Allaha Tövbe Etmek, Allah’ın Bağışlaması, Affı (Et-Tevvab, El-Gafur, El-Gaffar)

Tövbe etmek, işlenen küfür, şirk ve tüm günahlara toplu olarak ve ayrıntılı olarak pişman olmak ve o günahlara bir daha dönmemek için Allah’a söz vermektir. Tövbeden önce bir kaç kez estağfirullah çekilir. Şöyle tövbe edilir:
” Estağfirullah, Estağfirullah,  Estağfirullah el-azîm el-kerîm ellezî lâ ilâhe illâhu el-Hayyul kayyum. Yâ Rabbena! Ben büluğa erdiğim andan bu ana dek bilerek veya bilmeyerek işlemiş olduğum tüm küfür, şirk ve günahlarıma pişman oldum keşke yapmasaydım. Bir daha yapmamak için azm ile kast ettim.”
Gizli işlenen günahların tövbesi gizli, açıktan işlenen günahların tövbesi açıktan yapılır ve başkalarına duyurulur ki başkaları tövbe eden hakkında sui zanda bulunmasınlar.
Yapılan tövbe şeytana uyup bozulursa hemen yeniden tövbe etmek gerekir.
Tövbe defalarca bozulsa da asla tövbe etmekten geri durmamalıdır. Ta ki o günahı tamamen terk edinceye dek tövbe etmeyi sürdürmeliyiz.

Yazan: Abdullah Bekir

 

Allah (c.c.) kendisine yönelen ve tövbe eden kullarının günahlarını bağışlar. Şeytan, insanları genellikle Allah’ın (c.c.) çok bağışlayıcı sıfatıyla kandırır. Allah (c.c.) nasıl olsa günahları bağışlar, diyerek insanlara günahı sevimli gösterir: “Ey insanlar, Allah’ın vadi gerçektir. Öyle ise sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O çok hilekar şeytan da Allah’ın merhamet ve affını ileri sürerek sizi kandırmasın! (Fâtır suresi, ayet 5)”
Her günah işlendiğinde kalpte bir siyah leke bırakır. Gün gelir kalp işlenen günahlarla kapkara kesilir, artık kalbin arınma ve Allah’a (c.c.) yönelme arzusu da ortadan kalkar. Kul Allah’ın (c.c.) kendisine dünyada ve ahirette azap etmeyeceği konusunda bir eminlik duygusu içerisine girer. Başa gelen felaketler, bela ve musibetler de onun için bir şey ifade etmemeye başlar. Artık böyle birisi için hidayet kapısı da kapanır. Kalbi mühürlenir. Anlaşılır ki Allah (c.c.) böyle birisini el-Cebbâr güzel ismiyle dünyada isyanıyla baş başa bırakmış, ahirette de onun büyük bir azaba uğramasına hükmetmiştir. Oysa Allah’ın (c.c.) günahları çok affedici güzel ismi (el Gaffâr) mümin için bir umut kapısıdır. O kendisini hep günahkar görür. Hep bir arınma duygusu içerisindedir. Bunun için Allah’ın (c.c.) et Tevvâb (tövbeleri kabul eden) güzel ismine sığınır. Yaptığı iyi amelleri gözünde değersizdir. Her gün kusur ve hatalarını arar, bunlara tövbe eder. Geçmiş günahları için büyük bir pişmanlık yaşar. Eksik ibadetlerini tamamlamaya, hatalarını ve yanlışlarını telafi etmeye çalışır. Sadece Allah’ın (c.c.) günahları çok affedici güzel ismine (el-Gaffâr) güvenir.
Hıristiyanlar, günahlarında umutsuzluğa düşmüşlerdir. Bunun için kendilerini, nefislerinin işlediği kötülüklerden arındıracaklarına, yani tövbe edeceklerine bir kurtarıcı beklemişlerdir. Onlara göre Hz. İsa Alehisselâm, Allah’ın (c.c.) -haşa- oğludur. İnsanları içerisinde bulundukları günah bataklığından kurtarmak için yeryüzüne gönderilmiştir. Ona inananların günahlarına kefaret olmak üzere Allah (c.c.) feci bir biçimde öldürülmesine izin vermiştir. Böyle olunca bir Hıristiyan için Hz. İsa Alehisselâma inanmak, yaşamında günahlara pişman olmadan ve olumlu anlamda bir değişim geçirmeden Allah (c.c.) tarafından affedilmek demektir.
Bir Hıristiyan Hz. İsa Alehisselâm ile ilgili bu batıl inancı yanında papazlara günahlarını itiraf ettikten sonra da tüm günah yükünü üzerinden attığına inanmaktadır. Tabii tüm bunlar Allah’ın (c.c.) günahları çok affedici güzel ismiyle (el-Gaffâr) açıklanabilecek şeyler değildir. Allah (c.c.) günahları kulda gerçek anlamıyla bir pişmanlık olduğu zaman affeder. Bu pişmanlık da insanın o günahı işlediğine içten üzülmesiyle, bir daha işlememesiyle ve yanlışını telafi etmek istemesiyle kendisini belli eder. Yani Allah’ın (c.c.) tövbe nimetiyle (et-Tevvâb güzel ismiyle) o kula yönelmesi ile olur. Gerçi Allah’ın affı için tövbe şartını ileri sürüp O’nun merhametini ve bağışlamasını sınırlamak da doğru değildir. Kuran-ı Kerim’de Allah şirk dışında kalan bütün günahları da affedebileceğini de belirtmiştir (bk.Nisa suresi, ayet 48).
Tövbe kulun günahlarının affı yolunda başvuracağı temel yoldur. İnsan için günahların affı için tövbe etmek başta gelen bir yol olmasına karşın Allah’ın (c.c.) rahmetini ve bağışlamasını sadece kulun tövbesiyle sınırlamanın da doğru olmadığını belirtmiştik. Yalnız insanın günahını yada günahlarını Hz. İsa Alehisselâmın ve papazın üzerine yıkarak yada onlara yükleterek kurtulmak istemesi ve hiç pişmanlık duymadan eline geçen fırsatta hemen o günahı yada günahları tekrar işlemesi, Allah’ın (c.c.) günahları çok affedici ismiyle (el-Gaffâr) ilgisi olmayan bir durumdur.
Hıristiyanlıktaki bu özellikten dolayı bugünlerde pek çok Müslüman genç, yaşamlarındaki günahların yükünden zahmetsizce kurtulmak, nefislerinin arzuladığı bir kısım günahları rahatlıkla işlemek için Hıristiyan olmaktadır. Günahlardaki geçici zevk ve keyif o kadar kısadır ki tatmaya bile değmez. Halbuki İslam dininde helal dairesi keyfe ve zevke yetecek kadar geniştir. Öyle ki İslam dininin belirlediği çizginin ötesindeki keyifler ve zevkler daha dünya yaşamında bile insanın canını sıkmaya, huzurunu bozmaya başlar.
El-Gaffâru güzel ismine göre kula düşen görev, insanların kusurları ve yanlışları karşısında merhametli ve bağışlayıcı olmak, kendi günahları için de tövbe ederek Allah’ın (c.c.) affına sığınmaktır.
Günahları bağışlama anlamına gelen Allah’ın (c.c.) başka güzel isimleri de bulunmaktadır. Bunlardan bazılarını daha önce gördük: el-Gafûr, el-Gaffâr. Her iki güzel isim de Arapça’da aynı kökten, “örtmek” anlamına gelen bir fiilden türemişlerdir. Allah (c.c.) bu güzel isimlerinde “günahları örten” anlamına gelen bir tecelliyle kullarına yönelmektedir. El-Afüvvu güzel isminde ise “günahları silen” anlamı bulunmaktadır. Dolayısıyla el-Afüvvu güzel ismi, diğerlerine göre, daha geniş bir anlama gelmekte, günahlar karşısında daha köklü bir temizlemeyi karşılamaktadır.
Tabii el-Gafûr, el-Gaffâr güzel isimlerinde de bir “günahları bağışlama” anlamı bulunmaktadır. “Günahları örtmek” demekle onları gözlerden saklayıp bağışlamamak anlaşılmamalıdır. Bu güzel isimlerle vurgulanan anlam günahların bağışlandığı ama hesap defterinde, mahşer gününde kulun hafızasında vs. sabit kaldığıdır. El-Afüvvu güzel isminde bu bağışlanma, daha genel bir anlama sahiptir; günahların Kiramen Katibin Melekleri’nin hafıza ve defterlerinden, Levh-i Mahfuz’dan, kısacası ona tanıklık eden Allah (c.c.) dışındaki herkesin bilgisinden, hatta o kulun bilincinden de silinmesi demektir.
El-Gafûr, el-Gaffâr güzel isimlerindeki bağışlamayı şuna benzetebiliriz: Gün gelir bir zaman dost olduğumuz birine küseriz. Küsmemize neden olan konuda da kendimizi haklı görürüz. Buna karşın araya giren eş dost nedeniyle o kişiyle barıştırılırız. Ama bu barışma gönülden gelmemiştir, eş dostun hatırı için olmuştur. Eski hesap her ne kadar dile gelmese de bu yüzden kapanmamıştır. Küsmeden önceki samimiyet de hiçbir zaman gerçekleşmez. Çünkü o kişiyi bağışlamış olsak da küsmemize neden olan olayla ilgili davamız dilimize dolanmasa da yine de ister istemez kalbimizi ve kafamızı meşgul etmektedir. Oysa el-Afüvvu güzel ismindeki bağışlanma şuna benzer: Yine dost bildiğimiz birisine küseriz. Ama o kişi veya biz bu konudaki hatamızı kısa zamanda anlarız. Pişman oluruz. Hangimiz suçlu ise öyle bir bağışlanma diler ki onu affederiz. Artık bir daha ne o ne de biz o küskünlüğe neden olan şeyi hatırlamak bile istemeyiz. Her ikimizin de zihninde kötü anılar silinir gider.
Öyle anlaşılıyor ki el-Gafûr, el-Gaffâr güzel isimlerinde bağışlanma Allah’ın (c.c.) bir atası, ihsanı olarak gelmektedir. Belki bir ana-baba duası, Allah (c.c.) indinde güzel ve makbul bir iş… insanın bazı günahlarına kefaret olmakta, onları etkisiz kılmakta, bağışlanmasına vesile olmaktadır. Ama bu günahlar hesap defterinden silinmemektedir. Yüce Allah (c.c.) hesap günü bu günahları onun ve insanların önünde açıklayacak ve affettiğini de bildirecektir. Ama el-Afüvvu güzel ismindeki bağışlanma tövbe nimetiyle gerçekleşmektedir. Bu yüzden daha genel ve etkilidir. Allah (c.c.) tövbe ihsan ettiği kulun günahlarından el-Afüvvu güzel ismiyle tamamen vazgeçmekte, kulu ahiret günü bunlardan sorumlu tutmadığı gibi hiçbir şeyin ve kimsenin de bu günahları hatırlatmasını veya hatırlamasını istememektedir. Nitekim 99 Esma’ül-Hüsna tablosunda el-Afüvvu güzel isminin et-Tevvâbu güzel isminden sonra gelmesi de bunu düşündürmektedir. Gerçi her iki güzel isim arasında el-Müntekimu güzel ismi yer alsa da, bu güzel isim de Allah’ın (c.c.) tövbe yolu ile affına güvenirken kul haklarına dikkat etmemiz lüzumunu hatırlatmaktadır. Çünkü Allah (c.c.) mazlumun hakkını almayı da ihmal etmez.
El-Afüvvu güzel ismine göre kula düşen görev, insanların kusurları ve yanlışları karşısında merhametli ve bağışlayıcı olmak, kendi günahları için de tövbe ederek Allah’ın (c.c.) affına sığınmaktır.
Tövbe, imandan sonra bir insana ihsan edilen en büyük nimettir. Tövbe kelime anlamıyla “dönüş” demektir. Terim anlamı, kulun günahlarına pişman olup onları terk etmesi ve Allah’ın (c.c.) emir ve yasaklarına yönelmesidir.
Hadislerden anlaşılacağı üzere peygamberimiz (s.a.s) günde yetmiş (bir başka rivayette yüz) kere Allah’a (c.c.) istiğfarda bulunmaktaymış. Günahtan masum olan peygamberimiz (s.a.s) böyle ise bizim buna daha çok dikkat etmemiz gerekir.
Tövbe, Allah (c.c.) ile kişi arasında yapılan içten bir antlaşmadır. Dolayısıyla tövbe eden birisi değişimi içten bir duyguyla onaylamaktadır. Gözlerden damlayan birkaç damla yaş tövbedeki içtenliğin işaretidir. İnsanlar birbirleri ile olan sözleşmeleri çok kolay bozmaktalar. Çıkarlar söz konusu olduğunda işler değişmektedir. Ama Allah’a (c.c.) tövbe ile yönelen bir kul buna yürekten bir yolla, yani içten katıldığı için daha bir sadık olmaktadır. Böyle içten, kesin dönüşe tövbe-i nasuh denir. Zaten gerçek tövbe de ancak böyle mertçe yapılır.
Tövbenin temeli yapılan günaha kalp ile derin bir pişmanlık duymaktır. Nitekim peygamberimiz (s.a.s) de tövbeyi bir hadis-i şerifinde “günahlara pişmanlık” olarak tanımlamıştır. Tövbemizi bozsak bile yenileyebiliriz. Tövbe etmenin bir sayısı, sınırı yoktur.
Tarikatlara tövbe ile intisap edilirdi. Böylelikle bu içten değişime Allah (c.c.) dostları da tanık tutulurdu. Bu da güzel bir şeydi ve Allah (c.c.) ile kul arasında tövbe ile gerçekleşen içten pişmanlık duygusunu daha bir pekiştirirdi.
İnsan alışkanlıklarının tutsağıdır. Onları kolay kolay bırakamaz. Günahlar da bu özelliğe sahiptirler. İnsanda bağımlılık yaparlar. Ayrıca günahlar nefsin arzularını da okşar. Bu yüzden bir insanın günahlarına pişman olup Allah (c.c.) yoluna girmesi çok güçtür. İnsanların çoğu doğadaki bitkiler ve hayvanlar gibi pek varoluşlarını sorgulamadan yaşayıp ölmektedirler. Kendilerini değiştirmek gibi zorlu bir işe pek girişmek istemezler. Rahatlarına ve keyiflerine bakarlar. Tövbe etme sadece insanın iradesiyle gerçekleşen bir olgu değildir. İnsan günah olmayan bir alışkanlığını bile terk ederken büyük bir sıkıntı yaşamaktadır. Bu nedenle nefsi okşayan günahları terk etmek çoğu insan için ölmeyi istemek kadar imkansız bir şeydir. Aslında tövbe etmek de kişinin o andaki manevi varlığına son vermesi anlamına gelmektedir. Nasıl bir insanın kendi elleriyle kendisini öldürmesi çok güç bir şeyse, daha doğrusu intihar etmek isteyen bir insan nasıl bu konuda yaşamsal bir sıkıntı yaşarsa bir insanın alıştığı ve zevk aldığı günahlardan dönmesi de o kadar zor bir iştir. Bu yüzden tövbe etme Allah’ın (c.c.) et-Tevvâb güzel ismiyle ilişkilendirilmiştir. Buna göre tövbe nimeti kulun bir eseri değil, Allah’ın (c.c.) kuluna şükretmesi için verdiği bir nimetidir. Kulun tövbe nimetini kendisinden bilmesi büyük bir hatadır. İnsanı boş gurura, aldanmışlığa götürür. Şeytanın oyuncağı kılar. İnsan başına gelen hayır ve şerrin Allah’tan (c.c.) olduğuna inandığı gibi tövbe nimetini de O’ndan bilmelidir. Yani insan Allah (c.c.) dilediği için bu tövbe nimetine ermektedir.
Tabii bu büyük nimet de Allah (c.c.) tarafından kullarına gelişigüzel dağıtılmamaktadır. Bunun bir sünnettullahı bulunmaktadır. Allah (c.c.) yanlış yolda olan kullarına önce ikazlarda bulunur. Onları anlayacağı dillerle uyarır. Bu uyarılara “ayet” diyebiliriz. Kul kadere olan inancıyla, yani başına gelen iyi ve kötü şeylerin (ayetlerin) bir tesadüf eseri olmadığına, bunların yüce Allah’ın (c.c.) izni ve yaratmasıyla meydana geldiğine inandığı zaman bunlardan kendince bir ders çıkarır. Tuttuğu yolu ölçüp biçer. Örneğin bela ve musibetlerle günahlarının acı meyveleri arasında bir ilgi kurar. Hatasını anlar. İçten bir pişmanlık duyar. Günahlarından dönüp Allah’ın (c.c.) emir ve yasaklarına uymak ister. İşte tövbe böylece gerçekleşmiş olur. Bu bakımdan tövbe nimetinin kula erişmesinde kadere, hayır ve şerrin Allah’tan (c.c.) geldiğine inanma önemli bir rol oynar.
Herkesin anlayışına ve algı dercesine göre tövbe nimetinin kalpte uyanması için farklı bir işlem gerekebilir. Bunu da en iyi bilen Allah’tır. Allah (c.c.) tövbe etmeye müsait kullarına bir vesileyle yaklaşır ve onların günahlarına pişman olup doğru yola gelmesini sağlar.
Tabii tövbe için gelen ayetlerin kadrini kıymetini bilmeyenler de vardır. Bu tipteki insanlar başlarına gelen bela ve musibetleri Allah’tan (c.c.) bilmedikleri için onlardan gerekli dersleri alıp da tövbe edemezler. Onlar için her şey bir tesadüften ibarettir.
Çoğu insanın ibadetlerini yapamamalarının nedeni içerisinde bulundukları günahlardır. Günahlar ile ibadetlerin kalpte buluşmaları, biraraya gelmesi adeta imkansızdır. Bunlar mıknatısın aynı kutupları gibi birbirini sürekli iterler. Hele hele bir günahkarın namaz kılması çok zordur. Çünkü namazın esprisi yüzünü, yönünü Allah’a (c.c.) çevirmek, Allah’ın (c.c.) huzurunda bulunmaktır. Günahlarla namazda Allah’a (c.c.) dönmeye kendimizde bir güç ve kudret bulamayız. Bu durum kendisine karşı kabahat işlediğimiz bir insanın yüzüne bakamamak gibi sıkıcı bir durumdur. Çoğu kişinin namaz kılmak istediği halde namaz kılamamasının, namazda bir huzur ve zevk alamamasının nedeni de budur. Günahlara tövbe etmeden Allah’ın (c.c.) karşısına geçmek adeta imkansızdır. Namaz öncesi alınan abdest de sanki tövbenin simgesi gibidir.
“Sen çok büyük günahlar işledin. Allah (c.c.) bunları affetmez.” biçimindeki bir düşünce, şeytanın bir vesvesesidir. Zira Allah (c.c.) samimi bir tövbe ile kulun bütün günahlarını bağışlayacağını Kuran-ı Kerim’de pek çok ayette belirtmektedir.
Tövbe insanın nefsin egemenliği altından kurtulup gerçek özgürlüğe, Allah’a (c.c.) kul olmaya doğru yol almasıdır. Nefsinin esiri olarak azgınlaşıp günah işleyen insanlar özgür olduklarını, hayatlarını diledikleri gibi yaşadıklarını sanırlar. Oysa günahlar insanın yaratılış amacına ters düştüğü için ruhta onmaz çeşitli hastalıklara ve rahatsızlıklara neden olur. Böyle bir insan huzurunu yitirmiştir. Günahlar onu sarıp sarmalamış ve çeşitli manevi sıkıntılara sokmuştur. Tövbe edip Allah’ın (c.c.) emir ve yasakları istikametinde yaşamlarına yeni bir biçim ve yön veren insanlar Allah’ın (c.c.) emir ve yasaklarına uydukları için vicdanları rahattır. Ruhlarında sonsuz bir huzur bulunur. Bu da yüzlerindeki iman nuru ile ışıldar. Gerçek özgürlüğün ve yaratılış amacına uymanın derin hazzını tadarlar.
“Ancak kim tövbe ve iman edip salih amel işlerse, işte böyle olanların Allah kötülüklerini iyiliklere(kötü huylarını iyi sıfatlara ) tebdil eder. Allah çok bağışlayıcı ve çok merahmetlidir. Kim tövbe eder salih amel işlerse, Allah’a tövbekar döner ve muhakkak o kimsenin tövbesi kabul olunur.”
(Furkan suresi, ayet 70-71).”
Et-Tevvâb güzel ismi ile insana düşen bilinç şudur: İnsanın Allah’ın (c.c.) iman ve ibadetlerdeki rızasına, günahlardaki ve haramlardaki öfkesine rağmen günahta ısrar edip tövbeyi geciktirmesi, Allah’ın (c.c.) emir ve yasaklarına uymaması büyük bir talihsizliktir. İnsanı ebedi pişmanlığa sürükleyebilir.
Bakın Allah ne kadar affedici, hoşgörülü peki ya onun kulları bizler? Onun kadar olmasa da onun kulu olmak hasebiyle bir nebze de olsa bizim de diğer insanlara karşı böyle olmamız gerekmez mi?
Muhsin İyi

Allah Zengindir, (El-Ganiyy), Dilediğini Zengin Eder (El-Muğnî)

Yazan: Muhsin İyi16 Nisan 2012 – 17:32 tarihli yorum

Allah (c.c.) evreni, içerisindekileri yoktan yaratmıştır. Bunları yaratırken de Kendi’sinden bir şey eksilmemiştir. O’nun yaratması sadece “Ol!” emriyledir. Tüm zenginlikleri bu şekilde O yarattığı gibi daha nicelerini de yaratmaya güç ve kudret sahibidir. Bundan dolayı O mutlak zengindir.

El-Ganiyy (Allah [c.c.] kimseye muhtaç olamayan zengindir) güzel ismi ile kula düşen görev, Allah’ın (c.c.) zatıyla ve sıfatlarıyla ne ibadetlerimize ne de başka bir şeyimize muhtaç olmadığını bilmektir. O mutlak zengindir. Herkes O’na muhtaçtır. Varlık âlemini de rahmetiyle yaratmıştır.

Ruhumuz ibadetlere bedenimizin temel ihtiyaç maddelerine gereksinim duyması gibi muhtaçtır. İbadetlerle manevi dünyamız zenginleşir, bu sayede bizler yaratılış amacına uygun bir yaşam sürebiliriz. Dünyada ve ahirette huzura ve mutluluğa erebiliriz.

Zenginlik, yoksulluk gibi bir imtihan konusudur. Aslında bu dünya bir ceza ve ödül yurdu değildir. Zenginlik de yoksulluk da bir hikmete göre taktir edilmiştir. Bu bakımdan zengin olan kimselerin varlıkları ile Allah (c.c.) tarafından ödüllendirilmediğini, ebedi ahiret yurdu için imtihan edildiklerini düşünmeleri gerekir. Tabii aynı şeyi yoksulluk için de düşünmeli, kişinin yoksullukla Allah (c.c.) tarafından cezalandırıldığını varsaymaktan ziyade imtihan edildiğini düşünmek daha doğrudur. İnsan kendisi için zenginliğin mi yoksa yoksulluğun mu daha hayırlı olduğunu bilemez. Allah (c.c.) kulları için en hayırlı olanı ezelde tespit etmiş, bu konudaki kısmetimizi kaderimizle belirlemiştir.

İnsanın kendisiyle barışık olması, öncelikle toplumsal konumunu, ekonomik durumunu kabullenip haline şükretmesiyle olur. Tabii Allah’ın (c.c.) fazlını ve rahmetini aramak, meşru yollarla varlıklı olmaya çalışmak da yanlış şeyler değildir. İnsan dünya ve ahiret dengesini kurduktan sonra zenginlik de güzel bir şeydir.

Zengin olmak, beraberinde üstesinden kalkamayacağımız bazı sorumlulukları da getirebilir. Çünkü bir mali ibadet olan zekât ancak zenginlere farzdır. Pek çok varlıklı insanın namaz kılmaya gayret ettikleri halde zekât vermemeleri, bunun için olmadık çarelere başvurmaları, şu veya bu fetvayla zekâtı üzerlerinden atmaya çalışmaları bu ibadetin yerine getirilmesinin ne kadar zor olduğunu göstermektedir. Halbuki artıp çoğalan sermayenin % 2.5’u devede kulak misalidir. Ama demek ki nefis onda bile açgözlü davranmakta, Allah’ın (c.c.) hakkına tecavüz etmektedir. Tabii bu açgözlülük zenginlik artıkça daha da ziyadeleşmektedir. Öyle bir duruma ulaşmakta ki artık nefis açgözlülüğe boyun eğmekte, zekât emri için Allah’a (c.c.) isyan etmektedir. Hatta öyleleri namazı da terk etmektedirler.

Müslümanların zengin olması arzulanan bir şeydir. Çünkü zenginlik dünyada izzet ve şereftir. Allah’ın farz ibadetleri olan zekât ve hac ancak zenginlere mahsustur. Müslümanlar zengin olduğunda Allah’ın dinine daha büyük hizmet ederler. Bu çağda cihat, genellikle başka yollarla yapılmaktadır. Eskiden savaş meydanlarında yapılan cihat bugünlerde genellikle çeşitli hizmet kapılarıyla devam etmektedir. Bunlar için zengin Müslümanların gayretleri önemli bir yer tutmaktadır. İnsan niyetini halis tutmakla Allah’tan dünya zenginliği isteyebilir. Bunun için dualarında Allah’ın dinine hizmet için zenginlik talep edilebilir.

Allah’ın El-Ganiyy, El-Muğnî güzel isimlerinin en önemli faziletleri, bu güzel isimleri daima zikredenleri Allah’ın zengin kılmasıdır.

Hadis-i şeriflerde her gün Vakıa suresini okumanın da kişiyi zengin kılacağı belirtilmektedir. Bu zenginlik o kişiye aklına gelemeyeceği iş kapılarının açılması şeklinde olabileceği gibi bereketin evine, işine yağması biçiminde de kendisini gösterebilir. Kuran-ı Kerim’in bu mucizesi akılları hayrette bırakır. Yeter ki ilgili sureyi hiçbir gün ara vermeden daima belli bir zamanda okuyalım. Bu, yıllar sonra meyvelerini açıktan vermeye başlar. Yani önce gizliden sonra ilahi bir ikram olarak açıktan nimetlerini ortaya serer. Böylece Kuran-ı Kerim o kişinin imanını güçlendiren bir mucize olur. Tabii bu surenin dünyaya bakan fazileti yanında ahrete bakan mükâfatı da vardır. Bu da inşallah cennet nimetleridir. Asıl ona talip ve müşteri olmak gerekir. Her ibadette Allah rızasını gözetmek edebin ve ihlâsın ölçüsüdür.

Yüce Allah kullarının rızıklarını ezeli bir taktirle tayin etmiştir. Zenginlik Allah için istenirse güzel bir şeydir. Nefis hesabına istenirse insanı yoldan çıkarabilir. Bu dünya bir imtihan yurdu olduğu için aklı başında olan arifler, İslam âlimleri, hatta peygamberler Allah’tan kendilerine ve ailelerine yetecek kadar bir maişeti istemişlerdir. Zenginliğe göz dikmemişlerdir. Bu konuda fazla açgözlü olmamışlardır. Yalnız Hz. Süleyman Aleyhisselam, Allah’tan kimseye nasip olmayacak bir devleti ve zenginliği istemiştir. Ama o sadece Allah’ın dinini cihana yaymak için bunu talep etmiştir. Kendisi bu zenginliğin içerisinde bir züht hayatı yaşamış, arpa ekmeği dışında bir şey yemediği rivayet edilmiştir. Kuşkusuz çağımızda da İslam dininin yükselmesi için Müslümanların da tıpkı Hz. Süleyman (a.s.) gibi davranması gerekir.

Allah’ın bu güzel isimlerini zikrederken edebe ve ihlâsa çok dikkat etmelidir. Onun bu güzel isimlerini zikirle elde edilecek dünyevi yararlar düşünülmemelidir. Maksat bu güzel isimlere yaraşır bir şekilde yüce Allah’ı övmek, yüceltmek olmalıdır. Bu açıdan şu ayet-i kerimeyi her zaman dikkate almak gerekir: “Kim ahiret mahsulü isterse onun ürünlerini fazla fazla artırırız. Kim de sırf dünya menfaati isterse ona da ondan veririz, ama ahirette onun hiç nasibi olmaz. (Şûrâ suresi, 20).”

El-Muğnî (Allah [c.c.] dilediğini zengin eder), El-Ganiyy (Allah [c.c.] kimseye muhtaç olamayan zengindir) güzel isimleri ile kula düşen görev, Allah’tan (c.c.) zenginlik isterken kimseye muhtaç kılmayacak, azdırıp yoldan çıkarmayacak derecede dilemek gerekmektedir.

Muhsin İyi


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

14 soru “Allaha Tövbe Etmek, Allah’ın Bağışlaması, Affı (Et-Tevvab, El-Gafur, El-Gaffar)

  1. Ben evliyim iki tane cocugum var ben bu gunaha namaz kilarken ramazan ayinda da yaptim soyle hissediyom sanki allah oldukten sen haddini fazla astin diyip azap cektirir diyorum cektirmemesi icin nasil bir tovbe eseyim

    • Kardeşim nefsine hakim olmayı öğreneceksin. Hepimiz erkeğiz. Nefsimize uymuş olsak şeytan bizi yerden yere vurur. Allah hiç bir nefse kaldıramayacağı yükü yüklememiştir. Benim nefsime gücüm yetmiyor sözü boş ve manasızdır. Zinadan kurtulmak için oruç tut, Müstehcen filmleri seyretme. Genç ve güzel kadınlara bakma. Zinanın günahı çok büyüktür. Zina yapanları Allah ateşten tabutun içinde cehenneme atacaktır. Kişi zina yaparken iman ondan çıkar buyurmaktadır Peygamber efendimiz. Zina esnasında ölen imansızdır. Bu azaplara düçar olmak istemiyorsan, zina yapmamak için Allaha söz vermelisin ve sonsuz pişman olmalısın.

    • Özcan bey zinadan kurtulmak için oruç tut, imkanların uygun ise evlen. Müstehcen filmleri seyretme. Genç ve güzel kadın kadınlara zaruret olmadan bakma.

  2. Şimdi bugunahlarima karsi ayet yada hadis varmi buduruma dusenler boyle yaparlarsa allah cc onlarin gunahlarini bagislar diye.?
    Bugune kadar hep yapmicam dedim defelarca tovbe ettim samimi tovbeler ettim yenik dustum ama allahin izniyle artik ahirette allahin karsina hangi yuzle cikicam onu nasil hesap veririm onun korkusu basladi onu dusunuyorum numara yada etrafimda degil bukisiler her yerde karsima cikiyolar bende yenik dusuyorum ama artik yapmicam.

    • Allahu teala buyurdu ki ayet-i kerime de mealen:
      -“Allah, o müminlerin geçmişte yaptıkları en kötü hareketleri bile örtüp bağışlayacak ve yaptıkları amellerin en güzelleriyle mükâfatlar ihsan edecektir.”
      (Zümer Suresi, Ayet: 35)
      Peygamberimiz bir hadis-i şerifinde buyurdu ki, mealen:
      -“Allahü teâlâ, tevbe edenin günahlarını, yazıcı meleklerine unutturduğu gibi, kulun kendi organlarına ve dünyada bunu bilenlere de, unutturur. O kimse, Allahü teâlâya kavuşunca, artık günahı sebebiyle aleyhine şahitlik edecek kimse kalmaz.” (Hadisi İbn-i Asakir)
      Özcan, size nasıl hitap edeceğimi bilmiyorum bay mısınız, bayan mı? Şunu biliniz ki Allahu tealanın sonsuz affı karşısında sizin sınırlı günahınız okyanusta bir damla bile değil. Allahtan ümidinizi kesmeyin. Allahtan ancak kafirler ümidini keser. Her yerde karşınıza çıkan bu kişiler de kim oluyor.? Siz istemedikten sonra hiç bir kimse sizi taciz edemez. Orman kanunu yok. Siz kendinize çeki düzen veriniz. Bekarsanız evleniniz.

    • “Allaha kendimi ispatlamak icin duamda diyorum ki bir daha karsima cikar bak bu gunaha dusmucem diyorum. cikiyo ve ben yenik düşüyorum. bunun yanlis oldugunu anladim ve soyle dua ettim “allahim beni bana birakırsan ben yenik dusuyorum senin izninle bir daha yapmicam boyle bir gunah karsima sen cikarma” diyorum olmuyo. bu gunahi bana cirkin goster allahim diyirum olmuyo olmuyosa allahin bir bildigi vardir mutlaka diyorum.
      “Allaha kendimi ispatlamak icin duamda diyorum ki bir daha karsima cikar bak bu gunaha dusmucem diyorum” demeniz yanlıştır. “Allahım bir daha o ve benzeri günahlara düşmekten sana sığınırım.” diye dua ediniz. Zina ortamından uzak durmak lazım. Zina çok büyük bir günahtır. Tövbe etmeden ölen kimse ateşten tabut içinde cehenneme atılacaktır. Ayrıca son nefeste imansız gitmeye sebeptir.
      O kadına ait telefon numarasını siliniz, semtinizi de değiştiriniz.

  3. Mesela tovbe ediyorum allaha kendimi ispatlamak icin duamda diyorumki birdaha karsima cikar bak bu gunaha dusmucem diyorum cikiyo ve ben yenik dusuyorum bunun yanlis oldugunu anladim ve soyle dua ettim allahim beni bana birakursan ben yenik dusuyorum senin izninle birdaha yapmicam boyle bir gunah karsima sen cikarma diyorum olmuyo bu gunahi bana cirkin goster allahim diyirum olmuyo olmuyosa allahin bir bildigi vardir mutlaka diyorum

  4. Ben birde namaz kiliyorum namaz kilarken bu gunahlari isliyorum birdaha yapmicam kesin desem tovbe etsem diyorum ama sami mi degilmisim gibi hissediyorum hep diyorum ama gene yapiyorum keske tamam bu son hakkindi fakat birdaha yaparsam nevsine kesin zulm edenlerden olursun sunu su tovbeyi edip sunlarida yaparsan bundan sonra boyle yasarsan allah seni af eder dicek kesin ve kati bir soz bir ayet varmi insallah vardir ben kendimi cok kotu hissediyorum ve been evliyim 2 cocugum var ne olur bana cikar bir yol gosterin allah rizasi icin

  5. E allahin hic sevmedigi biir gunah isledim defalarca tovbe edip defalarca ayni gunahi yaptim cok icten hatta alamali tovbelerde ettim peygamberi meleklerini sahit tuttum tovbemde yine gunaha dustum ne yapsam allah beni kesin affeder bu gunahlarimin karsisinda ne kefareti odesem beni affeder icim cok sizliyo bundan kurtulmam lazim artik

    • Özcan, Allah günahlarını bağışlasın tövbeni kabul etsin. Her ne işlediysen şunu bil ki Allah bütün tövbeleri kabul edicidir. Yeter ki siz sözünüzde durup tövbenizi bozmayınız. Bozarsanız yine tövbe ediniz. Zira Allah samimiyetle yapılan tövbeleri ölüm saati gelene dek kabul eder. Ancak tövbeyi korumak ise size bağlıdır. Öncelikle kötü arkadaş çevresini ve sizi günaha yönlendiren şeylerden uzak olmalısınız. Aksi halde asla tövbenizi koruyamazsınız ve Allah katında yalancılardan yazılırsınız.