Öte Alemlere Açılan Penceremiz

A-ALLAH LAFZIAllah’ın Rasulü (s.a.v.) :
“ Eğer ki, Adem oğlu alemi melekuttaki zevkleri tatmış olsaydı, dünyadan(kalbi) meşguliyetini keserdi.” diye buyurarak alemi melekuttaki ilahi nurların zevkinden haber vermektedir.
Bunu tadanlar, bunun şahitleridir.

Kalb gözü, yani gönül gözü, ruhun öte aleme açılan penceresidir. İnsan ruhunun bu beden de, bir bu aleme, bir de öte alemlere açılan penceresi bulunmaktadır. Ruhumuz bu aleme açılan penceresinden, beş duyu ve hayal alemi ve hafızamız yolu ile iletişimini sağlar. Bunlardan biri çalışmadığında, ruhun o yöndeki iletişimi kesiliverir. Aynı şeyler öte alemler için de geçerlidir. Ruhumuz, Melekût alemini algılayabilmek için bu dünyaya olan bağlılıklarını kalben azaltmadıkça, öte alemleri algılayamaz. Nasıl ki, uyumadan rüya görmemiz mümkün olmuyorsa, gönül gözünün öteleri görüp algılayabilmesi de, kalbin bu aleme ait bağlılıklarını azaltıp kesmesi ile mümkündür.
Gönül gözünün perdesi, iki türlüdür. Birincisi biraz açlık, biraz yalnız kalmakla kalbin önünden aralanacak olan bir perdedir. Bu perdenin açılmasında görülen alem, çalışıldığı zaman kafir ve mü’mine açılabilen, cahillerin esrar ilmi dedikleri, içinde şeytanların ve cinlerin de yaşadıkları, madde aleminin baş gözü ile görülmeyen kısmıdır. Din istismarcıları, cahil insanları bu tür keramet ve kehanet karışık şeylerle kandırararak onları aldatırlar.
Kalb gözünün önündeki ikinci perde ise, kalbden manevi pası, Allah’ın zikri ve sevgisi ile silip, melekut aleminin ihtişamlı güzelliği müşahede edilmeye başlandığında, kalb İlahi isimlerin nurları ile doldurulur ve bu vesile ile ma’rifetullah ve muhabbetullaha erilir. Bu ise ancak gerçek mü’minlere nasib olur ki, bu durumda olan bir manevi yolcu, şeriatin üçüncü kısmı olan ihlasa ererek imanın hakikatına ermiş olur. Bu gibi insanların davranışları samimi, imanları taklitten kurtulmuş tahkike ermiştir. Bunlar asla bir kimseyi dünya menfaatleri için sevmezler. Seven varsa, onun ihlası yalandır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

4 soru “Öte Alemlere Açılan Penceremiz

  1. Selamun aleyküm Bekir bey,
    Sizin ve Alem- islamın ramazan ayını kutlarım.
    Yazınızda beş duyu organımız, hafızamız, beynimizle ilgili olan kullanmış olduğumuz araçlar ile irtibatımız kesilmeden, kalp gözümüzün açılamıyacağını belirtmişsiniz. peki bu şekilde feyze, nura kavuşup manevi olarak ruhumuz kalbimiz güçlendiğinde, bedenimizle ilgisi bulunan özelliklerimiz kısıtlandığında veya irtibatımız azaldığında dünyadaki işlerimizi nasıl yapabiliriz. bu durum ibadet edişimizi de etkiler mi?
    veya hafızamızı aklımızı zihnimizi etkilemeden ruh ve kalbimizi kuvvetlendirmemiz mümkün müdür?
    selam ile..

    • Aleykümselam Yılmaz bey.
      Teşekkürler. Sizin de ramazanınızın mübarek olsun.
      Evet, beş duyu ile birlikte rüya görmek nasıl mümkün değilse, melekut alemine ait şeyleri temaşa etmek de beş duyu ile birlikte seyretmek öyle mümkün değildir. Evliyaullah buna keşif der. Kalp önce o aleme hazırlanır. Bunun için, önce zikir ile kalp tasfiye, nefs tezkiye edilir. Sonra gönül muhabbetullah ile dolar. İşte o vakit murakabe haline geçildiğinde göz kapanır, beş duyuya ait hisler azalır ve nuru ilahinin ışığı ile uçsuz bucaksız bir alem bütün güzelliği ile önüne açılır. O vakit oturduğun yerde çevrenden ilgin kesilir. O aleme ait seyr başlar.
      Tekrar kendine geldiğinde o aleme ait zevklerin tadı damağında kalır. Görüntüleri ise hafızanda yaşayarak ayılırsın. Bundan ötesini anlatmak haddi aşmak olur. Anlatılsa da zaten anlaşılmaz yaşanır.
      Vesselam.