peygamberler ve onların varisleri konumunda olan alim ve şeyhler, günahla ilgili bir şeyi asla emretmezler. Peygamberler ma’sum , şeyhler ise mahfuzdur. “Allah’a isyan da, kula itaat yoktur” hadis-i şerifi gereğince,  ma’siyet bulunan bir konuda bîate asla izin yoktur. Bîat ise(intisab etmek, bağlılık sözü), kulun Allah’a kavuşması ve gafletten kurtularak Hakk’ı hatırlaması için gerekli bir husustur. (Ruhul-Beyan) 
Büyük mutasavvıf ve itikatta müctehid İmam-ı Rabbani Ahmed-i Faruki  Serhendî Müceddidi Elfisâni (k.s.) hazretleri, tasavvuf büyüklerinin şeriate uymayan söz ve işlerine uyulmayacağını, onlar, bu tür söz ve davranışlarda bulunduklarında, şuurlarının Allah sevgisi ile örtülmesi sebebi ile onların mazur olduğunu, fakat; onların şeriate uymayan söz ve davranışlarını  körü körüne taklit edenlerin Allah katında sorumlu olabileceklerini şu sözleri  ile belirtmektedir:
     -“Bu tasavvufçular manevi sarhoşluğa girdiklerinde şuursuz oldukları için özürlüdürler. Yanılan müçtehidler gibi hesaba çekilmezlerse de, bunları taklid edenlere bilmem nasıl azab ederler… Keşke bunlara uyanlarıda yanılan müçtehidlere uyanları affettikleri gibi affetseler! Affetmezlerse durumları vahimdir.”
Kıyas ve ictihat, şeriatın dört temelinden biridir. Buna uymakla emr olunduk, evliyanın keşif ve ilhamına değil. Tasvvufçuların bir çoğu keşif ve ilhamla anlaşılan bilgileri inandırmak için insanları zorluyorlar. Keşke inkar etmemelerini tavsiye etselerdi. Bu bilgilere inanmak zaruri değil,  fakat inkar etmektende sakınmalıdır. Ne kadar şaşılırki kendilerinin tasavvufçu olduğunu söyleyen bazı kimseler, “ Allah’ı bu dünyada görüyoruz” demektedirler. Gördükleri bazı nurları,  hiç bir şeye benzemeyen Allahu Teala’ya benzetiyorlar. “Tasavvuf yolunun sonu bu nuru görmekle biter diyorlar.” Allahu teala bu zalimlerin dedikleri şeyden münezzehtir.” (Mektubat 1.C. 272 Mektub)

Eğriler bir yerde çoğaldıysa,
Doğrular yer değiştirmelidir. 

Doğrular eğrilerin arasındaysa,
Eğrinin içindeki doğru da eğrilir.

Vesselam.

 


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

9 soru “Şeyhlik Nedir? Mürşide Teslimiyet Nasıl Olmalıdır ?

  1. ne hikmetse şeytan aleyilanenin vesveselerle insanı yönlendirmesi normal görülüyorda ahseni-takvim seviyesine çıkmış bir ALLAH dostunun manevi telkinlerle müridlerini yönlendirebileceği düşüncesi yanlış görülüyor.
    kaldı ki C.ALLAH bütün insanları ahsenitakvim seviyesinde yaratmış daha sonra da bütün bellekleri silinerek esfele safiline indirmiştir. (tiyn suresi) yani kısaca çöpkutusunda bütün bilgiler mevcuttur ama bunlara ulaşmak ise ancak ve ancak ONUN isteği doğrultusunda bir hayat sürmekle mümkündür. kaldı ki bu da yetmez internetin olmadan bu bilgilerden yeteri kadar istifade edemezsin. işte bu istifadeyi sağlayacak internet servis sağlayıcısı ahseni takvim seviyesine çıkmış meleklerin dahi emrine verildiği mürşitlerdir. sürçü lisan ettiysek affola. selam ve dua ile.

  2. Allah Razi olsun hocam. Biz de ayni fikirdeyiz. Gerçek murşitlerden birkaç örnek verebilirmisiniz? Biz yillardir Sydney’de yaşadigimiz için fazla kimseyi tanimiyoruz.Selamlar…..

