İki Günü Eşit Geçen Aldanmıştır Hadisinin Anlamı

kızıl çiçekBismillâhirrâhmânirrahîm
Her hayrın ve şerrin yegane yaratıcısı kendisinden başka İlah olmayan Allahu Tealadır. O’nun eşi ve benzeri ve dengi yoktur. Herkese kuvvet ve hayat veren O’dur.  
 

İnsanların en üstünü Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bir hadisi şeriflerinde :
-”iki günü eşit geçen aldanmıştır.”
diye buyurmuştur.
Bu hadisi şerifi herkes kalbindeki muhabbetin doğrultusunda anlamaktadır. 
Allahın Rasulü:
-” Ya inandığınız gibi yaşarsınız veya yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız.“ buyurmuşlardır.
Gerçekten de insanlar hayat tarzlarını nasıl yaşarlarsa, yaşam biçimlerini de o şekilde savunarak kendilerini bir şekilde haklı çıkarmaya çalışırlar. Bu tür haller de, Allah’ın Rasulünün bu hadislerini teyit etmektedir.

Allahu Teala Asr Suresinde insanın apaçık zararda olduğunu ancak; iman edip salih amel işledikten sonra hakkı tavsiye ederek ve bu ahvaline de ömür boyu sabrederek kurtuluşa erebileceğini bildirmektedir.
İşte iki günü eşit geçenin aldanacağını bildiren hadisi şerifteki  mesaj, müminlerin dünya ve ahiret işlerinde monoton olmasını aldanmışlık olarak belirtmektedir. Dünyalık işlerde (teknolojide) her türlü yeniliğe açık olunması ve insanların kendilerini insani ilişkilerde geliştirmesinin gerekliliğini belirtirken, ahiret işlerinde de her gün daha çok namaz kılınmasını ve oruç tutulmasını değil, o ibadetleri huşu ve hudu yönünden daha da ileri götürmemiz gerektiğini ve onun paralelinde ihlas ve marifetimizin artması gerektiğine işaret etmektedir. Marifet ilminin ve ihlaslı ibadet yapmanın bir sınırı yoktur. Zira Peygamber Efendimiz her saat 70 makam aşarlardı. Bu makam marifetullah ve yakîn babından idi.

Eğer ki, bir kimsenin ilmi ma’rifeti her gün bir miktar artmıyorsa, işte o kimse hadisi şerifte zikredilen aldanmışlardan sayılmaktadır.
İlmi marifet yani; ma’rifetullah; Allah’ı tanımak ilmi demektir. Marifet sahibi olmak, marifetullaha kavuşmak Allah’ın ihlaslı kulu olmaktır. Marifetullaha ermiş kimse, Allahü teâlânın zatını ve sıfatlarını tanıyan kimse demektir. Allah’ın Zatını tanımak demek, O’nun Zâtının anlaşılamayacağını anlamaktır. Hazreti Ebu Bekr’in (r.a):
-”Allah’ın zatını idrak etmekten aciz olduğunu idrak etmek, gerçek idraktir.” ifadesi, konuyu çok güzel açıklamaktadır.
Allahu Tealanın sıfatlarını tanımak ise, Yaratıcının sıfatlarının mahlukların sıfatlarına benzemediklerini anlamaktır.
Bir kalp de, iman olarak iki zıt şeyin sevgisi bir arada olamaz. Yani; bir kimse hem Allah’ı, hem O’nun düşmanlarını aynı anda sevemez. Birini severse, öbürünün sevgisi gider. Ancak, sevilmesi haram olmayan şeylerin sevgisi böyle değildir. Bir kimse aynı anda hem çocuklarını, hem eşini ve dostlarını sever, hem de Allah’ı ve Peygamberini sevebilir.  İşte, marifetullahın meydana gelmesi, kalbin mâsivanın muhabbetinden kesilmesi oranında çoğalıp, kurtulması buna bağlıdır. Bu hususu şu haber-i sadık teyid etmektedir.  Bir gün Allahın Elçisi:
-”Bir kimse beni herkesten daha çok sevmedikçe onun imanı kemale ermemiştir.” diye buyurduklarında, Hazreti Ömer(r.a.):
-”Ya Rasulullah, seni nefsim hariç, malımdan evladımdan daha çok seviyorum.” dedi.
Bunu üzerine Peygamber(s.a.v.) Efendimiz:
-” Olmadı Ya Ömer . İmanın kemale ermedi.” diye buyurdular.
Bunun üzerine Hz.Ömer:
“Ey Allah’ın Rasulü seni artık nefsimden de daha çok seviyorum” dedi.
Allahın Elçisi:
“Şimdi imanın kemale erdi ya Ömer” diye buyurdular.
Bu durumda bir kimsenin evladını, eşini ve dostlarını sevmesi, Peygamberini sevmesine engel olmamaktadır. Yeter ki Allah ve Rasulünün sevgisi, diğerlerinin önünde olsun. Bu sevginin nasıl olacağını hazreti Ali, mübarek zevcesi hazreti Fatıma annemize sorduğunda, Fatıma (radıyallau anhâ) dan ancak bir Peygamber kızının verebileceği şu cevabı alır:
-”Kişi Allah’ı(cc) aklıyla ve ruhuyla sever, Peygamberini (sav) kalbiyle sever, eşini nefsiyle, çocuklarını ise şefkatiyle sever.”
İnsanın üstünlüğü takvadandır, takvanın kaynağı ise ma’rifetullahtır. Bu hususta üstadım H.H. Fahreddin Hocam şöyle buyurdular; “Kişinin takvası kalbindeki ma’rifetullahı kadardır.”  Nitekim hazreti Ebu Bekir (r.a.), marifetullah yönünden eshabın hepsinden üstündür. Eğer başka bir sahabi, marifetullahta Ebu Bekr-i Sıddık’tan daha üstün olsa idi, üstünlük onun hakkı olurdu. Bir hadis-i şerifte şöyle buyuruldu, mealen:

-” Ebu Bekrin, sizden üstün olması, namaz ve orucunun çokluğu ile değildir. Onun kalbindeki Allah bilgisinin çokluğundandır. (Şevahid-ün-nübüvve)
Vesselam.


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sorular “İki Günü Eşit Geçen Aldanmıştır Hadisinin Anlamı