Günah İşlemek Kişiyi Küfre Sokar mı?

tövbenin şartlarıGünah işlemek bir kimseyi küfre sokar mı?
Ehl-i sünnete göre büyük veya küçük günah işlemek, bir müslümanı küfre sokmayacağı, ancak günahkar bir kul edeceğidir. Bu tür inançlar, yani; günah işleyen bir kimsenin  küfre gireceğini iddia edenler ehli sünnetten ayrılan sapık mezheplerdir.
Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Ebu Zer (r.a.)’den rivayet edilen Taberani ve Hakim’de ki bir hadisi şerifinde şöyle buyurmaktadır, mealen: “Arzusu ve hedefi Allah’tan başka şey olarak sabahlayan kimse, Allah(ın kulların)dan değildir.”  Bu hadis-i şeriften şu mana anlaşılmaktadır:
Arzusu ve hedefi Allah’tan başka şey olarak sabahlayan kimse eğer müslümansa, Allahın kamil kullarından değildir.  Menavi’de ki bir başka hadisi şerifte mealen:
– ”Kim sünnetime rağbet etmezse benden değildir” Ehli sünnet ulemasının bu mana da olan hadislere verdikleri manalar çerçevesinde; kim Rasulullah’ın sünnetlerini hakir görür ve beğenmezse, o İslam’dan çıkmış olur manası anlaşılmaktadır. Yoksa sünnetlere saygılı olan bir kimse onları yapmadığı durumda küfre gireceğini hiç bir ehli sünnet alimi söylememiştir. Zira sünnetlerin bir kısmını bizzat Rasulullahın kendisi de zamanla bazen yaptığı ve bazen de yapmadığı görülmüştür.

Başka bir hadisi şerifte mealen:
– “Zina eden kimse zina etmeden önce iman ona der ki; dur ey mel’un senin bulunduğun yerde ben bulunamam. Ben çıkayım ondan sonra sen gir “der. Kişi zinadan ayrılıncaya kadar iman onun üzerinde bir gölge gibi sallanır.” Ehl-i Sünnet Alimleri bu hadisi şerifte kastedilenin, imanın kendisinin olmadığı, imanın nurunun çıkmasının olacağı belirtilmiştir.

İmamı A’zam hazretlerine bu ve bunun benzeri hadisi şeriflerle ilgili sorular sorulmuştur.  Bu tür günahları işleyenlerin kafir olup olmayacağı hakkında O’nun tefsirine başvurulmuştur.
İmam-ı Azam, yaşadığı devirde birtakım batıl mezhepten insanlarla karşılaşmıştır. Fakat keskin zekâsı ve ilmi sayesinde onları daima saf dışı bırakmıştır. Bir gün Haricilerden oluşan kılıçlı bir topluluk, onun ilim meclisine çıkmıştır.
Kılıçları ellerinde, İmam-ı Azam’a şu soruyu sorarlar:
– İçki içerken ölen bir insanla zinadan peydahladığı çocuğu doğururken ölen kadın Müslüman mıdır, değil midir?
İmam-ı Azam, gayet sakin bir şekilde:
– Öncelikle kılıçlarınızı kınlarına koyun ki sorunuza kendimi güven içerisinde hissederek cevap verebileyim.
Fakat Hariciler bunu kabul etmez ve sorularına cevap verilmediği takdirde kılıçlarını kınlarına sokmayacaklarını söylerler. Bu şekilde ölen insanları kâfir sanan bu kişilere elbette İmam-ı Azam’ın cevabı vardır. Gülümseyerek sorar:
– O halde cevap vereyim. Bu dediğiniz insanlar hangi topluluğa mensuplar? Mecusi mi, Yahudi mi, Hıristiyan mı, Müslüman mı?
Hariciler, kılıçları ellerinde öfkeli bir şekilde cevap verirler:
– Tabi ki Müslüman!
İmam-ı Azam cevap verir:
– Öyleyse sorunuzun cevabını kendiniz vermiş oluyorsunuz!

Hariciler, beklemedikleri cevap karşısında şaşkın halde birbirlerine bakınırlar. Nitekim iman ile ameller birbiriyle bağlantılıdır; fakat imanı bozacak kalbi bir fiil gerçekleşmediği sürece maddi bir amel kişiyi dinden çıkarmaz. İmam-ı Azam, bu şekilde onlara cevap vermiş olsaydı, kim bilir o kılıcı boynuna yemiş olurdu.

