ZİLELİ İBA (İbrahim) PEHLİVAN

panayır güreşleriZİLELİ İBA (İbrahim) PEHLİVAN ……….Yazan: Bekir CANBAY
Anadolu’da, kökeni Orta Asya’ya kadar uzanmakta olan karakucak güreşi ve at yarışları panayırlarda ve düğünlerde yapılırdı. Hikayemiz 1860’lı yıllara ait yaşanmış gerçek bir hikayedir. Merhum baba annemin, babasının babası yani dedesi İba (Keçeli İbrahim)Pehlivan’ın hikayesini ondan dinlemiştim.
Malum, o yıllarda pancar, ayçiçeği gibi endüstriyel bitkiler ekilmediğinden köylüler, eylül ayı sonlarına doğru
orak-harman işini bitirir bitirmez düğünler başlardı. Bu düğünlerde at yarışı, küçük güreş ve ardından da büyük güreş diye bilinen müsabakalar yapılırdı. Bu güreşlerde başarı gösterenler Zile Panayırında güreşmeye hak kazanırdı.
Boztepeli(Yıldıztepeli) İba(İbrahim) Pehlivan’da köy düğünlerine katılır, ama iri yarı cüssesine rağmen istediği başarıyı gösterip de Zile Panayırı güreşlerine hak kazanamazdı. Bu yenikliğin ezikliği içinde yıllar gelip geçerken İba Pehlivan, o yıl Yıldıztepe’nin Kızıldirge mevkiinde bulunan tarlasına karpuz eker. Bir ağustos ayının ikindi vaktinde Tokat tarafından yaşlı, nur yüzlü bir ihtiyar çıka gelir ve:
– “Selamünaleyküm evlat. Çok uzak yoldan geliyorum. Allah rızası için bana şuradan bir karpuz verir misin?” der.
İba Pehlivan, yaşlı adamın selamını alır ve tarladan karpuzun birini koparmak isterken ihtiyar adam müdahale eder:
– “Evlat o değil, şu en iri olan karpuzu istiyorum”, der.
İba Pehlivan, o iri karpuzu koparıp yaşlı adama uzatır. İhtiyar adam karpuzu eli ile geri iterek İba Pehlivan’a şöyle der:
– “Evlat ben Hızır’ım, Benim karpuza ihtiyacım yoktur. Allah seni bizimle imtihan etti. Sen ise, cömertlik yapmakla kazandın. Şimdi, Allah’tan üç tane dilek dile” der. Bunu işiten İba Pehlivan, bu durum karşısında hayretler içinde kalır ve hemen kendini toparlayıp güreşlerde uğradığı yenilgilerin de etkisiyle isteklerini şöyle sıralar:
– “Allah’tan birinci isteğim, yaptığım güreşlerde Allah sırtımı yere getirmesin. İkinci isteğim, cennetlik bir kul olmaktır, üçüncü isteğimse, zengin olmaktır”, der.
Hızır (aleyhisselam) İba Pehlivan’ın sırtını üç kez sıvazlayarak şöyle der:
– “Allah sırtını yere getirmesin, isteklerini kabul etsin”, der ve oradan Belkaya köyü istikametine doğru beş-on adım atar ve geriye dönerek şunları ilave eder:
– “Bu olup bitenleri bir başkasına söylediğin yıl ölürsün”, der ve gözden kaybolur.
Bunun üzerine İba Pehlivan gördüklerinin bir rüya olup olmadığını ölçmek için tarlanın sınırındaki ağaçlara yönelir. Hızır’ın duasından sonra Allah(celle celalühü) kendisine o kadar güç verir ki tarlanın sınırındaki ağaçları kökü ile sökmeye başlar.
Bu sır, İba Pehlivan’ın içinde hayatının sonuna kadar saklı kalır.
O yıl yine hasat işleri biter ve düğünler başlar. Maşat kasbasından Boztepelileri hem düğüne, hem de güreşe davet ederler. İba Pehlivan’da topluluğa katılarak Maşat kasabasında yapılan güreşe katılmak için ileri çıkar. Tabii Boztepelilerin tepkisi çok sert olur:
– “İba, sen yine mi çıktın? Yenilip de yine bizi rezil mi edeceksin? Bırak Allah’ını seversen!” diye çıkışırlar.
Lakin İba Pehlivan Hızır’dan duasını aldığı için onu kimse engelleyemez ve meydana çıkar. Boztepeliler; “yine rezil olacağız” derken çok şaşıracakları bir durum vaki olur. Bir de ne görsünler, İba Pehlivan, meydanda yenmediği er bırakmamıştır.
İba Pehlivan, o yıl Tarihi Zile Panayırlarında yapılan güreşlere katılır ve orada da başpehlivanlığı alır. Daha sonraki yıllarda çevre yerlerde yapılan, Amasya, Çorum, Sivas gibi yerlerde yapılan karakucak güreşlerine katılarak üstün başarılar gösterir. Onun bu olağan üstü başarıları, Sivas valisi Şair Ziya Paşa’ya kadar gider.
Şair Ziya Paşa Sivas’ta vali iken, İba Pehlivanı Sultan Aziz’e takdim eder ve özel adamları ile İstanbul’a gönderir.
O vakitlerde Payitaht Sarayındaki pehlivanlar yağlı güreş yaptıkları için kispetleri yağlı deriden idi. Anadolu’dan gelen İba Pehlivan ise karakucak güreşi yaptığı için onun kispeti keçeden idi. Sarayda bu yüzden ona Keçeli Pehlivan demişlerdi.
Keçeli İbrahim Pehlivan, karakucak güreşinin başpehlivanıydı.
Şair Ziya Paşa İba Pehlivanı şöyle anlatıyordu :
“Keçeli Pehlivan, iki metreden fazla boylu, yaklaşık yüz altmış kilo civarında, kemikli, elli ayaklı, dev cüsseli bir pehlivandı. O kadar kuvvetliydi ki, bir çeki taşını(250 kg) halkasından tutarak bir yerden bir yere zahmetsizce götürüp getirirdi. Bu yiğit pehlivanın en önemli kusuru yağlı güreşi bilmemesiydi. Zira Sivas(Zile) ve Anadolu’nun daha birçok şehrinde yağlı güreş pek bilinmezdi. Onun yerine karakucak güreşi bilinir ve yapılırdı. Keçeli Payitaht Sarayına geldiği zaman, Pomaklar neredeyse birbirine girdi. Bu pehlivanın heybetinden hepsi ürktü. Bu müthiş adamın Pomakları silip süpüreceği ve saray pehlivanlığını üzerine alacağı görülüyordu. Bu endişe yüzünden kara kara düşünmeye başladılar.”