    • Allah sizden de razı olsun.
      Bismillâhirrahmânirrahîm
      Konuya büyük veli ve mutasavvıf Mevlana Celaleddin’in şu veciz sözleri ile girelim:
      Teslim olduğun ne ise, Teselli bulduğun da odur. Teslimiyet yalnızca Allahadır.
      Allaha teslim ol ki teselli bulasın!… (Hz. Mevlana)

      Şeyh Ne Demektir?
      Şeyh kelimesi Arapçada ihtiyar erkek, lider, başkan anlamlarına gelmektedir. Tasavvuf ıstılahında ise, kâmil ve mükemmil mürşid, manen ve ahlaken olgun ve olgunlaştıran irşad vesilesi kimse demektir.

      Şeyhler Üç Türlüdür:

      1. Sahte şeyhler. Bunlar ne şeriatten ne tarikatten haberi olmayan zındıklardır. Bunlar veya bunların yardakçıları cahilleri yalan kerametlerle kandırıp, okun yaydan çıktığı gibi insanları islamdan uzaklaştırırlar. Bu münafıklar paragöz kimseler olup, müridlerinin malına ve namusuna göz dikecek kadar alçaktır.
      2. Samimi fakat nâkıs şeyhlerdir. Bunlar da yolda kalmış, şeytanın aldattığı kimselerdir. Şeytan bunları bazı keşif ve rüyalarla yanıltarak kendilerini olgun insan gösterir. Hatta kendilerini peygamberlerin seviyesinde görenler de vardır. Bunlara tabi olanlar da helak olurlar. Bunları anlamak için şeriati(Kur’an ve Sünneti) iyi bilmek yeterlidir.
      3. Gerçek Şeyhler: Bunların sayıları azdan azdır. Bunlar ehli sünnet inancında samimi mü’minlerdir. Bunların tek gayeleri, Allah rızası için Kur’an ve sünneti ve Peygamberimizin ahlakını yaşamak ve yaşatmaktır. Bunlara göre keramet asla ölçü değildir. Ölçü Kur’an ve sünneti yaşamaktır. Kur’an’da ve sünnette olmayan tasavvuf, Hinduizm ve Budizm tasavvufudur. Bir kimse bir şeyhe bağlansın veya bağlanmasın, Kur’an ve sünneti yaşıyorsa, o muvahhidtir. Yani tevhid ehlidir. Din kimsenin tekelinde değildir. Ancak ehil bir rehberle yol daha çabuk kat edilir ve adres daha kolay bulunur.

      SORU: Gerçek bir mürşide bağlanmak farz mıdır?

      CEVAP: Hayır farz değildir ama, ihlası elde etmek için çok elzemdir. Farz demiyoruz , zira ihlas mürşitsiz de elde edilebilir ama çok zordur. O halde tasavvufa girmenin ve mürşide bağlanmanın yararı; nefsi tezkiye ve ruhu tasfiye ederek gerçek ihlasa ermeyi kolaylaştırmak içindir…

      GERÇEK ŞEYHDE ARANACAK VASIFLAR:

      Birinci olarak itikatta, Ehli Sünnet İnancında olup, amelde ise dört hak mezhebten biri olan Hanefi, Şafii, Maliki ve Hanbeli Mezheblerinden birine tabi olmalıdır.
      İkinci olarak; aranacak vasıf, Peygamber(s.a.v.) efendimizin ahlakı ile ahlaklanmış olmalıdır.
      Üçüncü olarak; Ehli Sünnet İtikadını çok iyi bilmekle birlikte, haramları bilip herkesten daha çok sakınmalı ve farzları yapmakta çok titiz olmalıdır. Vacib ve sünnetleri bilmekte ve uygulamakta herkesten önde olmalıdır. Bid’atleri çok iyi bilmeli ve onlardan, herkesten daha çok sakınmalıdır.
      Dördüncü olarak; mürşitler silsilesi Rasulullah (s.a.v.) efendimize kadar uzanan kâmil ve mükemmil bir mürşitten icazet almalıdır. Zira ehliyetsiz bir şöforun arabasına binmekten daha tehlikelidir icazetsiz bir şeyhin manevi otobüsüne binmek. Zira birinci de canından olmak var, öbüründe imanı kaybedip, ebediyen cehennemlik olmak vardır.
      Bu konu da daha fazla bilgi için tasavvuf kategorimizdeki “Mürşidlerin Vasıfları” adlı yazımıza bakabilirsiniz.

      Yukarıda özet olarak belirttiğimiz mürşitlik vasıflarını taşıdığı sanılan bir kimseye intisab eden bir kimse hiç bir zaman bir peygambere bağlanır gibi bağlanamaz. Bir mürşit kendisine vahy gelen bir kimse değildir. Mürşidin kendisi dahi, Peygamber (salat ve selam üzerine olsun) Efendimize tabi olduğu için, İslam şeriatine tabi olmak mecburiyetindedir.

      Bir kimsenin mürşidine bağlılığı, Kur’an ve Sünnet dairesi içinde olmalıdır. Aksi durumda böyle birinin dünya ve ahireti helak olur. Bir deyim vardır: “Çarşıya pirince giderken evdeki bulgurdan olmakta vardır.” Günümüzde ki şeyhlere bağlılığın bir kısmı bu türdendir. İşi şirke kadar götürüp kendini Müslüman sanan zavallılar hiçte az değildir. Adam evliya olmak için kapıya gelmiş, kapıdaki insan suretinde bulunan şeytanlar bu adamı güya irşad etmek niyeti ile dininden imanından ediyorlar. İstismarcılar bu teslimiyet işinde başarılı olmak için, Musa(a.s.) ile Hızır’ın(a.s.) Kur’an’da geçen kıssalarını kullanarak, güya şeyhlerinin; “her dediğinin doğru olduğu” anlayışı ile bağlı olan taliblerin iradelerini yok etmeye çalışıyorlar. Şeyhin her sözüne ve her dediğine teslim olunması gerektiğini söyleyen bu istismarcılara:
      -” Hızır ve Musa’nın (aleyhimüsselam) sadık birer kul ve Musa’nın bir Rasul olduğunu ve Hızır’a verilen ledünni ilimin Allah(c.c.) tarafından Kur’an’da teyit edildiğini, halbuki teslim olunan şeyhin sadakati hakkında ise böyle bir İlahi mesajın olmadığı” hususu sorulursa buna cevapları nasıl olacaktır?

      Rasulullah(sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz bir gün, bir gurup sahabeyi (Allah Onlardan razı olsun) bir sefer için görevlendirir. Bunların başlarına da içlerinden birini komutan tayin eder. Bu gurup geceyi çölde geçirirler ve üşüdükleri için de, ateş yakarlar. Başlarındaki komutan tayin edilen şahıs buna karşı çıkar ve;” siz bana itaatsizlik ettiniz, size emrediyorum kendinizi bu ateşe atın!” diye emreder. Onlar bu emre karşı çıkarlar ve: “Biz bu dine kendimizi ateşe atmak için girmedik ” derler. Bu durum Rasulullah’a intikal eder. Rasulullah(s.a.v.):

      -” Eğer bu adama itaat edip kendinizi ateşe atsaydınız ebediyen bu ateşten çıkamazdınız.” diye beyan eder.
      Rasulullah(s.a.v.) efendimiz:
      -” Allah’a isyanda kula itaat yoktur “diye buyurmaktadır .
      Kuran ve Sünnet yolundan ayrılmadan gerçek bir rehbere teslim olmak, dünya ve ahiretin kurtuluş vesilesi olur. Bir mürşide bağlanmaktaki maksat, Allah rızası için, nefsi emmare ve şeytanla mücadele etmek için olmalıdır. Bu mücadele ancak, Kur’an ve sünnet yolundan ayrılmadan olur. Yoksa kendine taptırmak isteyen şeyh müsveddelerine taparak, ebediyyen cehennemlik olmak değildir.
      İsmail Hakkı Bursevî hazretleri Ruhu’l-beyan isimli eserinde bu konuyu, şöyle ifade ediyorlar:
      -” Peygamberler ve onların varisleri konumunda olan alim ve şeyhler, günahla ilgili bir şeyi asla emretmezler. Peygamberler ma’sum , şeyhler ise mahfuzdur. “Allah’a isyan da, kula itaat yoktur” hadis-i şerifi gereğince, ma’siyet bulunan bir konuda bîate asla izin yoktur. Bîat ise(intisab etmek, bağlılık sözü), kulun Allah’a kavuşması ve gafletten kurtularak Hakk’ı hatırlaması için gerekli bir husustur. (Ruhul-Beyan)
      Büyük mutasavvıf ve itikatta müctehid İmam-ı Rabbani Ahmed-i Faruki Serhendî Müceddidi Elfisâni (k.s.) hazretleri, tasavvuf büyüklerinin şeriate uymayan söz ve işlerine uyulmayacağını, onlar, bu tür söz ve davranışlarda bulunduklarında, şuurlarının Allah sevgisi ile örtülmesi sebebi ile onların mazur olduğunu, fakat; onların şeriate uymayan söz ve davranışlarını körü körüne taklit edenlerin Allah katında sorumlu olabileceklerini şu sözleri ile belirtmektedir:
      -“Bu tasavvufçular manevi sarhoşluğa girdiklerinde şuursuz oldukları için özürlüdürler. Yanılan müçtehidler gibi hesaba çekilmezlerse de, bunları taklid edenlere bilmem nasıl azab ederler… Keşke bunlara uyanlarıda yanılan müçtehidlere uyanları affettikleri gibi affetseler! Affetmezlerse durumları vahimdir.”
      “Kıyas ve ictihat, şeriatın dört temelinden biridir. Buna uymakla emr olunduk, evliyanın keşif ve ilhamına değil. Tasvvufçuların bir çoğu keşif ve ilhamla anlaşılan bilgileri inandırmak için insanları zorluyorlar. Keşke inkar etmemelerini tavsiye etselerdi. Bu bilgilere inanmak zaruri değil, fakat inkar etmektende sakınmalıdır. Ne kadar şaşılırki kendilerinin tasavvufçu olduğunu söyleyen bazı kimseler, “ Allah’ı bu dünyada görüyoruz” demektedirler. Gördükleri bazı nurları, hiç bir şeye benzemeyen Allahu Teala’ya benzetiyorlar. “Tasavvuf yolunun sonu bu nuru görmekle biter diyorlar.” Allahu teala bu zalimlerin dedikleri şeyden münezzehtir.” (Mektubat 1.C. 272 Mek.)

      Eğriler bir yerde çoğaldıysa,
      Doğrular yer değiştirmelidir.
      Doğrular eğrilerin arasındaysa,
      Eğrinin içindeki doğru da eğrilir.

      Vesselam.

  3. Selam Aleykum hocam. Mürşid muridi ölünce kabirdeki sorulara cevap verdigi dogrumu? Hayattayken her sorulana “şeyhim bilir” diyen murid ölünce guya kabir sorularina da “şeyhim bilir” demiş ve mursidi gelip cevaplamiş.

    • Aleykümselam Nez hanım.
      O tür söylentilere itibar etmeyiniz. Dinimizi İlmihallerden öğrendikten sonra bildiğinizle amel edip kabir sualinden ve kabir azabından Allaha sığınınız. Allah müminlerin dostudur.
      Peygamberimiz eshabına kabir de ben sizin yerinize o meleklere cevap veririm demiş midir? Tabi ki hayır. Ne yaparsan elinle o gider seninle. Gerçek mürşidlere saygım vardır tasavvufa da inanırım. Ben de tasavvufun içindeyim ama böyle safsatalara da asla pirim verecek değiliz.

  4. Tarıkata bağlı bir kişi verilen vird lerden başka zikirler yapabilirmi?mesala bir yakınımın arkasından Kelimeyi tevhid dağıtılıyor ger çeviremeyip yardımcı oluyorum.Bu durumda vekiller mürşidimizin izin vermediğini 101 000 lafzı celal çıkınca çekebileceğimizi söylüyorlar..Ömrüm yetmiyebilir.LAİLAHE İLLALLAH Diyemeden mi ayrılıcaz bu dünyadan Hadislere de ters düşüyor…Bana gayret et çık diyorlar..nefsi isbat zikriymiş Lailahe İllallah… Aydınlatırsanız sevinirim..

    • Tarikata bağlılık şeyhin verdiği zikirden başka zikirlere engel değildir. Ancak vird olarak yapmazsınız. Vird dışında salavat da getirebilirsiniz kelime-i tevhid de okuyabilirsiniz. Bunu yasaklamaya kimsenin hakkı yoktur.
      Nefy-i isbat zikri bir aşamadır. Onun yapılış şekli de farklıdır. Ama sizin tarikatınızda zikirleri cehri yapmanız uygun düşmez. Kendiniz duyabileceğiniz kadar bir sesle vird dışında kelimei tevhid okumanız çok faydalı ve sevap olur.
      Cahil sofilere bir şey danışmayınız.

    • Aleykümselam. İslam Dergisi Facebook sayfamızı beğendikten sonra oraya mesaj yazınız. Cevabınızı orada özel olarak bildiririm. Burada açıktan yazmamız olmaz.