İmam-ı Azam, az ve öz konuşan, vakar ve tefekkür sahibi bir insandı. Dünya sevgisinden uzak, ahirete özlem duyan, çok zeki, yüksek ilim sahibi bir müctehid âlimdi. Ebu Hanife’nin oluşturduğu esaslar, talebelerine verdiği derslerle fetva istemeye gelen halka verdiği cevaplardan teşekkül etmiştir. Derslerinde öncelikle bir mesele ortaya atılır, talebeleri sırayla görüş bildirir ve son olarak İmam-ı Azam İslami tekniklerle karara ulaşılmasını sağlar ve kararı yazdırırdı. Herhangi bir fıkıh meselesinin işlenmesinde öncelikle Kuran-ı Kerim’e başvurur; daha sonra hadis-i şeriflere bakardı. Eğer konuyla ilgili Kuran’da ve sünnette delil bulunmazsa İcma-i Ümmet (Ashab-ı Kiram’ın bir mesele hakkındaki sözbirliği)’ne bakardı. Mesele bu şekilde de çözüme kavuşmazsa kıyas yöntemine başvururdu.
Ehl-i Sünnet Alimleride ittifakla bir meselenin farz veya haram olmasının bilinip onu inkar etmeden o günahı işlemesinin o kimseyi küfre sokmayacağını bildirmişlerdir. Yukarıdaki hadisi şeriflere de benzer şekilde tefsir etmişlerdir. Nitekim İmamı Maturidi hazretleri Maturidiye Akaidinde şöyle belirtir bu hususu:

Büyük Günah İşleyenlerin Durumu: İnkardan ve şirk koşmaktan başka büyük günah işleyen kimse, işlediği günahı ve terk ettiği dini vecibeyi (farz, vacib, sünnet) inkar etmediği ve hakarette bulunmadığı sürece, ne kafir ne de münafık olur. Yalnızca günahkarlar gurubuna girerler.
İnkardan ve şirk koşmaktan başka büyük günah işleyen kimse, ne kafir ne de münafık olur. Günahkarlar gurubuna girerler.

İman ve İslam

Allahu Teala’ya iman etmenin farz olduğunu ehli kıble ittifakla kabul etmiştir. İhtilaf akıl ilemi iman etmenin , nakil ilemi iman edilmesinin gerekli olduğudur. Allahu Teala Kur’an-ı Kerim’de mealen” peygamber göndermediği bir kavime azab etmeyeceğini ” bildirmesiyle,  İmam-ı Rabbani (k.s.) hazretleri kendilerine peygamber gönderilmeyen bir toluluğun imandan sorumlu olmayacağına ictihat etmiş, Eşarilerde bu görüştedir. İmam Maturudi(k.s.) hazretlerinin ictihadına göre ise, akıl sahibi olan kimse imandan sorumlu tutulacağı yönündedir.

İMANIN MAHİYETİ

Hadis alimleri “iman kalb ile tasdik , dil ile ikrar, uzuvlarla amel etmektir.” dediler. Muhakkık alimlerimiz ise; “İman sadece kalb ile tasdiktir, dil ile ikrar dünyada islami ahkamın yürütülmesinde gereklidir. “ demişlerdir. Bu hükmü İmamı Azam Ebu Hanife eserinde zikretmiştir. Kur’an-ı Kerim’de geçen,” İman edip, salih amel işleyenler” ifadelerinden alimler, İman ve amelin birbirinden ayrı şeyler olduğunu anlamışlardır.

Bazı ayet ve yukarıdaki hadis-i  şerifler gibi benzer manadaki hadis-i şeriflerin zahiri manalarına bakıpta kendi kendilerine sapkın manalar vererek müslümanların küfre gireceğini söyleyen kimseler sapkın mezhepler gurubuna girmektedirler. Onlaraın ehli sünnet yolu ile alakaları yoktur.

SORU: Bazı kimseler Rasulullahı’ın : “Sünnetimi terk edenlere şefaat etmeyeceğim” diye buyurduğunu söylüyorlar bu ne anlama gelmektedir?

CEVAP: Allahın Rasulü bir hadisi şeriflerinde şöyle buyuruyor:
Şefatî liehlizzünûbi min ümmetî” mealen:
Şefaatim ümmetimin günahkarları içindir.” (Camiussağır).
Allahın Rasulü inşaallah, günahkarlara da, kıyamet günü peygamberlere de, imanı olan herkese şefaatı edecektir.  O sözde kasdedilen ifade, sünnetleri beğenmeyip küfre giren kimseler içindir.

 

 

 


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2 soru “Günah İşlemek Kişiyi Küfre Sokar mı?

  1. Allah öyle merhametliki güzel Allah’ım naif Rasülü s.a.v. bize gönderen güzel Allah’ım… Yeterki kulu içten pişman olsun… Günahlarımıza göre muamele etse şimdiye dünya üzerinden insan kalmazdı… GafururRahim…

    • “Allah öyle merhametliki güzel Allah’ım naif Rasülü s.a.v. bize gönderen güzel Allah’ım… Yeterki kulu içten pişman olsun… Günahlarımıza göre muamele etse şimdiye dünya üzerinden insan kalmazdı… GafururRahim…”

      Peygamberimiz için “Naif” kelimesini kullanmışsınız. Bunun anlamı “cılız” demektir ki bu Peygamberimize hakarettir. Bu sözünüzü düzeltiyorum.
      Allah kafirlerin için “Hum fîhâ hâlidûn ebedâ.” (O kafiler orada sonsuz kalacaklardır) buyurmaktadır. Ayeti inkar etmek küfürdür.