Sultan Abdulaziz, güreş meraklısı bir padişahtır. Onun zamanında öteden beri gelen güreş ananesi daha da yaygın hale gelir.
İba Pehlivan, 1860’lı yılların başlarında İstanbul’a gider. Orada kaç ay ve ne kadar zaman kaldı bu bilinmez ama bilinen şudur ki, İba (İbrahim) Pehlivan’ın sırtını sarayda da kimse yere getiremez. Sultan Abdulaziz’in saray pehlivanları dahil kimsenin yenemediği İba Pehlivan, bir kalbur dolusu altın ödül alarak Zile’ye döner.
Aradan yıllar geçer bir gün hanımı:
– “Efendi! Sen de bir sır olmalı ki 60 yaşına kadar sırtını hiç kimse yere getiremedi. Neyin nesi bu?” der.
Allah’ın takdiri o ki, o an Hızır’ın kendisine tenbih ettiği; “Bu olanları birine söylersen o sene ölürsün” sözünü unutarak başına gelen Hızır hadisesini birer birer anlatır ve bunları anlattıktan sonra da Hızır’ın en son söylediği sözleri aklına gelir ve İba Pehlivan 60’lı yaşlarında Hakkın rahmetine kavuşur.
Bekir Canbay
21 Haziran 2012


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir